SEÇİME DOĞRU

Yerel seçimlerin ruhu ile genel seçimlerin ruhu farklıdır… Genel seçimde “partiler” seçmenden onay ister; “liderlerin” rüzgârı ön plandadır… Yerel seçimlerde parti değil, “belediye başkan adayı”dır lokomotif… Eğer siyasi partinin rüzgârıyla iş bitseydi, örneğin Mehmet Kocadon, zamanında partisinin dibe vurduğu bir dönemde DP’den Bodrum Belediye Başkanı seçilebilir miydi? Örneğin Urla’da Selçuk Karaosmanoğlu, bir dönem, ANAP’ın tarihe karıştığı bir süreçte seçimleri kazanabilir miydi?

Ya da Şanlıurfa’da Ahmet Eşref Fakıbaba geçen seçimlerde “ceket koysak seçtiririz” diyen AKP’ye inat, bağımsız girdiği seçimlerden zaferle çıkabilir miydi? Bu örnekleri çeşitlendirmek, çoğaltmak mümkün… Ve her bir örnek, yerel seçimde “aday faktörü”nün ne denli önemli olduğunun somut bir ispatıdır aslında…

***

Mantıken de olması gereken budur aslında…
Tombaladan çıkmış milletvekili adayları olabilir, eğer partileri yükselişteyse, kazanırlar da…
Ama şans faktörü o denli etkili olmaz yerel seçimlerde…
Bilakis, yanlış adayla, bir siyasi parti banko alacağı seçimi dahi kaybeder.
Örneklerle sabittir bu…
Milletvekili seçilir, Ankara’ya gider…
Ama belediye başkanı o bölgenin seçmeniyle baş başadır her zaman…
Seçilecek yerel yönetici o yörenin insanı olmalıdır ki sorunları bilsin…
Seçilecek aday o bölgenin insanı olmalıdır ki herkesle iletişim içinde olsun…
Nasıl ki ülkelerin kaderlerini parlamentolar yazıyorsa, şehirlerin kaderlerini de yerel yöneticiler yazar…
Bu yüzden yerel yönetimlerde “aday” faktörü çok önemlidir…

***

Ancak, yaklaşmakta olan yerel seçimler öncesinde esen rüzgârlar genel ve yerel seçimlerin ruhunu birbirine karıştırdı…
Türkiye adı “yerel” ama mesajı “genel” bir seçime hazırlanıyor.
Konjonktür; sosyal, siyasi ve ekonomik gelişmeler yaklaşan yerel seçimleri hükümetin bir güven oylaması haline dönüştürdü…
Seçimin bu hale gelmesi hiç doğru değil…
Kazananı belli olmasa da kaybedenin “şehirler” olacağı şimdiden bellidir bu mantıkla yapılan bir seçimde…

***

Daha aylar öncesinden medyada yerel seçimlere yönelik kamuoyu araştırmaları yayınlanmaya başlandı…
Partilerin oy oranlarına dair öngörülerde bulunuldu…
Daha adaylar belli değilken seçmene ne soruldu peki?
Ve daha kime oy vereceğini bile bilmeyen seçmen neye göre yanıt verdi bu soruya?
Hal böyleyken bu araştırmaların rasyonelliğinden söz edebilir miyiz?
Kaldı ki bir kamuoyu araştırması anlık durumların fotoğrafını çeker…
Türkiye gibi, gündemin saat başı değiştiği bir ülkede, aylar öncesinden, hele hele yerel faktörlerin öne çıkacağı bir seçimin sonuçlarına dair analiz yapılabilir mi?
Yapılsa bile, ne kadar sağlıklı olur?

***

 

Türkiye yerellik ruhu iğdiş edilmiş bir yerel seçime gidiyor…
Bunun İzmir ölçeğindeki yansımalarına bakalım…
Aylar öncesinden aday adayları yollara düştüler, seçmenle temasa girdiler…
Ön seçimin olmadığı bir ortamda “aday adayı” kavramının ne anlama geldiğini anlamak da zor…
Peki, kime ve neden kendilerini anlattılar bu aday adayları?
Madem ki partilerin üst kurulları tek belirleyici olacaktı, herkes gider saha çalışmasını Ankara’da yapar, göze batmaya çabalardı…
AKP kalktı İzmir’de “fasulyeden” bir temayül yoklaması yaptı…
Partinin kapısından bile girmemiş insanlar aday yapıldıysa; teşkilatın gazını almaktan öteye geçti mi bu oylamanın sonuçları?
CHP’de her ilçede bir sürü aday adayı var.
Günlerdir arşınlıyorlar ilçeleri…
Sanki CHP’nin AKP’den farklı bir kriter mi uygulayacağını sanıyorsunuz?
Partinin üst kurullarında etkili ve nüfuzlu aday adayları ipi göğüsleyecekler.
Tıpkı AKP’de olduğu gibi…
Şehrin istediği adaylar mı, yoksa partinin istediği adaylar mı?
İşte her partinin kendi iç sorgusunda üzerinde kafa patlatması gereken soru şudur.
Ama oy isterken şehrin sesine kulak veren partiler, ısrarla aday belirlerken üst yönetimlerinin sesine kulak verirler…

***

Sorunlarla boğuşan ve kabuğunu kırmayı hedefleyen İzmir seçime nasıl gidiyor peki?
Objektif bir gözle, A partisi B partisi demeden nesnel bir fotoğraf çekelim…
AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım…
Yıldırım’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı için bastırdığı, İzmir’e yönelik bir talebi olmadığı ve hatta özellikle İzmir adaylığına mesafeli yaklaştığı kulislerde o kadar çok dillendirildi ki…
Adaylığının açıklanmasına sayılı günler kala Ankara’dan “Yıldırım ikna edilmek için uğraşılıyormuş” istihbaratını getiren dostlara “AKP’de ikna yoktur, talimat vardır” derdim…
Nitekim öyle oldu…
Başbakan talimat verdi, Yıldırım Büyükşehir adayı oldu…
Gönül isterdi ki aylar öncesinden çıksın, adaylığını açıklasın ve çalışmalara başlasın…
İzmir patronluğuna “kerhen” soyunmak şehrin yarınları için ne kadar sağlıklıdır, tartışılır…
İstanbul olmadı, İzmir’den aday yapalım demek, “ceket uymadı, pantolon verelim” demekten öteye geçer mi?
Bu mantıkla oluşmuş bir adaylık, seçim sonucu zafer dahi olsa, İzmir’e ne kazandırır ki?

***

mavisehir-dergisi-ugur-oral2

Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na ve CHP’ye gelince…
Basında yer alan “Binali Yıldırım aday gösterilmeseydi aday olmazdım” yaklaşımı açıkçası talihsiz bir beyanat…
Bu ifade sanki Kocaoğlu’nun da Yıldırım gibi “kerhen” aday olduğunu göstermez mi?
Biri Başbakan istedi diye, diğeri Binali Yıldırım aday oldu diye…
Öyle mi?
Aziz Kocaoğlu çok önceden, bir daha aday olmayacağını söylemişti bir demecinde…
Bu son beyanatı o dönem verdiği beyanat kadar yanlış aslında…
Keşke iki aday da aylar öncesinden “İzmir beni istediği için aday oldum” diyerek yola çıksalardı…
CHP’nin durumu AKP’ye oranla biraz daha karışık…
Seçimlere iki ay kalmış ama hala birçok ilçenin adayı belli değil… (Bu satırların yazıldığı gün itibarıyla)
CHP hala neyi bekliyor anlamak zor…
Yoksa İzmir’i çantada keklik görüyor da bunun rehavetinden mi kaynaklanıyor bu gecikme?
Aday adayları açıklanacak.
On beş gün kutlamalar, nezaket ziyaretleri vs…
Eh ne kalacak geriye?
Kum saati hızla akıyor…

***

Binali Yıldırım habire hükümetin İzmir’e yaptıklarını anlatıyor…
Aziz Kocaoğlu ise görev süresi boyunca İzmir’e verdiği hizmetleri…
Yıldırım, Aziz Kocaoğlu’nun icraatlarını eleştiriyor; Kocaoğlu ise hükümetin İzmir’e ilgisizliğini…
Siyasette bir kural vardır…
Seçimler “dün”le değil “yarın”la kazanılır…
Seçmen, yapılmışları değil, yapılacakları dinlemek ister…
Yani sandığa giden yolda rapor vermek değil; hayal, ideal sunmaktır önemli olan…
Seçimlere çok az bir süre kalmışken İzmir’e veya İzmir’in ilçelerine yönelik projeler dinliyor musunuz?
İzmir Büyükşehir Belediyesi şehrin dört bir yanına yerleştirdiği açık hava televizyonlarıyla yaptıklarını anlatıyor görev süresi boyunca.
Peki, ya yapılacaklar?
Binali Yıldırım ise hükümetin İzmir’e yatırımlarından dem vuruyor ama kendi imzasını taşıyan bir proje dinlemiş değil hala İzmirli.
Ne büyükşehirde ne de ilçelerde henüz “devrim yaratacak” bir öneri, proje duyulmadı…
Bundan sonra duyulur mu, bilmiyorum; ama sanmıyorum da…
Duyulsa bile bilimsel çevrelerde, kamuoyunda tartışılacak zaman kalmayacak ki…
Oysa ki İzmir’in çılgın, uçuk projelere ihtiyacı var…
Bir örnek vereyim…
Dönemin İzmir Valisi Kutlu Aktaş ANAP’tan İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmuştu…
Tuttu, Karşıyaka’yı Alsancak’a bağlayacak bir köprü projesi attı ortaya…
Kamuoyunda “Brooklyn Köprüsü” adını aldı bu proje…
Ve uzun süre konuşuldu…
Hayali, uçuk bir projeydi ama bugün bile “yapılır mı yapılmaz mı?” diye kafa patlatıyor şehrin aydınları…

***

Merkezi yönetimin sakıncaları herkesin malumudur…
Merkezi siyasetin yerel siyaseti ele geçirmesi aynı oranda sakıncalıdır bu yüzden…
Demokrasisi oturmuş ülkelerde adaylar aylar öncesinden ortaya çıkarlar…
Projelerini, ekiplerini açıklarlar…
Seçmen de bilinçli bir biçimde kullanır oyunu…
30 Mart Pazar günü sandığa gidecek İzmirli.
Ve şehrinin kaderini belirleyecek yerel yöneticilerini seçecek…
Kıstas ne olacak peki?
Adayın vizyonu mu?
Meclis üyesi adaylarının kimlikleri mi?
Açıklanan projeler mi?
İlan edilen ekipler mi?
Hiçbiri…
Halk,  genel siyasi görüşü neyse gidecek ona göre verecek oyunu…
Adaylar da partilerinin ulusal ölçekteki rüzgârının meyvelerini toplayacak, ya da tam tersi,  konjonktürün faturasını ödeyecek…
Belediye başkan adayları, deyim yerindeyse liderlerinin abdestiyle namaz kılacak…
Adaylar sadece bir figüran; senarist ve başrol oyuncuları Genel Merkez’de…
Peki ya şehrin hayalleri?
Beklentileri?
30 Mart sabahı, seçmen hangi adaya ve özellikle de “neden”  oy vereceğini “gerçekten” biliyor mu dersiniz?
Daha adaylar bile belli olmadan halkın oyu belliyse; bu seçimin şehre bir şey sunacağını söyleyebilir miyiz?
Belediye başkanlıklarını kim(ler)in kazanacağı, 30 Mart’ta kesinleşecek…
Ama ben; hangi partinin veya adayın değil, “İzmir’in ne kazanacağını” sorgulamayı tercih ediyorum…

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

1 Comment

  1. HAKAN PAKER

    09 Şubat 2014 at 09:57

    SAHANE BİR YAZİ.TEBRİK EDERİM UGURUM.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir