Yüzümdeki kırmızı nokta tarlasının tohumları nasıl ekildi?

Bu konu, değerli eşim Arzu Özpazarcık’ın yaşadığı gerçek bir hikayedir.

Arzu, Haziran 2014- Ocak 2017 tarihleri arasında “Akne Rozese” adı verilen rahatsızlık geçirdi. Hekimler, enerji çalışmaları, şifa çalışmaları, yeme alışkanlıklarının değişmesi, detoks programları bu süreç içinde hayatımızda oldu. Tabii ki, Koçluk, NLP teknikleri, Bio rezonans seansları ve özellikle Recoll Healing yöntemi Arzu’nun yararlandığı kaynaklar arasındaydı. Recoll Healing Terapistlik Eğitimi, onun için gerçekten de bir dönüm noktası oldu. Aşağıdaki yazı, Arzu’nun bu sürecini kendi anlatımıyla aktardığı gerçek bir hikayedir.

Mavişehir Dergisi’nin geçen sayısında başladığımız “Sağlıksız Deneyimlerin Sağlığa Dönüşen Hikayeleri”nin bu ikinci bölüm yazısıdır. Keyifle okuyacağınızı ümit ediyorum…

***

Teyzem beş gün boyunca komada kalmış ve sonra ölmüştü.

Beş gün boyunca hastane odasında annem ve kuzenimle aynı kanepede kalmış, nöbetleşe O’nun ölüme gidişini izledik. Acılı bir süreçti. Hayatımın en zor beş günüydü. Çünkü benim için Teyzem annemin diğer bir yüzüydü.

Yaklaşık 2-3 gün sonra ilk Rozesea kırmızılığını yüzümde fark ettim. Doğal olarak sivilce zannettim. Haftalarca geçmedi. Derken, yaklaşık altı ay sonra burnumun her iki yanı minik, kırmızı nokta tarlasına dönüşmüştü. Dermatoloğa gitmeye karar verdim. Akne Rozesea olduğumu doktorum söyleyiverdi.

Bu durum nasıl geçerdi?

Doktorum, ilaç kullanmamı, bununla birlikte bazı yiyeceklerden uzak durmam gerektiğini söyledi. Mayalı yiyecekler (Peynir, ekmek, sirke vb.) alkol ve kafein bunların başında geliyordu.

Akne Rozesea’nin sebebi elbette bu yiyecekler değildi; ancak bunları yediğimde bu durum tetikleniyordu.

Hamile kalmak istiyordum. Bir seçim yapmam gerekiyordu.

A şıkkı: Hemen ilaç tedavisine başlayıp kırmızı nokta tarlasından kurtulacaktım.

B şıkkı: Önce hamile kalıp, çocuğumu büyütüp sonra tedavi olacaktım.

Aslına bakılırsa bir seçeneğim yoktu; bu bir çelişkiydi.

Çocuk sahibi olmaya karar verdim.

Aradan iki yıl geçti. Ne hamile kalabildim, ne de kırmızı nokta tarlam geçti.

2016 Eylül ayında tüp bebek yapmaya karar verdik. Kasım ayının sonlarına doğru embrio transferi gerçekleşti. Bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetebilmem için benim bir desteğe ihtiyacım vardı. Eşim her gün işe gittiği için oy birliğiyle 10 günlüğüne annem ve bababın evine yerleşmeye karar verdik.

Yüzüm hala kırmızı nokta tarlasıydı. Bu 10 günde tıpkı çocukluğumdaki gibi annem ve babam sürekli benimle ilgilendiler. Ben onların Prensesiydim ne de olsa… Annem sürekli canımın ne istediğini soruyor, beni dizinde yatırıyor, saçlarımı okşuyor, sıcak ve sevgi dolu dokunuşlarla beni mutlu etmeye çalışıyordu.

(Bunları yazarken şimdi ağlama krizine girdim. Farkediyorum ki, bunları ifade edip yazmak bana terapi gibi geliyor.) Annemle babamın küçük kızı olmuştum yeniden. Gözümün içine bakıyorlardı….

Aradan annemlerde kalmaya başlamamızın üzerinden 10- 15 gün geçmişti ki hamile olamadığımı öğrendik. Hay allah olmuştuk hepimiz ama eve dönüşte eşim bir şeye dikkatimi çekti. Yüzümdeki kırmızı nokta tarlası bana ihtiyacı olan duyguyu kana kana yaşatıp sevgi arsızı ruhumun talebini yerine getirmemi sağlamıştı. O zaman durumun idrakında mıydım? Tabii ki Hayııır 🙂

Aradan 3 ay geçtikten sonra Gilbert Renaud’nun “Recal Healing Terapistliği” eğitimine katıldım. Durum çözülmüştü, ama, dayanılmaz bir merak içindeydim. Kırmızı nokta tarlasının amacı ve ihtiyacı neydi? Neden gelmişti? Ve ne neden bir anda yok olmuştu? Gilber’e sordum. Bana şunları söyledi: Belli bir yaşa kadar anne ve babamızın küçük çocuğuyuzdur. Bizi öperler, kucaklarlar, saçımızı okşarlar, kucaklarından inmeyiz. Fakat sonra büyürüz. Kucak çağımız geçmiştir. Günlük yaşamın temposu içinde ilşkilerimiz kendi seyrinde devam eder. Bununla birlikte ruhumuz bir an olur ki, buna tekrar ihtiyaç duyar. Bu rahatsızlık şu an geçtiğine göre, anne ve babanla yakın zamanda senin için anlamlı, güzel şeyler paylaşmış olmalısın.” (Bunları yazarken ağlamaya devam ediyorum, bu arada 🙂 Kendini tekrar anne ve babanın küçük kızı gibi hissetmiş olmalısın”, dedi…

Hani Tom ve Jery’nin çizgi filminde Tom’un başına bir sürü şey gelir ya… O an gözümün önüne şöyle bir sahnesi gelmişti: Ben Tom’dum ve kafama bir beyzbol sopası yiyordum. Fakat o sahnelerin aksine, kafamda yıldızlar değil, yanan ampüller uçuşuyordu. Aydınlanmıştım 🙂

Şimdi bu satırları yazarken, Barış dedi ki, hikayenin başında teyzen vardı; bu kırmızı nokta tarlası ile teyzenin ne ilgisi olabilir?

Bu soru ile birlikte düşünmeye başladım. (Yazının bu satırlarını İstanbul Kuzguncuk’daki Bostan Cafe’nin yemyeşil bahçesine bakan balkonunda yazıyorduk. Dışarıda bir çocuk ses, anlamlı bir şekilde konuştu: ‘Aksi bir teyzem vardı… ‘Bu sözü duyar duymaz ağlamayı bırakıp gülmeye başladım…)

Hayat, yüzümdeki kırmızı nokta tarlası ile, annemin diğer yüzü olan teyzemin sevgisini O’nun acısı ile bana deneyimletmiş, annemin sevgi dolu dokunuşlarıyla bu sevginin ölümsüz olduğunu hatırlatmıştı. Bu belleğimde iyiden iyiye içselleşince şifa kendiliğinden gelmiş, dönüşümü güçlü bir şekilde yaşatmıştı.

Teşekkür ederim hayat, acının içinden yaşam enerjisi fışkırtmayı bu kadar ustalıkla, zekice, dahice, sevgi dolu yapabildiğin için. Teşekkür ederim sevgili eşim canım aşkım bu konuda başka aydınlamalar yaşamamı sağlayan güçlü soruların için. Teşekkür ederim beynim ve yüreğim derin bir idrakle, şükürle bütün bunları görebildiğim, hissedebildiğim için…

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir