DÖNÜŞÜ OLMAYAN GİDİŞLER

Hangisi daha zordur?
Gitmek mi?
Yoksa bir daha dönmemek mi?
Hangisi daha cesurdur?
Giden mi?
Yoksa dönmemeyi göze alabilen mi?


Gitme kararıyla değil, dönmemeyi kabul etmekle başlar asıl yolculuk…
Gemileri yakmak…
Köprüleri yıkmak…
Ceketi alıp; çıkıp gitmek…
Ve giderken, dönüp de arkaya bakmamaktır bazen vedaların en onurlusu… 
Hatta özgürlüktür bazen gidebilmek…


Her ayrılık mutlaka kavuşmaya gebe değildir…
Olmak da zorunda değildir zaten…
Bazen “elveda”lar taçlandırır vedaları…
“Gitmek mi zor, kalmak mı zor?” diye soruyor şair…
Kalmanın hiçliği ağır basıyorsa…
Gitmektir en doğrusu…
Kararlı bir biçimde…
Hansel ve Gratel gibi ekmek kırıntıları bırakmaksızın arkada…
Dönüş yolunu anımsatan bütün izleri yok ederek…


Moğol Hükümdarı Cengiz Han çok zorlu bir savaştadır…
Düşmanının kalabalık ve güçlü ordusu tarafından kuşatılmıştır.
Savaşı kaybetmek üzeredir…
Derken, kulakları sağır eden gök gürültüleriyle, sağanak yağmur indirir…
Geleneklerinde gök gürültüsünü tanrının öfkesi olarak yorumlar Moğollar…
Savaşı bırakıp kalkanlarının altına gizlenirler…
Ama Cengiz Han atından inmez…
Bunu gören askerleri komutanlarının duruşundan etkilenerek cesaretlenir…
Nitekim savaşı kazanır Cengiz Han…
Savaştığı ordunun esir düşen komutanı sorar Cengiz Han’a…
“Gök gürlerken tanrının gazabından korkup hepimiz kalkanlarımızın altına saklandık… Sen neden atının üzerinde kaldın?”
“Çünkü kaçacak, saklanacak, dönecek yerim yoktu.” yanıtını verir Cengiz Han…
“Tek yapabileceğim savaşmaktı…
Ve savaştım…”


Hep böyle olmaz mı zaten hayatta?
Kaçacak bir yeri olduğunu bilen mutlaka ve bir şekilde kaçar…
Dönecek yeri…
Ya da gitmeye cesareti olmayan da her zaman geri döner…
İnsanın doğasında vardır kendisini garantide hissetme ihtiyacı…
Ama dönecek, saklanacak bir yer kalmayınca…
Dönüş yolu kapandığında ortaya çıkar ruhun gücü…


Gitmek hep korku verir insana…
Belirsizlik ürkütür…
Risk…
Kaybolma, kaybetme korkusu…
Bu yüzdendir birçoğumuzun geçmişinde kalmak istemesi…
Bilinmezdir çünkü yarın…
Oysa dün…
Oysa geçmiş…
Oysa ayrıldığımız liman “bizim”dir…
Korkutmaz bizi…
Gidişler ise tavlada dönüp duran, kaç geleceğini kestiremediğimiz bir zar…
Dönüşler hep güvenlidir bu yüzden…
Gidişlerin korku vermesi bundandır işte…


Bitirdikleri ilişkilere yeniden başlayanlar…
Ayrıldıkları işlerine yeniden dönenler…
Boşandığı eşleriyle yeniden evlenenler…
Yeni bir şehre, ülkeye yerleşse bile yeni hayatlarına adapte olamayanlar…
Hepsi gerçekten gidebilmeyi göze alamayanlardır aslında…
Değişimin korkusuyla…
Geçmişin “değişmez kader”ini kabullenenlerdir…
Yeni kapıların ardındakini görme cesaretini bulamayıp…
Defalarca açıp kapattıkları kapıları yeniden çalanlardır…
Uçurtmalara benzerler…
Kendilerini bağlayan ipin uzunluğu kadar yükselebilirler ancak…
Oysa gerçekten gitmek, balonun ipinden kurtulmasıdır…
Bir daha geri dönmemecesine yükselmek, yükselmek…
Ve gözden kaybolmak…


Gidememe korkusu, mutsuzluğu gönüllü kabulleniştir çoğu zaman…
Hiç sevmediği, her gün söylenerek gittiği işinden ayrılamayanlar…
İçinin tamamen boşaldığını görse bile ilişkilerini noktalayamayanlar…
Kendilerini ait hissetmeseler de bulundukları ortamı terk edemeyenler…
Hepsi, ama hepsi gidebilme cesaretini gösteremeyenlerdir…


 
Kalmanın anlamı bittiyse…
Gitmektir en doğrusu…
Arada kalmak acıdan başka bir şey vermez…
Gidene de…
Uğurlayana da…
Murathan Mungan’ın şiirinde söylediği gibi…
“Mümkün mü artık dönmek?
Onca yollardan sonra, yeniden yollara düşmek?”
Dönüşü zor gelen…
Belki de “dönülmemesi” gereken” yollar da vardır hayatta…
Tası tarağı toplayıp…
Anıları kutularına yerleştirip…
Gitmek yeğdir bazen…
Tek yön için alınmış biletlerimizi cebimize koyarak…


“Ne şiş yansın ne kebap” sözü gizli bir riya içerir aslında…
Birinden birini yakmak kaçınılmazdır…
İki seçenek kalır bazen insanın önünde…
Gitmek ya da kalmak…
Belki gitmişsinizdir çoktan, ama hala kaldığınızı sanırsınız…
Ya da gittiğinizi sansanız da hep kalmışsınızdır aslında…
Her şey o kararı verene kadardır
biraz da…
Her tercih bir vazgeçiştir…
Vazgeçebildiği anda başlar insanın yolculuğu…


Kaptanın cesaretidir yolculuğun rotasını belirleyen…
Yelkenlerin büyüklüğü değil…
Her deniz patladığında korkup dümeni yeniden karaya kırıyorsa…
Kaptanın kaderi olur artık sığındığı körfez…
En ufak bir dalgada bile döner, saklanır limana…
Oysa yürek ister okyanusu aşmak…
Kararlılık ister…


Güçlü insanlardır gerçekten gidebilenler…
Bazen atın ayağı kırılır…
Dönüşü yoktur artık…
At da acı çekmektedir…
Atın acı çekişini seyreden sahibi de…
İşte, bağra taş basabilmek…
Kaçınılmaz gerçeği kabullenmek…
Ayağı kırılan atı çekip vurabilmektir gerçekten gitmek…

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir