WILMA ELLES İLE ÖZEL RÖPORTAJ

Röportaj: İsmail Gökgez
Fotoğraflar: Onur Çevirme Photography

Almanya’da doğup büyüyen ve beş kardeşten ikincisi olan Wilma Elles, küçüklüğünden beri oyuncu olmak istiyordu. Biz ise onu 2010 yılında “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” adıyla yayınlanan dram dizisinde tanıdık. Almanya’dan gelen genç kız, “Caroline” isimli kötü karaktere can verdi ve Türk halkı onu bağrına bastı. Bir anda tüm ülke tarafından tanındı. Daha sonra birçok yapımda yer aldı. Mankenlik yaptı, modellik yaptı, sunuculuk yaptı, hatta şarkı bile çıkardı. Gerek özel hayatı ile gerek başarısı ile magazinlerde sık sık adını duyduk. Televizyonda gördüğümüz Wilma Elles’i bir de yakından tanıyın. Bakalım size neler anlatacak…

Wilma Hanım bu aralar neler yapıyorsunuz?
Çok güzel bir yoğunluğum var. Defilelere çıkıyorum. Ödüller alıyorum. Hatta sunuculuk yapmaya başladım. Oyunculuk tam gaz devam ediyor. Geriye kalan vakitlerde ailemle ilgileniyorum. Zaten sürekli seyahat halindeyim. Şehir şehir işten işe koşturuyorum. Ben kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Türkçem geliştikçe sunuculuğum da gelişecek. Yeni Hindistan’dan geldim. Khajuraho Uluslararası Film Festivali’nden davet gelmişti. Ben de davete icabet ettim. İlk defa Hindistan’a gittim. Dokuz gün kaldım. Tek kelime ile şahane geçti. 40.000 kişinin önünde sahnede dans performansı sergiledim. İki farklı eyalet başkanından onur ödülü aldım. Dört gün boyunca arka arkaya gazete ve televizyonlardaydık.

İnternette çok güzel haberler çıktı. Yeni bir diziniz başlıyormuş duyduğuma göre?
Sorma çok heyecanlıyım. Geçtiğimiz günlerde önemli bir yapımcıyla bir araya geldik. Tekden Film. Diriliş Ertuğrul dizisinin yapımcısı. Yeni bir diziye başladılar ve kadrosunda ben de varım. Şu anda her şey gizli tutuluyor. İnternetteki haberler dışında hiçbir bilgi yok. Baya önemli bir proje. Yine tarihi bir yapım olacak. Çekimler yoğun olarak devam ediyor. İki aydır çekim yapıyoruz. İnşallah ortaya güzel bir sonuç çıkacak. TRT’nin yeni kurulacak olan dijital platformunda yer alacak.

Annelik nasıl gidiyor?
O da çok güzel gidiyor. Milat ve Melodi büyüyor. 7 yaşındalar. Okula gidiyorlar. Türkçe, İngilizce ve Almanca konuşuyorlar. Burada hep birlikte yaşıyoruz. Milat’ı futbol kulübüne yazdırdım Melodi de yüzme ve resmi iyi yapıyor. Biz güzel bir aileyiz.

“AMERİKA’DA BİLE TANIYANLAR OLDU”

Öyle Bir Geçer Zaman Ki’den sonra hayatınız değişti. En çok tanındığınız dizi. O rolden sonra ne gibi farklılıklar oldu?
Aslında ben 10 yaşımdan beri oyunculuk yapıyorum. 4 yaşımdan itibaren oyuncu olmak istedim. Bu açıdan benim için çok fazla şey değişmedi. Ben zaten küçüklüğümden beri oyunculuk yapıyordum. Dizi çekimleri çok yoğun gidiyordu. İlk bölümden itibaren insanlar beni tanımaya başladı. Benim için bu durum ilk başta ürkütücü oldu. Sonra sonra alışmaya başladım. Sıcak sohbetler, yeni insanlarla tanışmalar benim de hoşuma gitti ve alıştım. Çok şükür her zaman güzel projelerde yer aldım. İşten iş geliyor. Beni insanlar birbirine tavsiye etmeye başladı. Bir projede oynayınca ve sevilince bir anda üç ayrı proje geliyor. Bu yüzden müteşekkirim. Çünkü bu dizi neredeyse bütün dünyadan izleniyor. Ben Washington DC’de oturduğum zamanlar öğrendim ki gerçekten “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” çok tanınıyor. Çünkü Washington gibi uluslararası bir yerde Afganistan’dan İsrail’den Şili’den bile beni tanıdılar. Onun için ekip olarak bu dizi büyük başarı elde etti. Bütün ekibe buradan tekrar kucak dolusu sevgi yolluyorum. Şu anki dizinin ekibi de çok muhteşem. Gerçekten bir yapımcı açısından Türkiye’de dizi yapmak muhteşem bir şey olmalı.

O diziden sonra sokakta yürüyebiliyor muydunuz?
İnsanlar beni gördükleri zaman şaşkın şaşkın baktılar. Kafaları bir araya koydular. Fısıldaştılar. Sonra ben onlara gösterdim ki aslında ben çok farklıyım. Benim oynadığım karakterle alakam yok. Caroline gibi değilim. Ondan sonra rahatladılar ve alıştılar.

Türkçe’nizle ilgili hiç eleştiriler geliyor mu size?
Genelde olumlu sözler geliyor. Gerçekten çok geliştirdiniz diyorlar. Şimdi Türkiye’de çok fazla Alman yok. Ama Almanya ve Avrupa’da milyonlarca Türk yaşıyor. Buna rağmen Almanya’da yaşayan birçok Türk her zaman mükemmel Almanca konuşmuyor. Aksanlar bir renk katıyor. Yapımcılar genellikle bana öyle diyor. Ayrıca Türkler ve Almanlar her zaman kardeş.

Türkçe’yle alakalı hiç profesyonel ders almadınız değil mi?
Hiç almadım.

Kaç senedir Türkiye’desiniz?
12 sene oldu.

“İNSANLARI BİRER ÇİÇEK OLARAK GÖRÜYORUM”

Yeni yeni yapmaya başladınız. Sunuculuk kariyerinizin neresinde?
Aslında sunuculuk çok önceden de vardı. İngilizce ve Almanca olarak yapıyordum. Ama şimdi Türkçe olarak da başladı. Bu beni çok sevindiriyor. Siyaset okudum. Ben zaten insanlara karşı çok meraklıyımdır. Farklı insanlarla tanışmayı çok seviyorum. Ve bence sunuculukta en önemlisi bu. İnsanları gerçekten merak ediyor musunuz? İnsanları iyi niyetle karşılıyor musunuz? Çünkü insanlar çiçek gibi. Onları iyi niyetle karşıladığınız zaman çiçek gibi açıyorlar. Onları değişik karşıladığınız zaman kendilerini kapatıyorlar. Ben de insanları sevdiğim için onlar da bunu hissettiğinden çiçek gibi açtıklarını düşünüyorum bana karşı. Bu güzel bir kimyayı doğuruyor. Sahnede ve sunuculukta en önemli şeyin bu kimyayı yakalamak olduğunu düşünüyorum.

Siz bence çok iyi bir oyuncu ve modelsiniz. Neden peki şarkı da çıkardınız?
Ben daha önce 3-4 tane şarkı çıkarttım. Kendi bestelediğim şarkılar var. İngilizce bir parçam var aranjesini Celil Yavuz yaptı. Şimdi yeni bir şarkı hazırlıyorum Mustafa Arapoğlu ile birlikte. Bu sefer düet değil. Filmlerde de zaman zaman söyledim. Bu benim niyet ettiğim bir şey değil. Başka insanlar beni teşvik ediyor. Hadi bakalım böyle bir şarkı yapalım dedikleri zaman ben de kabul ediyorum. Yani tamamen tesadüf oluyor. Başka insanlar heyecanla beni bu şekilde ikna ediyor. Sonra yapıyorum ve çok hoşuma gidiyor.

Şarkı söylemenizle alakalı eleştiri aldınız mı?
Ben şarkı söylemeyi bir oyuncu olarak yapıyorum şarkıcı olarak değil. Ben kendimi diğer şarkıcılara rakip olarak görmüyorum. Ben zaten oyuncuyum dizilerde ve filmlerde zaten seslendiriyorum. Bazen de denk gelirse teşvik ediyorlar. Stüdyoya giriyoruz. Hepsi bu. Ben bunu bir hırsla yapmıyorum. Keyfi ve hobi olarak söylüyorum.

“HİÇ ESTETİK YAPTIRMADIM”

Hiç estetiğiniz var mı?

Hiç yok. Ben yüz bakımları çok severim. Böyle güzel vitaminlerle cildimizi beslememiz lazım. Sağlık adına her türlü şeye varım. Sağlıklı insan her zaman güzel demektir. Onun için ben sadece sağlıklı olan şeyleri yaparım. Mesela PRP, kolejen vitamin… Onları severim ama estetiğim yok. Çünkü ben doğallıktan yanayım. Ama herkes istediğini yapsın. Dünyada trendler değişiyor. Trendleri takip edip yüzümü ona göre değiştirirsem o zaman beş sene sonra bu trend geçince ne yapacağım? Bu trend eskiyecek sonuçta. O zaman bir daha mı trendlere ayak uyduracağım? Bu kadar çok vücutla oynamak sağlıklı değil. Bu yüzden böyle kalıp zamansız olmayı tercih ediyorum. Herkes kendi trendini oluşturabilir. Hepimiz farklıyız ve bizler farklılıklarımızla güzeliz. Ben estetiğe karşı değilim. Öyle anlaşılmak istemem. Herkes kendisine yakışanı yapabilir.

“ANNEM SAYESİNDE İSLAMİ BİLİMLER OKUDUM”

İslami Bilimleri birincilikle bitirdiniz. Farklı kültürleri sevdiğinizi söylüyorsunuz ama neden değişik bir bölüm değil de İslami Bilimler?

Benim annem çok akıllı bir kadındı. Rahmetli oldu maalesef. Kanserden kaybettik onu. Biz beş kardeşiz. Ben ikinciyim. Annem bize dedi ki bizim çağımızın en önemli konuları ne olacak? Birincisi iklim, bir tane kardeşim iklimle ilgili şehir planlama okudu. İkincisi bilgisayar, benim bir kardeşim yazılım okudu. Üçüncü konu mülteciler ve savaşlar. Dördüncüsü ise büyük dinlerin birbirleri ile buluşması. Ben de bunu kaptım. Hem İslami bilimler okudum hem siyaset okudum. Annem dedi ki böyle bir şey öğrenirsen her zaman soru sorulan ve aranılan bir insan olursun. Ben de bunun doğru olduğuna karar verdim. Büyükbabam elçiydi. Kendi içimden farklı dinleri farklı kültürleri öğrenmek benim için çok büyük avantaj dedim. Özellikle de din konusunda bana çok büyük artısı olacağı kanaatine vardım. Sonra gerçekten benim için çok büyük bir kapı açıldı. Kısacası beni bu alana annem yönlendirdi. Annem gündemi hep takip ederdi. Mesela bizim sınıfta interneti olan sadece iki kişi vardı. Biri bendim. Çünkü annem hep ileriye yönelik düşünürdü. Ve bize de yemeklerde kahvelerde hep bunları öğütlerdi. Annem zaten üstün zekalıydı. Resmi olarak zekası ölçülmüştü.

Almanya’ya sürekli gidiyorsunuz. Zor olmuyor mu Türkiye ve Almanya arasında mekik dokumak?
Hiç olmuyor. Ben zaten sürekli uçaktayım. 3 saat sonra oradasınız. Asıl Amerika’ya gitmek zor. Çünkü orada büyük saat farkı var.

TV’de çok önemli yapımlarda yer aldınız. Önünüze bir teklif geldiği zaman neye göre değerlendiriyorsunuz?
Eskiden sadece senaryoya göre değerlendirme yapıyordum. Aha bu rol benim ilgimi çekti diyordum. Ama artık kim yapıyor ona çok bakıyorum. Çok iyi bir yapımcıysa o zaman biliyorum ki senaryo ve ekip de iyidir. Şimdi daha çok yapımcıya ve ekibe odaklanıyorum. Çünkü birçok iyi senaryo var ama onların uyarlaması iyi olamayabiliyor. O yüzden bence en önemlisi senaryonun hangi imkanlarla hayata geçtiğidir.

“BİLİM-KURGU OYNAMAK İSTERİM”

Daha önce ajanı oynadınız, kötü kadını oynadınız, korku filminde oynadınız, şimdi tarihi bir karakteri canlandıracaksınız. Özellikle oynamak istediğiniz bir rol var mı?
Aslında çok var ben daha çok bilim kurgunun Türkiye’ye gelmesini bekliyorum. Bence artık Türkiye’de bilim kurgu zamanı geldi. Başladı zaten. “Yakamoz” öyle bir filmdi. Yeni dünyaların içinde yaşamak gezmek ve bu deneyimleri paylaşmak isterim.

“DİYET YAPMAM, CANIM NE İSTİYORSA ONU YERİM”

Bir gününüz nasıl geçiyor? Kaçta uyanırsınız? Kahvaltıda neler yersiniz?
Ben asla geç kalkmam. Her gece mutlaka alarm kurarım. Ama her zaman alarmdan iki dakika önce kalkarım. Genellikle saat 8’de uyanıyorum. Sonra çocukları okula götürüyorum. Zaten benim 7 günümün 5 günü iş oluyor. Sunuculuk, mankenlik, çekim, açılış… Başka şehirlerde iş de oluyor. Evdeysem çocukları okula götürdükten sonra 10.30 gibi kahvaltı ediyorum. Ben yulaf seviyorum. Ama her kahvaltıda farklı şeyler yiyorum. O gün canım ne çekiyorsa onu yerim. Diyet asla yapmam. Çünkü vücudun her gün farklı bir besine ihtiyacı oluyor. Bunu önceden bilmek mümkün değil. Ben yarın bunu yiyeceğim diyemiyorsunuz. Vücudun o anda neye ihtiyacı varsa onu istiyor. Anlık gelişen bir olay. Mesela kendini mutlu hissetmek istersen muz artı çikolata ye. Heyecanlısın sakinleşmek istiyorsun yulaf ye. Ben uyanmak istiyorum vitamin ihtiyacım var diyorsan portakal tüket. Çok acıkıyorsam mesela krep yerim. Kadınların daha uzun yaşama sebebi yemeklerini kendilerinin belirlemeleriymiş. Çünkü hep kendi ihtiyacına göre seçim yapıyor. Canımın istediği şeyleri yiyorum ama kilo da almıyorum. Ben zaten canımın istemediği şeyleri yersem kilo alırım. Diyet yok. Dikkat de etmiyorum. Canının istemediği bir şey yeme. Çünkü gereksiz vitamin olur. Çünkü bu aşermek gibi bir şey. Hamilelikte aşeriyorsun ya canın ne istiyorsa onu seç.

“20 DAKİKADAN FAZLA SPOR YAPMAM”

Peki nasıl bu kadar fit kalıyorsunuz sporla mı?
20 dakika spor yaparım ben sadece. Haftada iki ya da üç kez. En fazla 20 dakika. Çünkü çok spor yapan bir insan genellikle ilerleyen yaşlarda 65 ve sonrasında hem sarkmalar oluyor hem de eklemlerde sıkıntı çıkıyor. Onun için abartılı spor yapmak aslında çok faydalı değil. Tabii ki bir kas aparatı olması lazım. Vücut her zaman bir ok ve yay gibi. Serbest ya da başına buyruk olursan olmaz. Gitar çalmak, gitarın telleri gibi. Her zaman belli bir kıvamda olmalı vücut. O şekilde spor yapıyorum.

“BEN AŞK KADINIYIM”

Aşk hayatınız nasıl gidiyor?
Ben aşk kadınıyım. Avukat Mehmet Şah Çelik’le güzel bir birlikteliğim var. Çok şükür mutluyuz. Birbirimizi tamamlıyoruz. Bir aile gibiyiz. Bu yüzden geçtiğimiz günlerde evlendik.

Türkiye’de oyunculuk şartları nasıl? Oyuncular genelde yapım sürelerinden şikayet ediyor. Sizce bu doğru mu?
Ben şartların iyi olduğunu düşünüyorum. Bence süreler konusunda oyuncular çok avantajlı. Eğer bir şikayet varsa o zaman bu oyunculardan değil, set ekibinden gelmeli. Çünkü set ekibi her zaman oyuncudan daha fazla alanda bulunur ve daha çok çalışır. O yüzden oyuncuların bu konuda şikayet etmesi yanlış olur.

Hiç tükenmişlik sendromuna yakaladınız mı?
Hayır. Çok şükür. İşimi severek yapıyorum.

“EVLENMEK İÇİN İZMİR’İ SEÇTİM”

İzmir deyince ne geliyor aklınıza?
İzmir’e bayılırım. Ailevi sebeplerden dolayı İzmir’in benim için çok özel bir anlamı var. Zaten daha yeni Konak’ta evlendik. Umarım İzmir bana evlilik konusunda uğurlu gelir. Herkese selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum.

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir