TUĞBA ÖZAY İLE ÖZEL RÖPORTAJ

Program nasıl gidiyor?
Kuaförüm Sensin’e başlayalı 3 ay oldu. İlk gün acayip yorucu geçmişti ve benim burada ne işim var demiştim. Ertesi gün çekime gittiğimde hatta ilk günün gecesinde baya ağladım. Sinirlerim çok bozulmuştu. Yaklaşık on altı saat falan kaldık çekimde ve iki bölüm birden çektik. Bir anda sudan çıkmış balığa dönmüştüm. On altı saat bir stüdyonun içerisinde kalmak ilk gün bana ağır geldi. Ki ben biliyorsun setlere çok alışkın biriyim. Hayatım televizyon programlarında geçti. Özellikle dizileri bu yüzden kolay kolay kabul etmiyorum. Ama ikinci gün ve ertesi hafta özellikle tamamen attım o stresi üzerimden ve şu an çok mutluyum. Çok güzel bir ekiple çalışıyorum. Global Medya ailesinin içerisinde olmak beni sevindiriyor. Dinamik, genç bir ekibimiz var. Bir de proje de güzel… Bana yabancı olmayan bir iş içerisindeyim. Gerçi ben elimi hangi işe atsam o işin altından kalkarım. Yani bana ekonomi de, ekonomi de yaparız. Magazin de magazin olur, yarışma, eğlence, sağlık müzik… Aklına ne geliyorsa hepsini yaptım. Yüzlerce televizyon programım var. Ama ilk kez böyle bir programın içerisinde jüri olarak görev alıyorum. Modayla iç içe bir program. Her programda bir konseptle izleyicinin karşısına çıkıyoruz. Konuları genelde ben de belirliyorum. Konsepte de uygun giyinip çıkıyorum. Bu da tabi insanların hoşuna gidiyor. Özellikle kadınlar ve çocuklar çok ilgili. Çünkü takılarım, gözlüklerim, elbiselerim hepsi bir olay oluyor. Keyifli, zaten çalışma arkadaşlarım Ketenci olsun, sunucumuz Kansu olsun Ayşegül Kartal keza Adnan çok eski dostlarım. Eğleniyoruz, iyi ki şu anda bu projenin içerisindeyim diyorum. Çünkü bir de haftanın 5 günü ekrandasın. Günde 2 defa yayınlanıyor. Çok da izleniyor. Ekran beni özlemiş, ben de ekranları özlemişim. En son Survivor, sonra sağlık programı yapmıştım.

Diğer programlar hangi kanaldaydı?
Show Turk TV ve Halk TV’de yapmıştım. Survivor’dan sonraki süreçte televizyonda bu tip projelerde yer aldım. Böyle bir projenin içerisinde yer almalıymışım demek ki çünkü gerçekten izleyici de beni çok özlemiş. Tubistlerimiz… Yaşasın Tubistler… Şu anda dünyanın dört bir yanındaki Tubistler’den çok güzel mesajlar alıyorum. Sosyal medya üzerinden bana ulaşıyorlar. Onların yorumları, eleştirileri benim için çok kıymetli. Hepsini dikkate alıyorum. Ama tabi bildiğimden şaşmıyorum.

Öğretmen anne ve babanın tek çocuğusunuz. Nasıl bir ailede yetiştiniz?
Annem matematikçi, babam edebiyatçı ama babam aynı zamanda siyaset bilimci. İkisi de eğitimci insanlar. Bir de yazar kimlikleri var. Beni bir kere çok serbest yetiştirdiler. Kendime olan güvenimin gelişmesi açısından özgür bıraktılar. Fakat bir o kadar da nefesleri hep ensemdedir. Beni hemen her kursa göndermişlerdir. Bu dalış eğitimi olmuştur, voleybol olmuştur, yüzme olmuştur, judo, bale, gitar, tiyatro. Yaz okulu, kış okulu e zaten hayatım okullarda geçiyordu annem öğretmen olduğu için. Kundaklığımdan beri ben sınıflarda yetiştim. Fazlasıyla aile sevgisiyle ve birlik beraberlik duygusuyla büyüdüm. Gerçekten çok sevgi dolu bir ailede yetiştim. Bana birliği, beraberliği, dostluğu hep ailem öğretmiştir. İkisi de benim hayat öğretmenlerimdir. Yaşam yolumdaki en önemli ışıklarım olmuştur ailem…

Böyle bir anne babanın evladı olmak, şanstır. Kızlar genelde babasından çekinir ama bir o kadar da aşıktır. Evet, ben de babama aşığımdır ama çekinmekten ziyade ona karşı müthiş bir saygım, sonsuz bir sevgim vardır. Babam bana çocukluğumdan beri çok güzel şeyler aşıladı. Tekerleğin nasıl değiştirilmesi gerektiğinden tut da ampulün nasıl takılıp çıkarılmasına kadar… Dövüşmeyi… Eve geldiği anda babamla box maçı yapmaya başlardık. O benim hep güçlü olmamı istemiştir. Hep kendine yetebilen bir insan olmam için çabaladı. Bir o kadar da sevgiyi aşıladı bana. Hayvanları, insanları, doğayı tüm canlıları sevmeyi… Yaz tatiline girdiğimiz andan itibaren biz çok güzel şeyler yaşıyorduk. Arabamızın bagajını eşyalarımızla doldurup, gece yarısı yola çıkar tatile giderdik. 3 ay boyunca babam bizi tatile götürürdü.

Peki nereye gidiyordunuz?
Ege, Akdeniz hatta Bodrum. Direk böyle Bodrum’a gitmezdik. Babam bizi her tarafa götürür, gezdirirdi. Öyle şeyler yaşardık ki dağın tepesinde arabada uyurduk. Şimdi nerede? Ay biri bizi keser diye insan çekiniyor. O zamanlar gerçekten her şey ne kadar güzelmiş. Eskiden hiçbir şeyden korkmadan çekinmeden bir dağın tepesinde uyuyabiliyordun. Babam çok kafa dengidir. Bana yaşamayı öğretmiş bir insandır.

Hala beraberler değil mi?
Tabi tabi bizde boşanma, ayrılık kolay kolay olmaz. Benim de hayalim onların ki gibi bir evlilik. Onlar çok genç yaşta evlenmişler. Annem 22 yaşında babam 23 yaşındaymış. 1 yaş bile değil 6 ay var aralarında. Böyle güzel bir ailenin içerisinde yetişmek benim için dediğim gibi büyük şans. Babam yazar olduğu için çocuk kitapları da yazıyordu. Çok paylaşımcı biridir. Heyecanını paylaşmayı sever. Kitabına hazırlık yapardı. Grafikleri, karikatürleri hep kendisi çizerdi. Hatta ilk çocuk dizesi Filiz, 10 kitapçıktan oluşan bir seri. O seride benim hayatım anlatılıyor. Ben ve arkadaşlarımın yaşamını babam gözlemlemiş ve gözlemlerini kitabına aktarmıştı. Hani Cin Ali, Ayşegül serileri falan vardır ya bu da Filiz serisiydi. O yıllarda çok tutulmuştu. Baya okunmuştu. Babam bir şey yazdığı zaman gece bile olsa bizi uyandırırdı. Heyecanını hep paylaşırdı. Sanatın, siyasetin, toplumsal konuların hem de yaşama dair tüm güzelliklerin anlatıldığı ve tartışıldığı bir ailede yetiştim. Örneğin kendime ait bir odam vardı. Bence bu çok önemli bir çocuğun gelişimi açısından. Kedi isterdim kedi alınırdı, civciv isterim, civciv alınırdı. Hatta küçükken keçi istemişim almak zorunda kalmışlar. Hayvanları da çok sevdiğim için. Bu herhalde biraz genetik. Hayata karşı sevgim ve yaşama sevincim benim genetiğimde var. Babam ben annem ve benim bir hayvanım hep beraber yaşar, her yere beraber giderdik. Çocukluğum çok özel günlerdi. O günleri özlüyorum. Allah benim ömrümden alsın anne ve babama versin.

Sizin için sadece manken şarkıcı ya da ünlü kişilik demek yetmez. Çünkü büyük bir sporcu geçmişiniz var. Haksız mıyım?
Ben çocukluğumdan beri çok yönlü bir insandım. Voleybolu yüzmeyi hepsini severek ve isteyerek yaptım. Galatasaray Kulübü’nde yüzdüm, Fenerbahçe Kulübü’nde voleybol oynadım, İstanbul Yelken Kulübü’nde dalış eğitimi aldım, dalgıç oldum. Hatta yüzme hocasını ilk dizimde oynadım. 16 yaşımdaydım. Rahmetli Tekin Akmansoy’un oynadığı TRT’de yayınlanan “Sonradan Görmeler” adlı dizide ben de bir yüzme öğretmenini canlandırmıştım.

Oyunculuk nasıl başladı?
Oyunculuğa başlamam 7 yaşında oldu. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Deneme Sahnesi’nde tiyatro yolculuğum başladı. 14 yaşıma kadar devam etti. İlkokul 3’üncü sınıfta senaryolarımı kendim yazıyordum ve tiyatro oyunları sergiliyordum. Gösterilerde sahne alıyordum zaten işin başında hep ben vardım. Özel günlerde öğrenci arkadaşlarımla birlikte oyunlar sergiliyorduk. 16 yaşımda da TRT’deki diziye başladım. 17 yaşımda Türkiye güzeli ve dünya ikinci güzeli seçildim. Aynı yarışmada en iyi vücutlu model ilan edildim. Ardından Fransa’da bir dönem çalıştım. Daha sonra Haliç Üniversitesi Konservatuarı tiyatro bölümünü ikincilikle kazanmıştım.

Yeni projelerden biraz bahsedebilir miyiz?
Şimdi yaklaşık 30 yıl öncesinin bir şarkısını okudum. Bomba bir cover geliyor. Şarkı bitti ve büyük sürpriz olacak. Çünkü o yıllarda patlama etkisi yaratmıştı. Sadece şöyle bir tüyo verebilirim. Kibariye’nin seslendirdiği bir eser. Sözü müziği değerli bir sanatçı dostumuza ait ama Kibariye seslendiriyor. Ben kafamdaki aranjeyi Suat Aydoğan’a anlattım. Aynen istediğim aranje oldu.

Yarışmada ikinci olduktan sonra ben birinci olmalıydım ya da neden birinci olamadım dediniz mi?
Aksine ben demedim ama benim dışımda o dönem bakan olan Yıldırım Aktuna, Türkan Sabancı herkes birincilik Türkiye’nin hakkıydı dediler. Kızlarımız tabi ki çok güzel ülkemizi temsil ediyorlar ama onlar için hiç böyle bir manşet atılmadı: bizim hakkımızdı. Benimle ilgili böyle manşetler atıldı. 1’inci Küba olmuştu. O da çok güzeldi. Kıskançlığım olmadı. Bana göre 40 ülke arasından dünya güzellik tacını Türkiye’ye getirmek bile çok büyük bir başarıydı.

Sizce uzun boylu olmanın avantajları ve dezavantajları var mıdır?
Ben 1.82’yim. Uzun boylu olmanın tabi ki avantajları var, hep zirvedeyiz 🙂

Kliplerinde oynamadığınız ünlü isim kalmamış. Selami Şahin, Ferhat Göçer, Demet Akalın… En zorlandığınız klip hangisiydi?
Hiçbirinde zorlanmadım. Yapamayacağım bir şey yoktu. Demet’le oynadığımız klipte şöyle bir şey olmuştu. O zamanlar benim aerobik DVD’im yeni çıkmıştı. İlk defa sana anlatıyorum bunu. Ben o zaman şehir dışındaydım ve sabah çok erken bir saatte Demet’in setinde olmam lazımdı. Demet yana yakıla beni arıyordu. “Geleceksin değil mi?” diye sitem etmişti. Ben söz verdim mi iki elim kanda olsa tutarım. Prensibim budur. O dönemde iyi de arkadaşımdı. Asla verdiğim sözden dönemezdim. Sırf Demet’e söz verdiğim için Antalya’daki işimi yarım bırakıp geldim. Demet’in klibindeki çekimimi yaptım ve tekrar Antalya’ya dönmüştüm. Uykusuz ve yorgun biçimde ama çok güzel bir klip çekmiştik. İkimiz klipte spor yapıyoruz falan. Zaten benim DVD’im de yeni çıkmıştı. Sonra ringe çıktık harika bir iş olmuştu.

Görüşüyor musunuz şu an?
Yok, eskisi gibi görüşmüyoruz. Bir sorunumuz da yok. Aksine 2 ay önce bir yerde sahne aldık. Sağ olsun sahneden bana atıfta bulundu. Ben de ona aynı şekilde.

Camiadan kavgalı olduğunuz isimler var mı?
Benim camiada kimseyle sorunum yok. Birinin benimle sorunu varsa emin ol kendisiyle ilgilidir. Kimseyle işim olmaz. Ne kimseyi kendime rakip görürüm ne de kimseyi basamak olarak kullanırım. Sosyal medyadaki paylaşımlara bile bakın kimseyle ilgili polemikler yapmam. Sevmem. Bana çok ucuz ve basit gelir. Benim her zaman yarışım kendimledir. Sosyal medyayı da ay onu takip edeyim ne yapmış ne etmiş diye merak ettiğim için kullanmam. Bu yüzden kimseyi takip etmiyorum. Bu bir ego değil yanlış anlaşılmasın. Sevenlerimle, Tubistlerimle bağlantı kurma yerim. Yoksa zaten ben arkadaşlarımla sosyal medya üzerinden görüşmem. Aksine onlarla yüz yüze görüşürüm veya telefonla konuşurum. Benim için arkadaşlık dostluk budur. Şimdi bakıyorum millet birbirini takip ediyor çıkarları bir ters düşüyor o onu engelliyor, öbürü takipten çıkıyor. Ben özel hayatımı dahi sosyal medyada paylaşmaktan hoşlanmıyorum. Millete bakıyorsun bir hafta Ahmet’e âşık oluyor, bir hafta Mehmet’e âşık oluyor. Öbürü Fatma’ya aşık diğeri Ayşe’ye sürekli fotoğraflar siliniyor. Sosyal medya benim için bir araç. Benim dünyam. Benim dünyamın medyası. Bugüne kadar basın kendi dilediği gibi beni gösterdi. Hayır, Tuğba’nın istediği gibi gösterilecek.

Programdaki gaftan sonra açıklamalar yaptınız. Niye böyle şeyler bizim ülkemizde gündem olur?
Ülkede matematiksel olarak çözülmesi gereken çok sorun varken bunlar gündem oluyor. Sorunlar içinde yüzerken kalkıp da benim o tatlış gafımı masaya yatırmak, düşünce tarzımızın ne yönde olduğunun göstergesi. Demek ki Tuğba Özay’ı ne kadar çok özlemişler ki haber sitelerine bile manşet yaptılar. Siyasi yayın yapan kuruluşlardan tut ana haberlere kadar yayınladılar. Olsun, hep birlikte güldük eğlendik. İnsanları güldürebildiysem ne mutlu bana. Matematiğim de gayet iyidir. Matematikçi bir annenin kızıyım. O hiç önemli değil. Önemli olan düşünce tarzım, ne kadar iyi olduğumu gördü aslında insanlar. Çünkü ben gayri ihtiyari o anda çıksa şunu yapardım dedim. Oho ülkede ne siyasiler ne ünlüler ne gaflara imza attı. Takıla takıla Tuğba’nın gafına mı takıldılar? İstiklal Marşı’nı okuyamayan siyasiler bile var. Bunlara girersek çıkamayız. Boş ver insanlar gülüp geçti işte.

Bedel kitabınızı okudum. O zor günlerde en büyük motivasyonunuz neydi?
Yaşama karşı sevincim ve inancım beni hep ayakta tuttu. Nazım Hikmet’in çok güzel bir sözü var: “Düşmana inat bir gün daha fazla yaşayacaksın” Yani senin mutsuzluğundan mutlu olanları asla güldürme. Hep güçlü ve dik ol. Ben öyle insanların yaşam öykülerini okudum ki… Deniz Gezmiş, Nazım Hikmet, Sokrates, Jeanne D’arc… O insanların gerçek hikayelerini okuduğun zaman utanç duymalı insan yılgınlıktan. Hz. Muhammed’e de neler yapmışlar. O yüzden hep böyle örnek olmuş insanların anıları ve yaşadıkları bizlere ışık olmalı. Bu tür şeyler insana güç verir. Bir de her zaman beterin beteri var. Hatta bununla ilgili bir şarkı yazmıştım. Çok daha zor durumda olan insanlar varken senin yılgınlık göstermen senin ayıbındır.

Ben Buradan Atlarım ve Survivor gibi yarışmalara katılırken aklınızda ne vardı?
Eğlence ve macera. Farklılıktı benim arayışım. Düşünsene Survivor’a hayatında kaç defa katılabilirsin. İlk başta çok tereddüt ettim. Zaten Acun Ilıcalı kadro açıklamasını yapmıştı. O zaman biz patlamış olduk. Duyurulduktan sonra geri dönme şansın yok. İyi ki de katılmışım. Aylarca ıssız bir adada kalıyorsun. Bugün teklif etse yine giderdim.

Gelelim 27 kişinin izlediği filme: ‘Laz Kit’ Yapımcıyla aranızda bir sorun mu olmuştu? Bir şeyler duydum sanki…
Laz Kit 8 sene önce çekildi. Aslında çok eğlenceli bir film olmuştu. Kadrosu da güzeldi. Fakat üç yapımcı arasında sıkıntılar oldu ve film çok sarktı. Ödemeler yapılamadı film ancak iki-üç sene sonra bitirildi. Filmin oyuncusundan tut da yönetmenine kadar beş kişi vefat etti. Bu kadar uzun bir süre geçince zaman aşımına uğradı. Bizlere de sorulmadan çat diye vizyona sokmuşlar. Sadece gala yapılacağı birkaç gün önceden söylendi. Ben de doluydum o tarihte gelemem dedim. Tarihi değiştirelim dediler. Dedim ki herkes geliyor mu? Herkesin geleceği bir gala yapılsın. Kimse gitmedi. Ben de gidemedim. Zaten tek başıma ben gitseydim komik olurdu. Yanlış zamanda filmi piyasaya sürdüler. Madem öyle bütün oyuncu kadrosunu ara herkesin gönlünü al. Herkesin geleceği bir tarih belirleyin ve filmi sömestr tatilinde vizyona sokun. Çünkü çocukların izleyebileceği bir film. Hiçbir promosyon yok. Kendin çaldın kendin oynadın oldu. Yoksa film kötü bir iş değildi. Oho ne filmler gördü bu memleket. Film güzeldi ama promosyon yok, reklam yok, oyuncuların haberi yok. Tabi film kendi kendine müthiş reklam yaptı. Bazı olumsuz şeyler olumluya dönüştü. Ben yapımcının yerinde olsam bu filmi bir televizyon kanalına satarım. Çok da güzel izlenir. Yoksa ben Bordo Bereliler Suriye filminde rol aldım. Film sinemada hem çok büyük gişe yaptı hem de aynı zamanda üç defa televizyonda yayınlandı. İnanılmaz reyting aldı. Bu reklama bağlı bir şey. Proje tabi önemli ama reklam daha da önemli.

Ajda Pekkan denilince aklınıza ne geliyor?
Tabi ki ben geliyorum. Eğer ölmez yaşarsam ikinci bir Ajda Pekkan vakası yaşayacak Türkiye. Ben de onun gibi olacağım. İdol idol. Müthiş bir kadın. Bir de burçdaşım. O da kova. Biz kovalar öyleyiz. Bak ne sporundan feragat ediyor ne diyetini bırakıyor ne şanı bırakıyor. Örnek alınması gerekiyor. Kendisine, dinleyicisine izleyicisine müthiş bir saygısı var. Bence insanlar şu kafa yapısından çıkmalı: artık otursun evinde! Hayır, aksine böyle kadınlar olsun ki bizlere örnek olsun. Yolumuzu aydınlatsın. Benim örnek aldığım kadınların başında annem gelir. 65 yaşında çok şükür dimdik ayakta. Hiç yılmıyor. Hiç pes etmiyor. Hala sahada. Geçen gece benim ödüllerimi almaya gitti. Bize böyle devrimci ruhlu kadınlar lazım. Bunlar devrimci insanlar. Ajda Pekkan bence dünyada adının yankılanması gereken bir kadın. Gerçek bir sanatçıdır.

Hayatım boyunca unutamayacağım tavsiyeler istiyorum…
1- Elinin yanması için elini ateşe atma. Etrafındaki olaylardan konulardan muhakkak kendine dersler çıkar. Örnek verecek olursak, uyuşturucu. Onun ne kadar korkunç hayat karartan bir şey olduğunu biliyorsun. Deneme bile! Bazı şeyleri denemeye bile gerek yok. Kötü kötüdür. Bitti.

2- İçindeki sevgiyi çoğalt. Kin besleme ama öfken her zaman diri olsun. Öfken acımasızlıklara, zulümlere, haksızlıklara kötülüklere karşı olsun. Affetmeyi bil. Affedeceğin konuyla öfkeleneceğin konuyu ayır. İçindeki sevgiyi çoğalt. Çoğalttıkça paylaş. Paylaştıkça sen çoğalacaksın.

3- Yaptığın hiçbir şeyden pişman olma ama pişman olacağın şeyi de yapma. O yüzden iyi düşün. Yani birinci sıraya geri döndük.

4- Yaşama sıkı sıkıya sarıl. Yaşamak çok güzel. Sana cenneti vadedenlere de ki çok merak ediyorsan buyur önden sen git. Cennet burada, cennet dünyada. Sen yaşamı güzelleştirmek için mücadele et.

Sorularımı beğendiniz mi?
Her şey harikaydı. Teşekkürler. Seni seviyorum. Tüm İzmir’e ve Mavişehir Dergisi okurlarına sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Röportaj: İsmail Gökgez

İsmail Gökgez – Tuğba Özay
Mavişehir Dergisi – Mart 2020 sayısı
Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir