RAGGA OKTAY İLE ÖZEL RÖPOTAJ

90’lı yılların sonlarında hayatımıza giren ve o günden beri herkesin beğenisini kazanıp Ragga müzik tarızını benimseten, bizim de kendisini şahsen tanıyor olmaktan büyük mutluluk duyduğumuz başarılı sanatçı Ragga Oktay, yeni şarkısını ve kendisi hakkında merak edilenleri Mavişehir Dergisi okurları için anlattı.
Röportaj: Duygu Attila 

Sizi yakından takip edenlerin de çok iyi bildiği gibi müziğe ve yeni şarkılar üretmeye hiç ara vermediniz. Bu sektörün sevdiğiniz ve sevmediğiniz yanları neler?
Evet Duygu’cuğum, müzik yapmaya hiç ara vermedim. Ara veremem çünkü hayatı müzikle yaşıyorum. İnsanlara bakarak hüzünleniyorum ya da mutlu oluyorum. Onu melodilere ve sözlere döküyorum. Sonra da ister iki kişiye ister iki milyon kişiye hitap etsin onu şarkı haline getiriyorum.

Bizim piyasanın sevmediğim yanı; aslında bu hayatın her alanında geçerli olan bir şey, çok büyük yapmacıklıklara şahit oluyorum. Yani gerçekten vizyon sahibi olan insanlar ve müziğe değer verip sadece sanat için bu işin içinde olanlar var, bir de para için, şan şöhret için, gösteriş için piyasada olanlar var. Bu her zaman vardı ama bunu bir terazi gibi düşünecek olursak iyi taraf daha ağır basmaya başladığında her şey güzelleşiyor, kötü taraf ağır basmaya başladığı zaman haliyle durum kötüleşiyor. Ben de artık o kötü tarafın ağır bastığı döneme girdiğimizi düşünüyorum. Artık şarkılar insanlara moral vermek, birleştirmek, güzel duygular hissettirmek için değil daha çok kendi güvenini kaybetme, kendini beğenmeme haline itmeye yönelik. Şarkıdan daha çok etrafındaki olaylara bakmaya yönelmiş durumdalar ve bu beni çok üzüyor. Bizim mesleğimizin en tehlikeli yanı yaptığımız bir şarkının içinde geçen sözlerle büyük grupları etkileyebiliyoruz. Aklı başında insanlar zaten etkilenmez ama her zaman bir grup vardır ki yönlendirilmeye muhtaçlar. Ve o kişiler bu terazinin hangi tarafı ağır basarsa o yöne yöneliyorlar. Şu anda maalesef gidişatın kötü olduğunu düşünüyorum, müzikalite olsun, söz kalitesi olsun, hayat kalitesi olsun…

Çünkü dünyada da görüyoruz ki programlarla ve müziklerle her şeye özendiriliyor. Egoizim ve gösteriş çok ön planda. Örneğin estetiğe ihtiyacı olmayan insanlar bile estetik yaptırmaya başladı çünkü kötü yönlendirenler artık ağır basıyor. Bence şu anda dinlenilen bazı şarkılar bundan 15 – 20 sene önce olsaydı plak şirketinden dışarı tekmelerlerdi bu tarz müzik yapanları 🙂 Elbette şu anda çok güzel şeyler yapanlar var, ben bu düşüncelerimi genele yayarak paylaştım.

Sosyal medyanın gençlerimizi bazen kötüye çektiğini düşünüyorum. Bir örnek vermem gerekirse, eskiden bir çocuk dergisi vardı, bir spor dergisi vardı bir de yetişkinler için dergiler vardı ve herkes istediği dergiyi alıp kendisi okuyabiliyordu ama şu anda hepsi bir arada bir sosyal platformda açıkça sunuluyor, bir anda her şeyi görebiliyoruz. Bir çocuk videosu izlerken başka videoya geçince çıplak insanlarla karşılaşabiliyoruz. Bu durumu çok sakıncalı buluyorum, çok garip bir hal almaya başladı. İnsanların hislerine önem vermekten çok, insanlar kullanılır oldu. Kendileri daha çok zengin olsunlar daha çok ünlü olsunlar diye uğraşıyorlar ve izleyicilerini, dinleyicilerini zerre kadar umursamadan fakat umursar gibi görünerek devam ediyorlar. Bugün Türkiye’nin en güvenilir listesine baksak zaten ne kadar üzücü bir durum olduğunu anlayabiliriz aslında.

Yeni şarkınız “Sana Deli Gibi Aşık” hakkında neler söylemek istersiniz? Kimlerle çalıştınız?
“Deli gibi aşık” yeni çıktı, slow şarkılarıma bir yenisini daha eklemiş oldum. Önümüzdeki iki sene boyunca her üç ayda bir yeni şarkım dinleycileriyle buluşacak. Bunu da bir yaz şarkısı olarak düşünmüştüm. Benim slow şarkılarım genelde yavaş hareket edip daha sonrasında hızlanıyorlar. “Deli gibi aşık” benim için özel bir şarkı oldu, bir senedir üzerinde çalıştığım bir işti. Samet Önderkök’le birlikte yaptık düzenlemesini ve çok güzel bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Önümüzde yakın zamanda gelecek olan bir şarkı daha var, daha ritmik bir şarkı.

Yeni şarkınıza aldığınız tepkiler nasıl oldu?
Yeni şarkılarda bazen anında tepki alıyorum bazen yavaş ilerliyor. Mesela “Yeniden” isimli şarkım 2015 yılında çıkmıştı ama 2021 yılında inanılmaz bir şekilde patladı. Bazı şarkıların zamana ihtiyacı oluyor bazen de bir anda çok tutuluyor. Dediğim gibi ben şarkıları o anki yaşadığım şeylere göre yaptığım için bu şarkıyı da bu zamanlarda çıkarmayı istedim. Sadece üzüldüğüm nokta şu; sanırım bu teklilerden sonra artık böyle bir çalışma yapmak istemiyorum çünkü Ragga Oktay’ı daha çok anlatan şey, bir albüm olması. Ben her zaman albüm yapıyordum. Albüm bir dünya, sevenlerimiz birinci şarkıyla üçüncü şarkıyı karşılaştırabiliyor. Bir albüm yaşadıklarımızın hikayesi haline geliyor ama tek şarkılar için bu durum geçerli değil. Asla bir albümün yeri dolmuyor. Sanırım bu sorunun içinde yoktu kendim bir soru yaratmış oldum. (gülüyor) İnşallah bu bahsettiğim iki senelik anlaşmadan sonra yeniden albümlere yöneleceğim.

Konserleriniz devam ediyor. Birçok farklı şehirde sevenlerinizle buluşuyorsunuz. İzmir’e de sık sık geliyorsunuz. İzmir seyircisi/dinleyicisi nasıl?
Evet konserlerimiz harika gidiyor. İnanılmaz keyif alıyoruz, inanılmaz bir ekibimiz var bize gelen seyircilerimiz şükürler olsun o kadar kaliteli insanlar ki… zaten bunun için müzik yapıyoruz aslında, çok keyif alıyoruz. İzmir’e de sık sık geliyoruz. İzmir’deki dostlarımız ve seyircilerimiz nasıl anlatsam, mükemmel ötesi desem abartmış olmam. Biz sahnedeyken onlar da o kadar keyif alıyorlar ki bizi de uçuruyorlar. Enerjileri harika. İnşallah ülkemizin her yeri aynı İzmir seyircisi gibi olur çünü ülkemizin daha çok müziğe, daha çok mekanlara ihtiyacı var. Kısaca bayılıyorum İzmir’e 🙂

Rap müzik son yıllarda ülkemizde çok popüler oldu, siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yapılan işleri beğeniyor musunuz?
Evet Rap adı altında bir tarz tutulmaya başladı ama buna Rap diyemeyiz çünkü Rap eskide kaldı ve halen o insanlar Rap yapıyor. Ama günümüzde daha popüler olmuş bu tarza Rap diyemeyiz. Sadece mırıldandıkları için insanlar Rap müzik diyor, oysa Rap müzik o değil. Tabii ki şu anda çok güzel şeyler üretenler de var ama genel anlamda şarkı okuyamadıkları için veya sosyal medya fenomeni oldukları için, videoları çok izlendiği için böyle bir şeye yöneliyorlar. Kısaca yetenekleri fazla olmadığı için mırıldanarak yaptıkları şarkıları günümüzün teknolojisiyle birleştirerek piyasaya sürüyorlar. Teknoloji öyle ileri ki, bir konuşmayı bile şarkıya dönüştürebiliyorsunuz. Yani isteyen herkes bu işi yapabilir gibi bir sonuç çıkıyor. Ama oradaki ince detay ruhunuzu kirletiyor. Çünkü orada bir ses var doğallığı öldüren, insanlar farkında olmadan çok kötü bir etki bırakıyor dolayısıyla da çok kalıcı olmuyor şarkılar. Birkaç soru öncesine gideceğim, anında bir heyecan oluyor ama negatif anlamda… Gerçekten sesi ve kabiliyeti olan kişilerin yaptığı tarza Rap denir, günümüzdekiler mırıldanarak, içinde arabesk havası olan, şarkı sözlerinde bir takım günlük olayları anlatan bir tarz. Nasıl pop müzik diyorlar ama aslında market müziği bu da Rap’in çok düşük versiyonu ve ciklet müziği diyebiliriz. Mırıldanma müziği de diyebiliriz hatta yeteneksiz müziği de diyebiliriz ama o kadar da demek istemiyorum. Ama bir şey olmadığı kesin; o da Rap (gülüyor) İşini çok ciddi yapmaya çalışanları her zaman ayrı tutuyorum elbette. Ve bilir kişiler o kadar az ki insanları doğru yönlendiremiyorlar.

Ragga Oktay günlük hayatında nasıl biridir?
Ben her zaman aynıyım, konserlerimde de günlük yaşantımda da her zaman doğal olmayı seviyorum. Spor yapıyorum, geziyorum, müzik yapıyorum, yurdışına ailemi ziyarete gitmeye çalışıyorum. Ülke şartları hem ekonomik açıdan hem insanların morali açısından zor bir durumda. Sokakta gezdiğim zaman insanlardan güzel şeyler almaya çalışıyorum ama insanlar gerçekten sıkıntılı. İnsanların ve ülkemizin daha refaha kavuşmasını istiyorum. Ben her günümü mutlu geçirmeyi tercih ediyorum. Her günüme inanılmaz değer veriyorum. Yeni bir güne başlamanın önemini hep fark ediyorum. Sevdiklerimi arayıp konuşuyorum. Hayatımda bambaşka şeyler yapmayı seviyorum. Tek sevmediğim şey geceleri barlarda olmak. Gece dışarıda olmayı çok seviyorum ama daha çok dışarıda dünyayı ve insanları gözlemlemekten keyif alıyorum.

En büyük korkunuz nedir?
Korkuyla yaşamayı pek sevmiyorum. Tabii ki genel olarak her insanda olan korkularım var, sevdiklerini kaybetmek, sağlığını kaybetmek gibi… bunlar haricinde hiçbir şeyden korkmam. Bir şeyden korkmak, isyan etmek zaten benim hayat felsefeme ters olan bir durum çünkü dediğim gibi her günüme şükür eden bir insanım asla kendi hayatımda bir şeylerden şikayet etmiyorum hep olumlu bakmaya çalışıyorum. Kısaca sağlık sorunu olmadığı sürece hiçbir şeyden korkum yok.

Peki en çok neye sinirlenirsiniz?
Valla Duygu’cuğum İstanbul’da yaşadığınız zaman her şeye sinirleniyorsunuz, maalesef bu böyle. İstanbul çok zor bir şehir, herkes çok gergin, çok kalabalık, insanların tahammülü kalmamış. Ben aslında çok sinirlenen bir insan değilim ama maalesef ülkemizde kurallara uyma eksikliği var. Özellikle ortak kurallara uyulmadığı zaman kaos oluyor. Ben bir dönem Hollanda’da yaşadığım ve için herkesin ortak kurallara çok saygı duyduğunu bildiğim için aradaki farkı net görebiliyorum. Ülkemizde çok saçma sebeplerden büyük kavgalar hatta ölümler oluyor, ben bunlara sinirleniyorum. Eğitimsizlikten kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medya ile aranız nasıl?
Sosyal medya ile aram gerçekten iyi değildi, hiç önem vermezdim, yıllarca da hiç kullanmadım. Ben hayatımı fazla göstermeyi, özelimi paylaşmayı seven bir insan değilim. Ama baskılardan sonra, niye bir hesabın yok seni takip edemiyoruz gibi sık duyduğum cümlelerden sonra Instagram hesabı açtım. Sevenlerim beni oradan takip ediyor, daha çok konser duyurularımı paylaşıyorum. Eskiden biliyorsunuz her sanatçının bir web sitesi vardı, sevenleri oradan girip çalışmalarını takip ederdi şimdi sosyal mecralar yön değiştirdi ben de bu yeniliğe ayak uyduruyorum. Ama tabii tadında bırakmayı tercih ediyorum. Yani aram orta seviye diyebiliriz (gülüyor)

”Çikolata Kız” isimli şarkınız ilk çıktığında bomba etkisi yaratmıştı ve hala sevilerek dinleniyor. O şarkının çıkış hikayesini anlatır mısınız?
“Çikolata Kız” ın hikayesi aslında çok ilginç. Bir besteci olarak nasıl ve nereden geldi tam her zaman bilemiyoruz, bir birikim sonucu olabiliyor ya da anlık yapabiliyoruz. Gençlikte insanlara sempati duyarsınız, beğenirsiniz ya da platonik hisler olur… Hollanda’da da çok çikolata kız vardı. Yani şu anlamda; O kadar çok kültür var ki orada, şarkının ilhamı buradan da gelmiş olabilir ama benim aslında şarkıyı yazdığım anlam sadece ten rengi çikolata olan kızlar için değildi. Evet şarkı onu anlatıyor ama güzel bir kız olarak anlatmak istedim. Çünkü çikolatanın da beyazı var, sütlü kahverengi olanı var bir de bitter var 🙂 ben aslında orada güzel bir insanı anlatmaya çalıştım. Bu şarkıyı yazdığımda 15 yaşındaydım. Sanırım 32 sene geçmiş aradan 🙂

Ne mutlu bana ki öyle bir şarkı yazdım ve hala dinleniyor. Hatta sözleri ve melodisiyle ilk kez ağzımdan çıktığında karşımda ağabeyim oturuyordu bana dedi ki; “Oktay bu nasıl bir şarkı, inanılmaz bir şey bulmuşsun” dedi. Çünkü o sadece bir şarkı değil gerçekten bir buluş oldu. Türk tarihinde yeni bir sistem, yeni bir anlayış yarattı. Her zaman diyorum tarzıma bir isim bulamadılar ve o yüzden beni de kulvarımda başka kimse yok diye aday gösteremediler. Ragga Oktay tarzı oldu ve ben bununla gurur duyuyorum. Görüyorum ki Çikolata Kız şarkısındaki tarza yakın bir şeyler yaparak o kadar çok sanatçı türedi ki, herkes göremese de ben görüyorum, kimin neresinden ne aldığını ve neler yaptığını çok iyi fark ediyorum. Sadece dinleyicilerin hoşuna gitmesi dışında benden sonra çıkan sanatçıların da Ragga Oktay tarzından feyz aldıklarını gördüm. Tabii ki mutlu oldum. Her zaman diyorum her konuda inanılmaz alçak gönüllüyümdür ama bu alternatif tarz için çok zorluklar çektim ve kendimi hiç bozmadan bu tarzı geliştirmeye çalıştım. Sonrasında reklamlarda da kullanıldı ardından birçok Rap müzik yapan kişi reklamlarda oynayabildi, dizilerde oynadım, ardından başkaları da dizilerde oynadı. Bu şarkı sayesinde birçok kişiye yol açtığımı düşünüyorum. Kendi adıma da çok mutluyum, kendi şarkılarımla ve kendi tarzımla tutulduğum için. Özel hayatıyla değil, yaptığı işle anılan bir sanatçıyım. Tek üzüldüğüm nokta maalesef bizim sanatçılarımız bir başka sanatçıyı anmayı ya da ona teşekkür edip onu ne kadar çok dinlediğini söyleyemiyorlar. Egolarına yenik düşüyorlar, oysa ki görüyorsunuz sizden inanılmaz feyz almışlar. Ülke müziği konusunda da çok fazla dünyaya açılamadığımızı düşünüyorum, sebebinin biraz vizyon eksikliğinden kaynaklı olduğuna inanıyorum.

O dönemdeki yeni ünlü olmuş, 20’li yaşlardaki Oktay’ı görseniz ona ne öğütlerdiniz?
Aslında bir şey önermezdim çünkü o yaşlarımı o kafada yaşamam en doğrusuydu. Ahh keşkelerle hayat geçmiyor. O dönem tabii ki hatalar yapmış olabilirim ama şükürler olsun ki 20’li yaşlarımda da genel düşünce şeklim böyleydi. Hatalara örnek bir şey söylemem gerekirse, belki yanlış yatırımlar yapmış olabilirim vs ama yine de genç Oktay olarak vizyonum dar değilmiş şan şöhret ya da para için kendimi ve tarzımı değiştirmemişim, gereksiz insanlara sığınmamışım, hep kendi yolumda ilerlemişim. Bugün hala aynı şekildeyim, bunu kendimle gurur duyarak söyleyebiliyorum. En azından müzik adına kimseyi kirletmedim, insanları kandırmadım, her zaman en samimi duygularımı vermeye çalıştım.

Son olarak yakın gelecekteki projelerinizden biraz bahseder misiniz?
Müziğin yanı sıra benim reklam şirketim var, reklam projeleri, reklam müzikleri yapıyorum firmalara. Bir de dediğim gibi iki senelik bir anlaşma yaptım her üç ayda bir yeni bir şarkım çıkacak. Bunun yanı sıra değişik projelerin de üzerinde çalışıyorum. Birazı sürpriz kalsın istiyorum.

Güzel röportaj için ve dergimize değer kattığınız için çok teşekkür ederiz.
Duygu’cuğum ben de çok teşekkür ediyorum. Derginin tüm okurlarına sevgi ve saygılarımı iletiyorum. İzmir’deki konserlerime herkesi bekliyorum.

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.