İŞ DÜNYASINDA YENİ BİR RUH

Karşılaştığımız sorunların en yenileri, sahip olduğumuz en eski bilgeliklerin yardımı ile çözülebilir. Bizleri kolektif felsefenin varlığından haberdar etmesi için, artık uyandırma servisini aramanın zamanı geldi. Tarihi bir yol ayrımındayız. İnsanlığın içinde bulunduğu durumu, daha önce hiç yapamadığımız kadar derinden anlamaya ihtiyaç duyduğumuz bir yol ayrımı…

Bu anlayışı, günlük çalışma ve yaşam tarzımıza uyarlamamız gerekiyor; çünkü birlikte iş yaptığımız ya da yaşadığımız insanlar, artık daha azıyla yetinmeyecekler. Yakın zamana kadar, insanların büyük bir çoğunluğu, çok çalışmanın daima karşılığını ödediğine ve insana belli ölçüde rahatlık ve güven duygusu getirdiğine inanıyorlardı. Erkekler ve kadınlar çılgın gibi çalışabilirler ve yine de bir gün aniden işsiz kaldıklarını görebilirler. Bir işten diğerlerine geçerken, insanlardan giderek daha fazla çalışmaları ve daha azıyla yetinmeleri bekleniyor. Geleneksel teşvik ödülleri yok oluyor. Yerlerine, insanları olumsuz yönde etkileyen baskılar- pasifleştirilmek ya da işsizler ordusuna katılmaya zorlanmak geliyor. Bir çok yerde genel iş tatmini ve moral en düşük seviyede. İnsanlar hoşnutsuz; hatta, umutsuzluk içinde. Pek çok kişi tamamen kaybolduğunu düşünüyor.

Nice modern mutluluk formülü başarısızlığa uğramış, başarı reçeteleri ve sosyal refah getirecek “altın çağ” vaatleri boş çıkmıştır. Öyle gözüküyor ki; tatminkar kalıcı bir yaşam biçimi yani gerçekten de yaşanmaya değer bir yaşam yaratmaya yönelik, kolay ve hazır tarifler yoktur. Bu, açıkça üzerine kafa yormayı gerektiren bir konudur, çünkü dünya üzerindeki zamanımız boşa harcanmayacak kadar değerlidir.

Aristo, insan doğasının en gizli derinliklerini keşfetmiş bir filozoftur. Bu aslında hiç şaşırtıcı değildir. Çünkü o, insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en üretken ve kapsamlı düşünebilen dehalarından olan Platon’un, yirmi yıl boyunca hem öğrencisi, hem de yakın arkadaşıydı. Platon ise, eleştirel ve yaratıcı düşünmeyi, Romalı hatip, filozof ve devlet adamı Cicero’nun sonraları “felsefeyi Pazar yerine sokan ilk insan” diye tanımladığı, büyük üstat Sokrates’ten öğrenmişti. Dünyanın çevresine şöyle bir baktığında Aristo, insanoğlunun birbirinden çok farklı olguların arayışı içinde olduğunu görmüştür. Kimileri zenginlik peşindeyken, kimileri ünlü olmayı düşler. Bazıları sevgi arzular. Diğerleri ise güç. Tedbirli insanlar güvenlik isterken, gözü pek olanlar macera arar. Ama Aristo, bu birbirinden farklı, yüzeysel ve hepimizin peşinde olduğu arayışların altında, aslında herkesin aynı konuyu yani “mutluluğu” kovaladığını görmüştür. O halde “mutluluk” nedir? Gerçekten peşinde olduğumuz konu nedir? İşte bunu anlayabilirsek, insanların işlerinde olduğu kadar, özel yaşamlarında da hangi deneyimlere ihtiyaç duyduklarını görmeye başlayabiliriz. Şaşırtıcıdır ki, dünyanın belli başlı kültürlerinde yüzyıllardır mutluluk üzerine derinlemesine düşünen tüm filozofların, bize sadece üç tane görüş mirası kalmıştır. Bunlardan sadece bir tanesi, bireysel potansiyelimizi kilit altından çıkaracak ve iş dünyasında uzun vadeli mükemmelliğin temellerini yaratacak olan anahtarları verecektir.

Mutluluk, haz ile aynı mıdır? Bu görüşü benimseyenlerin vereceği tavsiye, “Eğer mutluluk istiyorsanız, haz peşine düşün ve acının önüne geçmeyen çalışın” olacaktır. Şüphesiz, mutluluk hazla eşdeğer değildir. Eğer iş yerinde mutluluk arıyorsak, bu bizim için iyi bir şeydir çünkü ne de olsa işte geçirdiğimiz bir gün, zevk deryasında yüzmek demek değildir. Yine de, işimizi mümkün olduğunca zevkli kılan konular olmalıdır etrafta. İnsanlar yaptıkları işten keyif aldıkları zaman ellerinden gelenin en iyisini yapabilirler.

İnsanlık tarihinde ve tüm dünyada yaşanan her deneyimin dört temel boyutu vardır aslında. Bizleri, iş yaşamından bireysel mutluluğa ve kalıcı şirkete mükemmelliğine götürecek olan anahtarlardır. Bu boyutların her birinin aslında bir amacı vardır. Bizleri, her biri insani mükemmelliğin temel  taşları olan farklı bir hedefe götürür.

Bunlar nelerdir? Zihinsel, estetik, Ahlaki ve Ruhsal boyutlardır. Bunların hedefleri nelerdir? Gerçek, güzellik, iyilik ve uyum… Bu unsurlar bize, diğer insanlar ile ortaklaşa yaptığımız üretken bir çalışmanın ruhunu oluşturacak, “dört ebedi erdem” ya da “manevi güç” sunar. Aynı zamanda, bize kalıcı mükemmelliğin dört temel ilkesini gösterirler. Ne yazık ki iş hayatında kendimizi riske atma pahasına, bu değerleri ihmal ettiğimizi söylemek biraz acı geliyor insana…

Yıllar önce bir toplantıya katılmıştım. Konuşmacı bembeyaz giysiler içinde konuşma yapan Hintli bir hanımdı. Konuşmaları sırasında herkesin mutlu olduğunu görmek çok kolaydı çünkü herkesin yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Konuşma bittikten sonra herkes soru sormaya başladığında sadece merakımı yenmek için: “Neden sadece beyaz giymiş olduğunu” sormuştum. Önce gülümsemiş ve sonra :” eğer her gün farklı farklı giysiler giyseydim, yorgun düşerdim” dedi. Ne demek istediğini önce kimse anlamamıştı. Sözlerine devam etti: “Düşünebiliyor musunuz, sabahleyin giyinirken mavi bir etek giydim buna uygun buluz, ayakkabı, kolye, çanta vs seçmek zorundaydım. Onlar buna, bunlar ona uymayacaktı. Canım sıkılacaktı, bu nedenle vakit kaybedecektim. Haydi vazgeçtim bütün bu duyguları bir gece önceden düşündüm giyeceklerimi, sabah telaş olmasın diye ama hep vakit kaybedecektim” dedi. Biraz şaşırtıcı bir düşünce yapısı olmuştu benim için, ama şimdi düşünüyorum da, doğru söylemiyor mu sizce de? Konuşacak, düşünecek. çözüme ulaştıracak o kadar konu var iken neden bir “elbise” ya da “renkli bir meta” ya odaklanıyoruz ki?

İnsan kendi yaşamını kendi zorlaştırıyor aslında… Ne zaman ne yapacağım, kiminle gideceğim, bana ne derler, buna değer mi? Yanlış mı yapıyorum, doğru mu? Aslında yaşamda her şeyin ne kadar da bazen gereksiz olduğunu anlamak çok mu zor? Koş, koş, koş nereye kadar?

İnsanın “erdemli olma” yolculuğunda üç organını “kontrol etmesi” gerektiğini biliyor musunuz? Beynimiz yada başımız. Bizi kontrol eden her bilgi orada vücut buluyor. Kalbimiz bize doğru ve yanlışın ne olduğunun komutunu veriyor. Cesaretin bir başka dili kalbimiz. Ve son olarak “Midemiz”. Ne anlama geliyor, haydi canım diyebilirsiniz. Ama o kadar önemli ki, midemiz. Çünkü esas “haz noktamızı” burası belirliyor. Kendimizi kontrol edeceğimiz organımız… Bazen insanoğlu kendini “islah etmeye” çalışır. Bu kaçınılmaz hırsların, arzuların artık son demleridir. Vücut ve ruh dur demektedir. Yanlış yapıyorsun, sakin ol demektedir. Gitme, dur demektedir.

MacArthur Ödülü sahibi ve yaşayan en yaratıcı bilim insanlarından olan Michigan Üniversitesi’nden Dr.John Holland, karmaşık sistemleri tanımlarken: “Parçaları birbirine ekleyip, bütünü göremeyiz” diyor. Yani, bütünü görebilmek için sakin, huzurlu, mutlu, dingin olmak gerekir. Hayatın koşuşturmasında unuttuklarımızı hatırlamak adına umarım geç kalmamışızdır.

Prof.Dr. Meltem Onay
meltemonay@gmail.com

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir