X kuşağından Z kuşağına mail :)

Her insan gibi sen de etten kemikten doğdun. Önce bedenini, sonra zihnini fark edecektin. Sen “Küçük Kayıt Makinası.” olarak doğdun.
Gerçekten de küçücük sevimli bir şeydin.
Senin bütün hünerin, gördüklerine ve duyduklarına kolayca inanmandı.
İki kameran vardı; yüzünün sağ ve sol yanında. Onlar filmini çekiyor, sonra da içindeki yüzlerce kilometrelik yolu kat edip depoluyordu. Başının sağ ve sol yanına konuşlanmış antenlerin söylenenleri duymak istediği gibi alıyor, işine geldiği gibi kaydediyordu.
Küçük kayıt makinası olarak masum, saf, kırılgan, şeffaf, doğal, olduğun gibiydin. Her gözleminle kayıt yapıyor, düşlerine yelken açıyor, hayata neşe saçıyordun. Çişin gelince çişini yapıyor, acıkınca karnını doyurmayı istiyor, uykun gelince hemen uyuyordun. Dünyayı (ve tabii büyükleri) kendine uydurmayı, ihtiyaçlarını kendiliğinden, bir çırpıda istemeyi nereden öğrenmiştin?
Her şey istediğin gibi gitmiyorsa, ihtiyaçların karşılanmıyorsa, yaygarayı basıveriyordun.
Unuttun mu küçük kayıt makinası; değerin ölçülemezdi senin. Eşin benzerin yoktu. Biriciktin. Sanki dünya senin için yaratılmıştı. Sen de bunu biliyordun.
Nereden mi biliyorum? Çünkü kendini “dünyanın merkezi” ilan ediyordun. Her ağlamanla, her konuşmanla, her hareketinle.
Aslında biz büyükler de senin gibi kayıt makinalarıydık.
Sadece farkımız; küçük kayıt makinası özelliğimiz geride kalmış; “Şartlı zihin makinaları” olmuştuk her birimiz.
Sense, o küçücük aklınla, yaşını başını almış, artık eskimiş olan kayıt makinalarını önemsiyor, bizim yaptıklarımızla ve söylediklerimizle bir dünya kurmaya hazırlanıyordun. Şartlı zihin makinalarının kimi zaman babadan, kimi zaman atalardan kalma bilgilerini doğru kabul ediyordun. Öğrendiğin hemen tüm bilgilerin tüm bilgilerin son kullanma tarihinin dolduğunu tıpkı sahipleri gibi öte dünyaya göçüp gidebileceğini düşünmeden. Bilgiler de tıpkı insanlar gibi ölümlüydü Küçük Kayıt Makinası.

Doğru neydi Küçük Kayıt Makinası.?
Büyüklerdi.
Yanlış neydi Küçük Kayıt Makinası.?
Yaşam yolunun üzerinde seni bekleyen kötülüklere uyabilme riskiydi.
İyi neydi, Küçük Kayıt Makinası.?
Büyüklerin istediği gibi davranmak.
Kötü neydi, Küçük Kayıt Makinası.?
Büyüklerin kurallarına uymamak.
Biz büyükler kestirmeden konuşur, şöyle derdik: Yap!- Yapma!-Yap!-Yapma!-Yap!-Yapma!
Ve sen hep yanlış yapardın, unuttun mu?
Çünkü bir türlü mükemmel olamazdın!
Oysa bir yumurta gibi mükemmel olabilirdin pekala… Bir civciv gibi kabuğunu kırıp yürüyüp ilerleyebilirdin. Kabukların çok kalındı. Sen çok yavaştın. Bir civciv kadar olamıyordun.
Düşüyor, kalkıyor, bir türlü bacaklarının üstünde duramıyordun. Zayıftın; cılız, güçsüz, yardıma muhtaç sevgi tomurcuğumuzdun. Bağırdığımızda susacak, dudağını büzerek kırılıp dökülecek camdan kalbimizdin.
Bahçemizde açan fidanımızdın.
Fanusumuzdaki minik balığımızdın, olduğu yerde dönüp duran.
Onca ‘yapma, etme’lere aldırmayan yaramazdın.
Özgürlükte sınır tanımayanımızdın.
Küçük Kayıt Makinası, sen hiç büyümeyecek gibiydin. Ağlardın, zırlardın, uyumazdın! Bizi de unutmazdın. Seni anlayamazdık. Kendimizi de anlayamazdık. Biz büyükler seni neden bu kadar çok sahiplenir, hayatımızı senin merkezine kurardık?
Sen yanlış bir hayat yaşama diye ne çabalar harcadık.
Sen umutla yarınlara yetiş diye biz boyumuzdan büyük ne çok işlere kalkışırdık.
Hayat senin için kolay olsun diye zor koşulları kabullenirdik. Çetin iklimlerden geçerken biz, seni pamuklara sarmalayıp sarardık.
Ateş hattındayken biz, çevreni kozalarla örerdik.
Bütün yükleri yüklenmeye hazırdık senin için. Derdini derdimiz yapmaya meyilliydik. Bütün hatalarının acısını çekmeye gönüllüydük. Yeter ki sen üzülme, sen ağlama, sen rahat et diye senin cennetini kendi cehennemimize çevirebilirdik.
Hata üstüne çeşitlemelerimizi sürdürürken biz, senin büyümeni seyrettik. Ellerinin, ayaklarının büyümesini, giysilerinin küçülmesini, boyunun posunun serpilmesini izledik.
Aslında biliyor musun, biz de seninle büyüyorduk farkında olmadan.
Sen fiziksel büyümede, biz ruhsal büyümedeydik. Sen okul sınavlarında, biz sabır sınavlarındaydık.
Daha da yükseğe uçmak isterken sen Küçük Kayıt Makinası, biz korkularımızdan kafesler yapıp, seni sırça saraylarda büyütmek istedik.
Zihnimizde gezdirdiğimiz beklentiler listesini check ederek etrafında gezindik.
“Yapılması uygun düşenler” ve “uygun düşmeyenler” vardı.
Şu hayatta senin iyiliğin için, olmasını istediğimiz gibi bir insan olmanı ne çok istedik!
Fazla bir şey değildi aslında aradığımız… “Yapılması gerekenleri” yapmalı, “yapılmaması gerekenleri” yapmamalı, bizim istediğimiz gibi biri olmalıydın!
Bizim “fedakarlığımıza” karşı, bizi dinlemen, dediklerimize uyman yeterliydi.
Sense, büyüdükçe giderek asileşiyordun.
Bir bardak suda fırtınalar koparıyor, bir karış aklınla hayatı arşınlıyordun.
Sesinin perdesini giderek yükseltiyor, akort ayarı bozulmuş müzik aletleri gibi kötü sesler veriyordun. Olur olmaz görüş bildiriyor, anlamsız düşlerin şarkısını söylüyordun. Sen büyüdükçe biz küçüldük “Küçük Kayıt Makinası.”
Büyü bozuldu ve adeta biz balkabağına dönüştük.
Soru sorduğun, makul cevaplar aldığın “Doğru bilgiler ansiklopedisi” artık eskimişti.
Bütün yetişkinler hiçbir şeyden anlamayan cahiller ordusuydu.
Sorularla değil, öğütlerle ve nutuklarla büyütülmüştük biz.
Öğütlerin “eski program”, kendini keşfettirecek güçlü soruların “yeni program” olduğunu kavrayamamıştık.
En çok da bu yüzden, can sıkıyor, kalp kırıyorduk. Anlayışla yaklaşmayı, gönül almayı, sırt sıvazlamayı bilmiyorduk. Olgunlaşamamıştık. Büyümüş, fakat yetişkin olamamıştık.
Şımarmayalım diye uykumuzda sevilmiştik biz.
Sense, kucaktan kucağa gezen “Cumhuriyetimiz”, biricik “Hürriyetimiz”din.
Eski zamanlardan yadigar kalan daktilolardık biz. Üstümüze, ne modeller yaratılmış, ne yazılımlar, ne donanımlar geliştirilmişti.
Bilgisayara terfi etmiş, fakat dilini senin gibi sökememiştik.
Mektuplarımız “mail” olmuş, teknolojinin bu hızına “hızla cevap” verememiştik.
Yazılım programınızı, acilen değiştirme zamanı çoktan gelmiş, hatta geçmişti. Elini “çabuk tutan” yeni bin yılın gereğine uyabilir; “önce kendine” yardım edebilirdi!
Biz sana ulaşmak için Küçük Kayıt Makinası, bütün kayıtlarımıza silmeye razıydık. Silmeye ve yeniden yazmaya… Akıl oyunlarını, en çok da, zihnimizin ilüzyonlarını silmeye hazırdık . Geçmiş yaşam senaryolarını oracıkta bırakıp, uzaklaşmaya hazırdık…
Biz “mutsuzlar ordusu”yduk. Kendimiz için yaşamayı değil, başkaları için yaşamaya koşullandırılmıştık. Biz, mutluluğun başkalarının gittiği yoldan, sense, kendinle buluştuğun yoldan geldiğini biliyordun.
Biz “şartlı zihnimizin esiri”, sen “kalbinin firarisiydin.”
Biz küçük hesaplarla yarışırken, sen doğanı yaşamayı seçiyordun.
Biz korkularımızdan “koltuk değnekleri” yapmıştık. Sen coşkularından “sevinç çiçekleri”…
Bize sırrını anlatır mısın Küçük Kayıt Makinası.?
Hayatla kurduğun bu derin aşk ilişkisi nasıl bir şey?
Hayatın paradoksu şuydu ki; önce sen bizden, sonra biz senden öğreniyorduk.
Önce özgüvenini bozuyor, sonra “kendi ayaklarının üzerinde durmanı”, sorumluluk almanı bekliyorduk!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusuydu; sen de şaşmıyor muydun zaten bu işe?
Seni yargılıyor, sonra da biz yargıladığımız şeyi yapıyorduk!
Tutarsızca davranıyor, senden “tutarlı olmanı” bekliyorduk!
Beklentisiz sevmeyi henüz bilmiyorduk.
Bütün büyükler adına senden özür dilerim Küçük Kayıt Makinası.
Bize tahammül ettiğin için.
Sabrın için. Hoşgörün için.
Sevgin için. Hayatımıza kattığın tazelik ve yenilik için.

 

 

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir