HANGİ TÜRKİYE?

Türkiye’yi bilmeden, analiz etmeden yorumlayabilir misiniz?
Toplumu tanımadan, ortaya koyacağı eylemler hakkında öngörüde bulunabilir misiniz?
Deneyebilirsiniz, ama büyük ölçüde tutmaz tahminleriniz…
Yanılırsınız…
Dolayısıyla öncelikle toplumla ve toplumsal gerçeklerle yüzleş(ebil)mek gerekir…

***

Yıllar önce TRT 1’de Attila İlhan’ın eserinden televizyona uyarlanmış “Yarın Artık Bugündür” isimli bir dizi oynuyordu…
Sözde “entel”leri tiye alan bir anekdot vardı dizide, hala anımsarım…
Barda bir grup arkadaş oturmuş sohbet ediyordu…
Karşısındaki kadına soruyordu arkadaşı: “Sen doğuyu gördün mü ki böyle ahkâm kesiyorsun?”
“Aaa, tabii ki gördüm” diye yanıt vermişti kadın “Bilmiyor musun, ben her yaz Bodrum’a gidiyorum yahu…”
İşte Türkiye’nin “gerçeğini” bilmeden, görmeden, yaşamadan yapılan analizler, tıpkı bu örnekte olduğu gibi “Hariçten gazel okumak”tan öteye geçmez… İçi de hep boş kalır…

***

Türkiye gibi kitleler arasında ekonomik, kültürel, sosyal; büyük farklılıkların bulunduğu bir toplumu analiz etmek zordur…
Tümden mi geleceksiniz, tüme mi varacaksınız?
Tüme varmak için örnekleminiz Ankara’nın doğusu olursa, apayrı bir Türkiye fotoğrafı çekersiniz…
Hareket noktanız İzmir, Antalya gibi şehirler olursa çekeceğiniz fotoğraf tamamen tersi çıkar bu sefer…
Hangisi doğrudur peki?
İkisi de doğrudur veya ikisi de yanlıştır aynı anda…
Dolayısıyla nereden baktığınızla alakalı aslında yapacağınız yorum.
Ama her baktığınız yerden gördüğünüz manzara değişiyorsa, standart belirlemek zorlaşır… Bu da toplumsal genellemelerin hatalı sonuçlar doğurmasına neden olur…

***

Meşhur bir öykü vardır…
Gözleri görmeyen altı adam bir fili tarif etmeye kalkışmışlar.
Biri karnına çarpmış “Bu fil denen şey duvardan farksız” demiş…
İkinci gelen dişine dokunmuş “Fil çok sivri, mızrak gibi…” demiş…
“Bu çok uzun bir yaratık” demiş filin hortumunu elleyen üçüncü görme engelli adam.
Dördüncü, filin dizine çarptıktan sonra “Bu bir ağaçtan farksız” yanıtını vermiş…
Filin kulağına dokunan beşinci adam “Bir yelpazeye benziyor” demiş…
Ve en nihayet altıncısı filin kuyruğuna dolanmış ve “Bu yaratık bir halata benziyor” iddiasında bulunmuş…
Gözleri görmeyen altı adam da yaptıkları tasvirlerde kendilerince haklı olabilirler…
Ama hepsi yanılıyorlar sonuçta…
Çünkü hepsi bütünün farklı yönlerini keşfediyorlar…
Yani bütünü göremiyorlar…

***

Türkiye’yi anlatmaya kalktığınızda gözleri görmeden fili tarif etmeye kalkan altı adamın durumuna düşüyorsunuz…
Konya’da yaşanan Türkiye farklı, Alaçatı’daki Türkiye farklı…
Diyabakır’daki Türkiye farklı, Karadeniz’deki Türkiye farklı…
İyimser bakış açısı bunu “Kültürel renklilik” olarak adlandırabilir…
Ama asgari müştereklerde buluşmayan kitleler arasındaki bu farklılık uyuma değil kakofoniye ortam hazırlar bence…
Örneğin herkesin standart bir eğitim düzeyi olur, üç aşağı beş yukarı benzer olanaklara sahiptir; o zaman tamam…
Bu farklılaşma beraberinde gerçekten gökkuşağı gibi çok renkli bir toplumsal mozaik yaratır…
Ama Türkiye’de durum farklı…
Aynı anda hem Akdeniz, hem Ortadoğu, hem Arap, hem Avrupa kültürü yaşanıyor bu coğrafyada…
Bu da, Türkiye’nin tarifini imkânsızlaştırıyor…
“Hangi Türkiye?” sorusu yanıtsız kalıyor…

***

Beethoven’ın 9. Senfoni’sinin çalındığı bir Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konseri sonrasında sahneye çıkan dönemin Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel “İşte çağdaş Türkiye” demişti… Peki, o Türkiye miydi gerçek Türkiye?
Eğer o Türkiye çağdaş Türkiye’yse…
Bugün çocuk gelinlerin, kadın cinayetlerinin konuşulduğu Türkiye hangi Türkiye?
Yıllarca tüm dinlerin bir arada yaşadığı bir hoşgörü ülkesi mi gerçek Türkiye?
Peki, Sivas’ta aydınlarını diri diri yakan Türkiye hangi Türkiye?
Gerçek Türkiye siyasi erki elinde bulunduranların tarif ettiği Türkiye mi; yoksa muhalefet partilerinin anlattığı Türkiye mi?

***

Ipsos KMG tarafından her iki yılda bir düzenli olarak yapılan bir araştırma var…
“Türkiye’yi Anlama Kılavuzu” isimli bu araştırma Türkiye’nin çok çarpıcı bir biçimde fotoğrafını çekiyor…
Yılın ilk aylarında, son yapılan araştırmanın sonuçları yayınlandı…
Tüm Türkiye genelinde on dört yaşın üzerinde yaklaşık 16 bin kişilik bir örneklem üzerinde gerçekleştirilen araştırmanın işaret ettiği gerçekler önemli… Yüzde 24 “Hiç müzik dinlemem” demiş…
Yüzde 45 “Hiç kitap okumam…”
Yüzde 29 “Hiç radyo dinlemem…”
Yine yüzde 29’luk bir kesim
“Hiç gazete okumam” diyor.
İnsanımızın en çok sevdiği şey televizyon izlemek.
%84 böyle yanıt vermiş.
%65 en çok haber programlarını izlediğini, kadınların yüzde 77’si televizyonda en çok yerli dizi izlediğini belirtmiş…
Yüzde 40’ı da “Televizyonda karşıma ne çıkarsa onu izlerim” demiş.
Yürüyüş dahil, hiç spor yapmayanlar yüzde 46…
Ailecek hiç akşam yemeğine çıkmamış kesim ise yüzde 38…
Ankete katılanların yüzde 96’sı hiç opera ve baleye gitmediğini belirtmiş…
Yüzde 80’i tiyatroya, yüzde 56’sı sinemaya hiç gitmemiş…
Yüzde 73 ise hiç konsere gitmemiş…
Yüzde 45’lik bir bölüm yurt içinde tatile gitmemiş.
Yüzde 94 ise şimdiye kadar hiç yurtdışında tatil yapmamış.
Erkeklerin %70’i, kadınların ise %57’si kadınların çalışma hayatına dahil olması için eşlerinin onayının şart olduğunu söylemiş.
Yine aynı araştırmaya göre halkın %61’i, “sosyal medyayı sansürlemenin” normal olduğunu söylemiş…

***

Bir seçim araştırması değil, dolayısıyla manipüle edilme ihtimali çok düşük…
Bu yüzden, bilimsel ve sosyolojik bir referans kabul edilebilir…
Sonuçları açısından trajik…
Ortalama yüzde doksanı hayatında bir kez bile tiyatroya, baleye operaya gitmemiş bir toplum…
Neredeyse yüzde ellisi hiç kitap okumayan bir Türkiye…
Bunlar “Hiç” diyenler…
Geride kalanların da yarısının “ayda yılda bir” dediğini düşünün.
Ne kalıyor geriye?
Yüzde 10 ya da en iyi hesapla yüzde on beşlik bir kesim…
Demek ki bu ülkede kültür, sanat vs. sadece nüfusun en fazla yüzde onundan ilgi görüyor…
Demek ki bu ülkede batılı tarzda yaşayan, evrensel değerleri özümsemiş kesim ülkenin geneline oranla bir azınlık…

***

Bir dönem vizyon farklılıklarını bölgelere göre açıklamak mümkünken özellikle büyük şehirlere göçle birlikte günümüzde öyle bir kategorizasyon yapabilmek de mümkün değil…
Bugün İstanbul’dan bahsederken bile “Hangi İstanbul?” diye sormak lazım?
Nişantaşı ayrı bir İstanbul, Ümraniye ayrı bir İstanbul…
İzmir Türkiye’nin en eğitimli şehirlerinden biridir mesela…
Ama Alsancak da İzmir, Gültepe de İzmir. Hangisi gerçek İzmir peki?

***

Sonuçta hepsi bizim insanımız.
Hepsi yola birlikte çıkmış, eşit koşullarla başlamış her şey…
Atatürk döneminin yatırımlarına bakın; batıya ne kadar hastane, okul, fabrika temeli öngörülmüşse doğuya da aynısı öngörülmüş…
Atatürk, Türkiye’nin her yerinin eşit şekilde aydınlanmasını, gelişmesini arzulamış…
Ama yıllar içinde pragmatist ve popülist siyaset değiştirmiş tüm dengeleri.
Ve bugün, böylesine farklılaşmış bir toplum bir arada yaşama konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor…
Bir yanda yüzünü batıya dönmüş, çağdaş normlar ışığında yaşamayı arzulayan bir kesim…
Diğer yanda hızla Ortadoğu ülkelerinin karakteristiğini sergileyen bir çoğunluk…
Ortak paydalar da, tolerans da gittikçe azalıyor, etkisini yitiriyor…
Herkes Türkiye’yi kendi gördüğü, algıladığı biçimiyle yaşamak istiyor…
Doğudan batıya göç etmiş bir aile değişmeye sırt çevirip kendi değerler sistemini hakim kılmaya çabalıyor yaşantısında…
Çağdaşlığı rehber edinenler ise azınlık psikolojisiyle kendi dünyalarına çekilip, kendi çevreleriyle birlikte mutlu olmanın yolunu arıyorlar…

***

En zoru ise bir yabancıya Türkiye’yi anlatmak…
“Türkiye modern bir ülkedir” dediğinizde öyle ilginç sorularla karşı karşıya kalıyorsunuz ki?
Bodrum’da tatil yapan bir turistin yaşadığı Türkiye ile Mardin’e yolu düşmüş bir turistin yaşadığı Türkiye arasında dağlar kadar büyük fark var.
Ve bunu anlatamıyorsunuz, bu farkı açıklayamıyorsunuz…
Toplum mühendisliği bu yüzden çok zor bu ülkede…
Hangi kesime, hangi mesajı nasıl vereceksiniz ki?
Bırakın bölgesel farklılıkları bir şehirde bile birçok farklı şehir yaşanıyor…
Endişe verici olan, son yıllarda toplumsal dokuyu belirleyecek ortak paydaların tayininde çıtanın düşmesi…
Arz talep mantığı içinde toplumun genelinin değerler sisteminin hakim kılınması…
Gündelik yaşamın, yukarıda alıntı yaptığım araştırma sonuçları ışığında belirlenmesi…
Bir yanda artık yılmış, yorulmuş, bıkmış; toplumunu uyandırma idealiyle vedalaşma yoluna girmiş, kendisini cam fanusa kapatmış aydın azınlık… Diğer yanda çoğunluk psikolojisinden güç alarak kendi doğrularını hakim kılmaya çabalayan (ve ne yazık ki son yıllarda bunu başaran) bir kesim…
“Hangi Türkiye” mi?
İşte Türkiye!

Uğur Oral
Gazeteci – Yazar
ugur@uguroral.com.tr

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

4 Comments

  1. hakan

    23 Temmuz 2015 at 14:06

    Uğur kardeşim tespitlerin hem bilimsel hem de senin yorumlarınla daha da netleşiyor, kalemine sağlık.Çözüm yolları üzerinde ciddi çalışmak gerekir ,önyargısız adalet ve eşitlik penceresinden bakarak yol alırsak, sonuca çok daha çabuk istenen kaliteye ulaşabiliriz gibi geliyor sevgi ve saygılarımla.

  2. Prof. Dr. SEFA GAGAK

    24 Temmuz 2015 at 00:17

    Sayın Uğur Hocam; kaleminize, yorumunuza sağlık..Son yıllarda okuduğum en gerçekçi Türkiye analizini bize sunmuşsunuz..Bu güzel yazınız için çok teşekkür ederim, ülkemizi çagdaş ülkeler seviyesine yükseltmek yolunda, okuyucularınızın bu makalenin sosyolojik boyutları üzerinde kafa biraz yormalarını dilerim..Prof. Dr. Sefa GAGAK

  3. müyesser

    27 Temmuz 2015 at 10:20

    “Hangi Türkiye?”makaleniz, benim de sorularınıza yıllardır yanıt aradığım bir yazı…Son paragrafınız bana göre bugünümüzün özeti…
    Farklı bir pencereden örnek vermek istiyorum;İnternet denilen evreni,öğrenme amaçlı mı kullanıyoruz? Facebook sistemini nasıl kullanıyoruz(!)???…Bir kitabı,bir filmi,bir sergiyi kaç kişi ile gerçek anlamda paylaşabiliyoruz?…Tanık olduğumuz en küçük örnekler…
    Ve bu kitlelerin oyları ile gelen siyasiler(!)…Ülke çıkarlarını bireysel çıkarlarının önünde tutan gerçek hakkaniyet sahibi aydınlar karşılarındaki onursuzlarla nasıl savaşsınlar???
    Saygılarımla

  4. nilgün

    03 Ağustos 2015 at 22:01

    Türkiye Gerçeğini gayet net bir şekilde tanımlamışsınız. teşekkürler…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir