HANGİ İZMİR’Lİ

Geçtiğimiz günlerde, TBMM’de,  CHP İzmir Milletvekili Musa Çam ile Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım arasında bir söz düellosu yaşandı…

Takip edenler anımsayacaktır…

Konu:”Kim daha çok İzmirli?”

Çam şöyle dedi Yıldırım’a “… Sizi Konak’ta bıraksak İzmir’in sokağını, mahallesini bulamazsınız. Naldöken’e, Manavkuyu’ya gidemezsiniz. Siz İzmirli değilsiniz, çakma İzmirlisiniz…”

Yıldırım da yanıt verdi Çam’a: “…Bana çakma İzmirli diyenin de gerçekten İzmirli olup olmadığını paylaşmak isterim. Kendisi Erzincanlıdır. Bana kendisinin Erzincanlı olduğunu söyler sürekli…”

***

Kim İzmirlidir, kim değildir?

Ya da kim “daha çok İzmirli”dir, kim “kısmen İzmirli”dir?

Kim “gerçek İzmirli”dir, kim “sonradan olma” (çakma) İzmirlidir?

Tüm bu soruların yanıtı aslında göreceli…

Yoruma açık…

Terazisi yok ki bu işin, ölçsün kimin daha çok İzmirli olduğunu veya daha çok İzmir’i sevdiğini…

***

Yadsınamayacak bir gerçek var…

Göçle birlikte, “doğma büyüme” İzmirlilerin oranı, genel nüfusun içinde oldukça azaldı ve azalıyor…

Bugün, İzmir’de yaşayanların yüzde yetmişi göçle gelmiş kimseler…

Ailesi ve kendisi İzmir’de doğmuş, mesela yüz yılı aşkın bir süredir İzmir’de yaşayan kesimin oranı sadece yüzde otuz…

Hal böyleyken “gerçek İzmirlilik” aslında “azınlık olmak”la eşdeğer bir kavram günümüzde…

Soruyu “Kim gerçek İzmirli, kim sonradan olma İzmirli?” diye sormaktansa “ “İzmir’de yaşamak” ile “İzmirli olmak” kavramlarına odaklanmak daha rasyonel bir yaklaşım olsa gerek…

***

Eğer ailesi zamanında İzmir’e gelmiş, kendisi İzmir’de doğmuş ama nereli olduğu sorulduğunda babasının geldiği şehri söyleyen birisi İzmirli midir? İzmirli olmuş mudur?

Sanmıyorum…

Peki, aileden İzmirli olmasına rağmen bu şehre zerre kadar bir katkısı olmamış, bu şehirde hiç bulunmamış bir kişi İzmirli midir?

O da biraz zor…

Şu durumda, nüfus kâğıdında doğum yeri olarak yazan şehir midir kişinin nereli olduğunun kıstası, yoksa yaşadığı yere yönelik duyarlılığı ve bağlılığı mı?

***

Örnek vermek gerekirse…

İzmir’de dünyaya gelmiş, çocukluğunu İzmir’de yaşamış ama sonradan bir başka şehre yerleşmiş, İzmir’i unutmuş, sadece yazları tatil için Çeşme’ye gelen birisinin İzmirli olduğu söyleyebilmek mümkün mü?

Ya da tam tersi…

Bir başka şehirden kalkıp İzmir’e gelen, burada iş kuran ve yüzlerce İzmirliye istihdam, İzmir’in ekonomisine binlerce liralık katma değer yaratan birisinin İzmirli olmadığını kim söyleyebilir?

Orhan Veli der ya şiirinde “Neler yapmadık bu vatan için, kimimiz nutuk çektik,  kimimiz öldük.”

İşte ikilem burada başlamaktadır…

İzmir için elini taşın altına koyan mıdır İzmirli; yoksa hasbelkader bu şehirde doğan mı?

***

Musa Çam ile Binali Yıldırım arasındaki polemiğe dönersek…

Yeni değil bu tartışma…

Yıllardır her seçim döneminde açılır bu defter…

Slogan bellidir: ”İzmir’i İzmirliler temsil etsin…”

Ben de bir dönem bu tezi savunanlardandım…

Ama siyaset yazarak geçen 25 yılın ardından, gördüğüm örnekler ışığında bu kategorizasyonu sorgulamaya başladım açıkçası…

***

Sorunun asıl kaynağı kişiler değil; sistem aslında…

Seçim sistemindeki, siyaset kurumundaki hata…

Bizde parti için demokrasi olmadığından genel başkan istediği kişiyi, istediği yerden aday gösterebilir…

Hele hele Türkiye’nin üçüncü büyük ili konumundaki İzmir’in çıkaracağı milletvekili sayısındaki bolluk, istisnasız tüm parti liderlerinin iştahını kabartır bu bağlamda…

Mutlaka vekil yapılması gereken isimlerin aday gösterilmesi muhtemel şehirlerden başında gelir İzmir…

Dar bölge seçim sistemi uygulanmadıkça, ya da önseçim gibi parti içi demokrasinin olmazsa olmaz kurumu işletilmedikçe de, bu böyle devam edecektir…

***

Burada bir detayı gözden kaçırmamak gerekir…

Bu şehri sokak sokak, avucunun içi gibi bilen vekiller de gördü İzmir…

Ama bunların arasında bir kere bile meclis kürsüsünde İzmir’in bir sorununu dile getirirken göremediklerimiz de oldu…

Koca bir dönem İzmir’i temsil edip de bu şehre tek bir çivi bile çakmayan İzmirliler de gördük…

Ama bununla birlikte aday olana kadar İzmir’i tanımamasına rağmen, hafta sonları koştura koştura seçim bölgesine gelen, halkın sorunlarına çözüm bulabilmek için canla başla çalışan vekilleri de biliyoruz…

Bakanlık görevine getirilen ama şehrine hiç faydası dokunmayan İzmirliler de oldu…

Keza,  aday gösterildiği ve seçildiği İzmir’e borcunu, bol bol yatırım kaydırarak ödeyen bakanlar da biliyoruz…

***

Hangisi doğru peki?

Hangisi makbul?

İzmir’i sokak sokak bilip de şehre bir çivi bile çakmayan mı?

Ya da sonradan İzmirli olup da kendisini İzmir’e adayan mı?

***

Açıkçası “öz İzmirli” “çakma İzmirli” tartışması beni ilgilendirmiyor…

Ben “Hangi İzmirli” noktasından bakıyorum olaya…

Pragmatik düşünüyor ve İzmir’e kimin daha faydalı olduğunu sorguluyorum…

Zamanında, bu şehrin vizyonuna çok şey katacağı halde, sırf İzmir’de oturmadığı için “ithal aday” damgası yiyen isimler de oldu…

Ya da, tam tersi, sadece İzmir’de doğduğu ve yaşadığı için aday gösterilen ama ufku yaşadığı ilçenin sınırlarından bir adım dahi öteye geçemeyen kimseler de…

Eğer kişi  “aman tanıdığım birisi aday olsun ki, rahat ulaşayım” diyorsa…

Eğer kişinin milletvekilinden beklentisi 3 T (tayin, torpil, terfi) konularıyla sınırlı kalıyorsa…

Bu “günü kurtarmak”tan öteye gitmeyen, popülizme ortam hazırlayan, kısır bir mantıktır…

Bu mantık, sadece “taşra siyasetçisi” tiplemesine yaşama sansı tanır…

Şehir yerinde sayar ve gerileme sürecine girer…

Ve gençleri, aydınları, sanatçıları, bilim insanları,  iş insanları terk etmeye başlar şehri…

***

Şehri sokak sokak bilmek midir sadece önemli olan?

Yoksa İzmir’i dünya çapında bir marka yapacak projeler üretebilmek mi?

Anımsayın…

Merhum Erdal İnönü İzmir milletvekiliydi…

Manavkuyu’yu biliyor muydu da İzmir’den milletvekili seçildi Sayın İnönü?

Böyle değerli bir ismin, sağlığında, İzmir’den aday olmasının şehrimize katkısı olmadığını kim söyleyebilir?

Seçildi de kötü mü oldu peki?

Bilakis, İzmir bir Başbakan Yardımcısı çıkarmanın onurunu yaşamadı mı?

Keşke rahmetli İnönü gibi kaliteli, vizyoner, değerli başka isimler de aday olsa İzmir’den…

Keşke İzmir de bir “Başbakan” çıkarabilse örneğin…

Büyümek, İzmir’in önüne büyük hedefler koyabilmekle olur…

Bu da, büyük düşünen isimlere, “Gerçek İzmirli, sonradan olma İzmirli” demeksizin, kucak açabilmekle mümkündür…

***

Nedense bu tarz tartışmalara diğer illerde fazla rastlayamıyoruz…

İzmir’e has bir polemik klasiğidir bu…

“Az olalım, öz olalım, biz olalım” mantığının bir yansıması bu “İzmir’i İzmirliler temsil etsin” yaklaşımı…

Tamam, bu şehrin sorunlarını bilenler bu şehre çok yararlı olabilirler..

Buna kimsenin itirazı olamaz…

Ama bu şehre vizyon kazandıracak, İzmir’in adını çok prestijli bir biçimde duyuracak ve yüceltecek isimlere de kapımızı aralık bırakmalıyız..

“Sen İzmir’i ne bilirsin” diyerek kapıyı yüzlerine kaparsak, bundan ne İzmir kazançlı çıkar, ne de İzmirli…

***

Kıstas, kişinin doğduğu yerin İzmir olması değil…

Önemli olan kişinin kendisini İzmir’e ait hissetmesi…

İzmir’e sahip çıkması, yararlı olması…

Nüfus kâğıdında doğum yeri neresi yazıyorsa yazsın “Ben İzmirliyim” diyen, diyebilen herkes İzmirlidir.

Çocuklarının yarınlarını, ailesinin geleceğini İzmir’e bağlayan herkes İzmirlidir…

Sonuç olarak…

İzmir’de dünyaya gelen değil…

İzmir’e dünyasını verendir gerçek İzmirli…

UĞUR KÖŞE FOTO

Uğur ORAL

Gazeteci-Yazar

www.uguroral.com.tr

 

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir