OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ZEKA GELİŞİMİNDE VE FİZİKSEL GELİŞİMDE SON DERECE ÖNEMLİ

Okul öncesinde verilen anaokulu eğitiminde en önemli konulardan biri fiziksel gelişimdir. Anaokulu, çocuğun psikomotor olarak gelişimine destek sağlar. Parmak kaslarının gelişimi için çok önemlidir. Çünkü ince motor ve kaba motor gelişimi anaokulunda gelişir. Yapılan aktiviteler çocuğun kalem tutma, resim boyama ya da makas kesme gibi işlemleri yapmasını sağladığından, çocuk ilkokula başladığında sınıftaki arkadaşlarından geri kalmaz. Tahtada gördüklerini daha rahat ve hızlı bir biçimde defterine yazabilir. Bunun dışında, anaokulunda çocuğun yaptığı aktiviteler sayesinde çocuk koşma, zıplama, fırlatma ya da tırmanma gibi kaba motor fonksiyonlarını da kullanır ve geliştirir.

Okul öncesinde verilen anaokulu eğitiminde 3-5 yaş arasındaki çocuklar, ev ortamından çıkarak ebeveynleri dışındaki kişilerle de iletişim kurmaya başlar. Bu da günlük yaşam becerilerini artırması için ona fırsat yaratır.

Arkadaş ilişkileri önem kazanır. Bir yandan oyuncaklarını ya da yiyeceğini paylaşmayı öğrenirken diğer yandan karşılıklı iletişim kurma yeteneğini geliştirir. Özellikle anaokulundaki arkadaşlarıyla yaşadığı çatışmaları yönetmeyi öğrenmesi, ileriki yaşamında fayda sağlar.

Okul öncesindeki dönemde anaokulunda eğitim alan çocuk, ebeveynlerinden uzakta, tek başına bulunduğu ortama ayak uydurmayı öğrenir. Kendi işini kendisinin yapması, sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi gerekir. Bu sayede kendine olan güveni ve bağımsızlık duygusu gelişir. Ve tabii ki bir toplum olarak yaşamanın gerektirdiği sınırlara ve kurallara uymayı da anaokulunda öğrenir.

Okul öncesinde anaokuluna giden 3-5 yaş arasındaki çocuğun sosyal ve duygusal gelişimi eş güdümlü hareket etmeye başlar. Hayatına yeni dinamikler gelir. Anaokulunda yapılan aktiviteler ile çocuk kendini tanımaya ve yeteneklerini keşfetmeye başlar. Bu sayede okula, bu yeteneklerini geliştirmiş olarak başlar. Tüm bu süreçte anaokulunun bir diğer önemli yanı ise çocukta var olabilecek herhangi bir gelişimsel sorunu erkenden keşfedilir.

Evdeyken her türlü ihtiyacı anne ya da bakıcı kimse tarafından, hemen fark edilip karşılanan çocuk çok fazla konuşma ihtiyacı duymayabilir. Oysa anaokuluna giden çocuklar bir aradayken, istediğini elde etmek için konuşmak ve kendini ifade etmek zorundadır. Böylece çocuk, dili televizyondan değil, yaşayarak öğrenir. Ayrıca dil gelişimi yaşına göre yavaş gelişen çocuklar okula başladıktan birkaç ay sonra, dili kullanma açısından ciddi bir sıçrama yapmaktadır.

Bugün dünyada okul öncesi eğitimin üzerinde durulmaktadır. Çocuklarımızın hayatları boyunca başarılı ve özgüven içinde yaşamaları için okul öncesi eğitime ihtiyaç vardır. Bu eğitimin yeni nesillerin gelişmesi ve hayata hazırlanmasında büyük bir önemi vardır. Çocuğun içinde bulunduğu fiziksel ve sosyal çevre gelişimi etkilemektedir. Çocukların geleceğinin yapı taşlarının oluşmasında, kişiliğinin gelişiminde okul öncesi eğitimin önemli rolü olduğu inkâr edilemez.

Çocuklar okul öncesi eğitimiyle temel bilgi ve becerileri kazanmanın yanında, kendi ve başkalarının haklarını korumayı, işbirliği alışkanlığı kazanmasını ve çevresiyle uyumlu bir şekilde yaşamayı öğrenmektedir. Çünkü çocuklarda beyin gelişimi 0–7 yaş arasında çok daha hızlı olmaktadır. Ülkemizde okul öncesi eğitimin okullaşma oranı çok düşüktür. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde 2–3 yaşları arasında başlayan okul öncesi yuva eğitimi çocukların beyin gelişimine büyük oranda katkı sağlıyor. Ülkemizde okul öncesi okullaşma oranı her çocuğu içine alacak şekilde yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Çocukların şuur altı beslenme dönemi eğitimcilere göre 0–7 yaşları arasıdır. Bu dönemin çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Okul öncesi eğitim kurumları günümüzde önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu okullar aileleriyle birlikte çocukları yönlendirmede istenenlerin verilmesinde ve onların eğitilmesinde önemli rol oynamaktadır. Verilen bilgiler hayatın şartları göz önünde tutularak plan ve program içinde eğitim ve öğretim, hikâye ve oyunlarla süslenerek bir sevgi atmosferi içinde verilmelidir.

Bu kurumlarda çalışan personelin çocuk psikolojisi, çocuk sağlığı ve çocuk eğitiminde uzman kişiler olması; çocukların beden, zihin ve ahlâk yönünden sağlıklı gelişmesine ve olgunlaşmasına katkı sağlamaktadır. Gerçekten personelin yetenekli ve nitelikli olması çok önemlidir. Anne-babalar henüz ihtiyaçlarını karşılayamayan ve isteklerini tam anlatamayan yavrularını sevgi, şefkat ve eğitime en fazla muhtaç olduğu dönemde uzun süre bir başkasının eline bırakmak zorunda kaldıklarında buradaki eğitimcileri seçmek durumunda kalmaktadır. Buradaki eğitimciler hangi özelliklere sahip olmalıdır? Çocuğunu anlayacak, ihtiyaçlarını karşılayacak ve ona iyi bir eğitim verebilecek birini bulmak aileye güven verecektir. Bu eğitimcinin hiçbir çocuğu ayırmadan seven, onlara karşı şefkatli davranan, ağlama, hırçınlık, kavga, kırıp-dökme gibi davranışlarda sabırlı olabilen, yüreği çocuk sevgisiyle dolu, gerek söz, gerekse davranışlarıyla çocuklara örnek olabilen özelliklere sahip olması gerekir. İyi bir model olma, sevgi ve sabır en önemli özelliklerdir. Her çocuk sevilmek ve anlaşılmak ister. Çocukların anne-baba kadar öğretmen tarafından da sevilmesi gerekir. Çünkü öğrencinin sevgiye çok ihtiyacı vardır. Bunun için diyorum ki, yüreğinde çocuk aşkı olmayan öğretmen olmasın.

Çocuk ailede gördüğü sıcak, samimi ve karşılıksız ilgiyi öğretmeninden de görmek ister. Okul korkusu ancak çocuğun okulu ve öğretmeni sevmesiyle aşılabilir. Öğretmeni tarafından sevilmeyen çocuk öğretmenin isteklerini yapmaktan zorlanır, kabullenemez, benimseyemez. Bunun sonucunda istenilen amaç gerçekleşmez. Sevgisizlik sağlık sorunlarını da beraberinde getirir. Stres ve baskı altında yetişen çocuğun vücut direnci düşer ve hasta olur, bu da çocuğu sağlıksız ve mutsuz eder. Okulda öğretmen ve öğrencisi arasında sevgi bağı iyi oluşmuşsa çocuk okuldan ve öğretmenden ayrılmak istemez. Bu durum öğretmenin öğrencisini bir anne şefkatiyle sevmesinin sonucudur. Öğretmenin karşılıksız sevgisi manevi bir duygudur, bu duyguyu yaşamayan bilemez. Öğretmen öğrencilerini ne kadar sever, öper, okşar, koklarsa o kadar mutlu ve huzurlu olur. Manevi yönden kazançlı çıkar.

Okul öncesi çocuklar ben merkezli olup paylaşmayı bilmezler. Meraklı, araştırıcı, hayal güçleri kuvvetli ve olayları sorgulayıcıdır. Sürekli konuşup soru sorarlar, yerinde duramazlar. İsteklerini ağlayarak veya huysuzluk yaparak göstermeye çalışırlar. Öğrenme safhasında oldukları için eline geçen her şeyi denemeye çalışırlar, işini iyi bilen öğretmen istenmeyen davranışın sebebini çocuğun bakış açısı ile ortaya çıkarmaya ve sorunları çözmeye çalışır. Çocuğa yapma, sus, otur, ağlama, koşma, atlama gibi sözler yerine niçin yapmaması gerektiğini anlatır. Öğretmen çocuğun anlayacağı şekilde konuşarak ikna eder. Bunun içinde öğretmenin çok sabırlı olması gerekir.

Öğretmen çocuklarda istediği davranış değişikliklerini sağlamak için oyun içinde onlara değişik görevler verir. Bu roller hem davranış kazandırır, hem de çocuk bu rolden mutlu olur. Çocukları anlama, eğitme ve sorunları çözmede acele etmemek gerekir. Bir fidanın yetişmesini düşünecek olursak; tohumdan meyveye kadar geçen sürecin çok uzun zaman aldığını düşünürsek, bir çocuğunda yetişkin olana kadar uzun bir zamana ihtiyacı olduğunu bilmeliyiz.

Okullarımızda sevgi dolu, eğitim profesyoneli çalışanlarımızla çocuklarımızın bu süreci sağlıkla geçirmeleri bizim temel hedefimiz.