SOSYAL MEDYANIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Sosyal medyaya erişim yine engellendi…
Kimimiz sabırla bekledi kısıtlamanın kalkmasını…
Kimimiz farklı yollar denediler “sansür”ü delebilmek, aşabilmek için… Sosyal medyaya getirilen engellemeyle Gezi Parkı eylemlerinden sonra tanışmıştı Türkiye. Yine göz kırptı malum “yasak”… Demokles’in kılıcı bir tur döndü yine sosyal medyanın üzerinde… Adeta “Adımına dikkat et” dercesine…

***

İlk yasaklama olayı yaşandığı sırada yurt dışındaydım…
Bir etkinlik vesilesiyle, bulunduğum ülkenin aydınlarıyla, sanatçılarıyla buluşmuştum…
Batıdan bakıldığında bu yasaklamanın Türkiye’nin imajına nasıl ağır bir darbe vurduğunu bizzat gördüm, yaşadım…
Ben, ülkem hakkındaki önyargıları yıkmaya çabalarken karşı karşıya kaldığım “Tamam ama hangi demokratik ülkede sosyal medya yasaklanır?” soruları karşısında yutkunmaktan başka çarem yoktu…
Siyasi erkin bizzat kullandığı “‘Twitter mivıttır kökünü kazıyacağız” ifadesini batılı entelektüele açıklayabilmek ise imkânsızdı…
Yutkundum…

***

Türkiye internet sitelerine erişim konusunda sabıkalı ülkeler arasına arasında…
Şu anda yürürlükte olan 5651 Sayılı “İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkındaki kanun” ile
yasaklı site sayısı 30 bini bulmuş durumda…
Bağımsız denetim kuruluşu Freedom House’ın 2012 yılında yayınladığı “Freedom On The Net” Raporu’nda, Türkiye 47 ülke arasında Tunus’la birlikte 25-26. sırada…
Bu rapora göre Türkiye internet alanında “Kısmen özgür” ülkeler arasında yer alıyor…
Sınır Tanımayan Gazeteciler ise Türkiye’yi “İnternet düşmanı ülkeler” kategorisine aday konumda tutuyor.

***

Bu arada zannetmeyin ki batıda “sınırsız” bir internet özgürlüğü var…
Hayır, orada da denetim söz konusu; ama çok daha rasyonel yöntemlerle…
Batıda özellikle çocuk pornografisi sapıklığına yönelik önemli bir kontrol mekanizması işletiliyor…
Keza devlet sırlarının deşifre edilmesi durumlarında uygulanan yasalar internet ortamında da aynen geçerli…
2000 yılının Temmuz ayında İngiltere’de kabul edilen bir yasayla İçişleri Bakanlığı’nın izniyle internet denetlenebiliyor.
Almanya’da her sitenin yayıncısının kimlik ve iletişim bilgileri belirtilmek zorunda.
Keza ABD’de de interneti denetleyen sivil toplum kuruluşları mevcut…
Ama Türkiye’de işin “devlet eliyle” yapılması, demokrasinin ruhuyla çelişiyor…
Bu yönteme başvuranlar, Tunus, Kuzey Kore, Suudi Arabistan, İran, Türkmenistan, Vietnam gibi düşünce özgürlüğünün sınırlı olduğu ülkeler…
Türkiye’nin bu ülkelerle benzer mevzuatlara sahip olması, benzer uygulamalar sergilemesi, sosyal medyadan duyulan çekincenin çok net bir göstergesi değil mi?

***

Evet, sosyal medyaya yönelik bu engellemeler kabul edil(e)mez…
Ama yazının burasında gelin biraz madalyonu tersine çevirelim, olayın bir başka yönünü sorgulayalım.
Tamam, internet özgürlüktür.
Sansür ve yasaklamalar ise özgürlükle bağdaşmaz…
Akılcı düşünen herkesin bu konuda hemfikir olduğunu düşünüyorum…
Ama beraberinde şunu sorgulayalım; “Özgürlük sınırsız mıdır?”
İki kavramı birbirine karıştırmamak lazım… “Özgürlük” ayrı şeydir, “Başıboşluk” (ya da sorumsuzluk) ayrı şey…
Türkiye’de sosyal medyada bu iki kavramın arasındaki nüansın hükmünü yitirdiği örnekler ne yazık ki hiç de az değil…
İnternetin özgürlüğü, kimseye hakaret etme serbestîsi tanımaz…
İnternetin özgürlüğü ancak kişinin fikrini beyan etmesiyle sınırlıdır…
Ama tıpkı özgürlük ve başıboşluk gibi birbirine karıştırılan iki kavram var…
“Fikir beyan etmek” ve “Fikir empoze etmek”…
Bunlar çok farklı şeyler.
Kim olursa olsun, ne söylerse söylesin “Fikir beyan etme özgürlüğü” kutsaldır…
Ama kişi fikrini empoze etmeye, kendi doğrularını dayatmaya, hele hele kendisinden farklı düşünenleri taciz etmeye başlarsa özgürlük o noktada bitmiş olur…
Despotizm başlar…
İnternetin yasaklanması ne kadar yanlışsa internetin sorumsuzluk olarak algılanması ve bu özgürlük olgusunun suistimali de o kadar yanlıştır…

***

Sosyal medyayı aktif kullanan birisi olarak zaman zaman karşılaştığım “sanal despotizm” karşısında hayrete düşüyorum bazen…
Bir dönem yoğun olarak kullandığım ‘twitter’a da son yıllarda daha mesafeli yaklaşıyorum…
Zira ne yazık ki olayın fikir beyan etme özgürlüğünden başka mecralara kaydığını üzülerek gözlemliyorum…
“Benim fikrim senin fikrini döver”le başlıyor olay, sonra “Vay sen nasıl böyle düşünürsün?” e dönüyor ibre…
Sonrası en iyi haliyle kısır döngü, ama genelde kavga!
Birbirlerini “spam”leyenler, sadece küfür etmek için birbirini takip edenler, siyasi parti militanlarının kısır polemikleri!
Korsan bir isimle ya da bir rumuzla bir twitter hesabı açacaksınız, dilediğinize içinizden gelen her türlü küfrü edeceksiniz, tehditler savuracaksınız; sonra bunun adı “özgürlük” mü olacak?
Hiç de değil…
Bilakis, tüm hukuk sistemlerinde bunun adı “Suç”tur…
Çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum…
Twitter’ı düzenli kullandığım dönemlerde bir siyasetçinin yasak ilişkisinin belgesi olduğu iddia edilen bir videonun paylaşıldığını görmüştüm…
Sonra bu filmin düzmece olduğu, olayın bir yabancı videoda oynayan kişinin malum siyasetçiyle benzerliğinden kaynaklandığı ortaya çıktı. Peki, twitter’da rezili çıkarılan, ailesi rencide edilen, onuru ayaklar altına alınan o siyasetçinin özgürlüğüne, özel hayat dokunulmazlığına ne oldu?
Bir siyasetçiyi sevmeyebilirsiniz, bir siyasi partinin uygulamalarını beğenmeyebilirsiniz…
Ama bunu medeni ölçüler içinde de pekâlâ belirtebilirsiniz…
İnternet kimseye “sövme” veya “iftira atma” özgürlüğü vermez…
Kararlarını, söylemlerini zerre kadar bile onaylamadığım, onaylayamayacağım kimi isimlere yapılan hakaretleri okuduğumda açıkçası rahatsız oluyorum…
Fikrine karşı olabilirim ama bu benim Voltaire gibi herkesin fikrini beyan etmesine duyduğum inancın önüne geç(e)mez, geçmemelidir…
Hele hele, internet sitelerinin altındaki okur yorumları yok mu?
Birçoğu hakaret içerikli mesajlar, yer yer tehditler!
Ekseriyetle organize edilmiş güruhların eylemleri…
Hukuk fakültesini yeni bitirmiş bir avukat bile rahatlıkla mahkûm ettirebilir bu yorumların sahiplerini…
Ama o kadar çok ki…
İşi gücü bırakıp tüm mesainizi davalara ayırmanız gerekir…
Kimse okumuyor mu o yorumları aktive etmeden önce?
Moderatör süzgeci diye bir şeyden kimsenin haberi yok mu?
Yazarın beyan ettiği fikre katılmıyor olabilirsiniz, karşı çıkabilirsiniz; bu sizin en doğal hakkınızdır…
Ama o yazara ağza alınmayacak sözler söyleme hakkını kimse size vermez… En açık görüşlü batılı toplumlarda bile yoktur böyle bir başıboşluk… Sosyal medyada iletişim halinde olduğum birçok Avrupalı dostum var… Onların da paylaşımlarını takip ediyorum…
İtiraf etmeliyim ki bizdeki kadar seviye ayaklar altına düşmüyor hiçbir zaman…

***

Peki, neden mi böyle oluyor?
Türkiye aydınlanma dönemini yaşamadığı için evrensel gelişmeler karşısında afallıyor ne yazık ki…
İnsanımız yeni yeni okuryazar olmaya başlamıştı…
Okuma kültürünü daha tam olarak hazmedememişti…
Radyoyla tanıştı…
Okuma kültürünü terk etti, dinleyerek öğrenmeyi tercih etti…
Kolaydı çünkü…
Daha radyo kültürünü hazmedememişti…
Ki, aniden televizyonu buldu evinin salonunda…
Televizyonu bulur bulmaz kitabı, gazeteyi attı bir kenara, düşünsel tembelliği seçti…
Daha televizyona alış(a)mamıştı ki bilgisayarla tanıştı.
Ve sonra, malum interneti keşfetti…
Zincirin ilk halkası zayıf olduğundan, yani okuma kültürünü hazmetmediğinden, sağlam bir düşünsel temele sahip olamadı…
Domino taşları birbirini devirdi…
Okuma kültüründen yoksun toplum hazırlıksız yakalandı yeni yüzyılın enformasyon bombardımanına…
Twitter’ın Türkiye’de bu kadar benimsenmesine, sevilmesine şaşırmamak lazım.
Yazma özürlü, okumayı sevmeyen insanların oluşturduğu bir toplum için 140 karakter yeter de artar değil mi?

***

Toplumsal yaşamdaki hoşgörüsüzlüğün bu denli başını alıp gitmesinin altında düşüncemizi açıklama kültüründen nasibimizi alamamış olmak yatıyor…
Ve elbette demokrasi kültürünü hazmedememiş olmamız…
Bileşik kaplar formülünü anımsayın…
Toplum neyse, o toplumun sosyal medyası da aynıdır…
Farklı bir şey beklemek saflık olur…
Okumayı, düşünmeyi, sorgulamayı sevmediğimiz kesin…
Eh, bir de buna eleştirilmeye, farklı düşünceler duymaya tahammülsüzlüğü de eklerseniz, her şey ortada aslında…
Toplumsal yaşamı düzenleyen(!) “Kodum mu oturturum” kuralı aynen sosyal medyada da geçerli!
Devletin “Yassah” zihniyeti de!

***

Sonuç itibarıyla demokrasi bir kültür ve medeniyet işi…
Öğrenilmesi de yerleşmesi de zaman istiyor… Kendin için istediğin özgürlüğü kendin gibi düşünmeyenlerin de hak ettiğini kabullenmekle başlıyor demokrasi eğitimi… Demokrasi “olgunluk” süzgecinden geçtikçe, gerçek değerine kavuşuyor…
21. yüzyıl demokrasisinin olmazsa olmaz unsurlarından sosyal medyayı kullanmak da bu olgunluğun bir yansıması…
İnternete, sosyal medyaya getirilen sansür demokrasiyle, özgür düşünceyle bağdaşmaz…
Ama özgürlüğün suyunu çıkarmak da kabul edilemez…
Sosyal medya çok önemli bir demokratik mecra…
Ama bilinçli kullanırsanız…
Yok, amacından saptırırsanız…
Demokles’in kılıcını indirmek için fırsat kollayanların ekmeğine yağ sürmüş olursunuz…

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir