KAKTÜS ÇİÇEĞİ

Dünyaca ünlü kemancı Fritz Kreisler konserini bitirmiş, salondan ayrılıyormuş.
Bir hayranı yaklaşmış yanına.
“Üstat” demiş, “Sizin kadar mükemmel çalabilmek için tüm ömrümü kemana verirdim.”
Gülümseyerek yanıtlandırmış hayranını Kreisler; “Ben verdim.”

***

“İyi yemek, kısık ateşte pişer” der eskiler.
Çok basit gibi görünse de aslında derin anlamlar içerir bu öğreti.
Eğer bir an önce pişsin diye ocağı çok açarsınız yakarsınız yemeği…
Ya da lezzetten mahrum kalır pişirdiğiniz şey…
Zira her şeyin bir zamanı vardır.
Ve her şey, zamanını bekler.

***

Güneşin ne zaman doğacağı bellidir.
Bilim ne kadar ilerlerse ilersin, insanoğlu doğaya ne kadar hükmederse hükmetsin, değiştirebilir mi şafağın sökeceği anı?
Keza mümkün müdür ayın doğuşuna müdahale etmek?
Olası mıdır, örneğin dolunayın doğacağı günü kararlaştırabilmesi insanın?

***

Kelebek kozadan çıktığında uçamaz.
Kanatlarının kurumasını, yayılmasını, güçlenmesini bekler.
Sabreder uçmak için.
Bilim insanları bir deney yapmışlar.
Zamanından önce delip kozayı, kelebeği dışarı çıkarmışlar.
Ne mi olmuş?
Kanatları hala ıslak olduğundan uçamamış, ölmüş kelebek.
Günü gelmemiş çünkü.
İnsan yavrusunun keza, doğumu için gerekli süre belli değil midir?
Prematüre doğmuş bebeklerin hayatta kalma çabası, her şeyin zamanını beklediğini hatırlatmıyor mu insanoğluna?

***

Kabul edelim ya da etmeyelim ilahi bir zamanlama söz konusu doğada.
Ve doğanın bir parçası olan insanoğlu da alıyor bu tanrısal zamanlamadan nasibini.
Yırtınsa da değiştir(e)miyor kurulmuş ilahi saatin ayarını.
Çok küçük bir bölümüne hükmedebiliyor belki zamanın.
Ama son tahlilde, her şey “zaman”ını, herkes “gününü” bekliyor…
Sabırla…

***

İnsanın içindeki nefis sabırla yetişiyor, büyüyor.
Ruhun tekâmülünü sağlıyor sabır.
“Hamdım, piştim, oldum” diyor Mevlana.
Pişmek aslında insanın ham olduğunu kabul etmesiyle başlıyor.
Ve ancak sabırla yanmayı bekleyen, sebat eden pişiyor, oluyor.
Saint Augustine’in de söylediği gibi, sabır bilgeliğin bir diğer boyutu bu bağlamda…

***

Değerler erozyonu “sabır” olgusunu da önüne katmış sürüklüyor.
Sebat etmenin erdemi unutuluyor.
Günümüz insanının kronik mutsuzluğunun, huzursuzluğunun en önemli sebeplerinden biri bu belki de.
Her şeyi bir an önce yaşama, her şeye bir an önce sahip olma sabırsızlığı…
“O gün”ün veya “bir gün”ün gelmesini beklemektense her şeyin “bugün” olmasını isteyen ruhun aceleciliği…

***

Çok değil, bundan otuz kırk yıl öncesinde kumbaraları vardı çocukların.
Tasarruf ruhunu aşılardı çocuğu kumbara…
Ama ondan da önce bir sabır eğitimiydi aslında.
Tek tek atılan paraların zamanla birikmesini beklerdi çocuklar.
Ve sabrının mükâfatı yeni bir oyuncak olarak geri dönerdi sebat eden çocuğa…
Bu yüzden eskiden çocuklar daha çok değerini bilirdi oyuncaklarının.
Bugün oynadığı oyuncağını ertesi gün kaldırıp bir kenara atan günümüz çocuklarının maymun iştahlılığı da bundan aslında.

***

Çilesini çekmediği, emek vermediği şeyin değerini bilemez insan.
Ki sabır; özlenene kavuşma yolunda çile çekme sürecidir aslında.
Kim bilir, belki de o yüzden eski aşklar daha köklü, eski evlilikler daha sağlamdı.
Kavuşabilmenin zorluğuydu sevgileri değerli kılan.
Ve vuslatı anlamlı kılan da, işte o sabır yüklü bekleyişti belki de…

***

Taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir.
“Taş bu, delinmez” demeden sabırla aynı noktaya düşen damlaların zaferidir.
İnsanın olgunlaşması da, başarıya ulaşması da aynı kararlılığın ve sabrın sonucu değil mi?
Ne güzel söylüyor Cenap Şahabettin: “Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri ise sürünerek gelmiştir.”
Süzülerek gelen ilk sert rüzgarda devrilir gider.
Sürünerek gelense bir daha ayrılmamak üzere yerleşir zirveye.
Sabırlı insan sürünmeyi göze alandır.
Sabır, hazmetmeyi öğretir insana.
Hazmetmek de zamanla mümkündür zaten…

***

Her şey zamanını bekler.
Başarı, aşk, olgunlaşma, mutluluk, huzur vs…
Tüm duyguların içini dolduran sabırdır.
Kabullenmek, boyun eğmek değildir sabretmek; bilakis direnmektir, savaşmaktır.
Ve sadece sabretmek değildir önemli olan.
Sabrederken, “gününü” beklerken yaptıklarıdır insanı beklentisine ulaştıran.
Tutkuyu tutku yapan uğrunda göze alınanlardır.
Sabır da tutkunun sınanma sürecidir bu bağlamda.
Sabırda kararlılıktır tutkuyu derinleştiren.
Ve o “umut”tur sabır ateşini diri tutan…

***

Yaşam mucizelerle, sürprizlerle doludur. İtalyan atasözünün de söylediği gibi, “Şişman kadın son aryayı söylemeden konser bitmez.”
Beklediğiniz şansın ne zaman kapınızı çalacağını asla kestiremezsiniz.
“Her şey bitti” dediğinizde belki de yeni başlıyordur, nereden bilebilirsiniz ki?
Yarın hayatınıza kimin gireceğini ve size hangi yolu açacağını kestirebilir misiniz? İlahi saatin “tik tak” larına kulak vermektir sabretmek.

***

Sabırsız ruhun isyanı nafiledir.
Neden olmuyor?
Neden hala istediğim noktada değilim?
Neden o kişi karşıma çıkmıyor?
Neden?
Neden?
Neden?
Nedeni bellidir aslında; “günü gelmemiştir” de ondan.
Her şey zamanını bekler.
Ve “o gün” er ya da geç gelir.
Dünyanın en güzel çiçeği kaktüste açar. Ama bunu, ancak sabretmesini bilenler görür…

 

 

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir