COPY PASTE

Ay, bir soğuk ışık kaynağıdır.
Kendi nuru yoktur, sıcaklık üretmez…
Güneşten aldığı ışığı yansıtır sadece…
Yani güneşe muhtaçtır ay…
Peki, ya güneş olmasaydı?
Mümkün olur muydu ayı fark etmek?
Bir karaltı olarak kalırdı gökyüzünde, değil mi?

***

Fikirsel dünyaları gelişmemiş insanlar da aya benzerler aslında.
Başkalarının düşüncelerinin arkasına saklanırlar.
Birilerinin söylediği sözleri kendilerine bayrak yaparlar.
Kendilerinden bir harf bile eklemeden, hatmettikleri fikirleri savunurlar sadece…
Papağan gibi, duyduklarını tekrar ederler.
Atılmış sloganları yinelerler…

***

Düşünmeyen, sorgulamayan insan bir fikir geliştiremez…
Ve kendi görüşünden, sentezinden yoksun olduğu için de önceden birileri tarafından ifade edilmiş fikirlerin yörüngesine oturur.
Önemli birisinin o sözü söylemiş olması yeterlidir.
Doğru mudur?
Gerçekten gerçeği mi yansıtır?
Hiç test etme, doğrulama ihtiyacı bile duymadan içselleştirir o görüşü; kanıksar, kabullenir…

***

Atasözleri örneğin…
Adeta başındaki “ata” sözünün saygınlığına, kutsiyetine binaen kayıtsız şartsız doğru kabul edilir.
Oysa öylesine içi boş, öylesine hatalı öğretiler içeren atasözleri de vardır ki. Ama eleştirel zekâ seviyesine ulaşamamış insan, ay gibi, sadece bunları yansıtmakla kalır.
Aynı şey özlü sözler için de geçerlidir.
Çok değerli bir düşünüre, çok önemli bir şaire, meşhur bir siyasetçiye de ait olabilir o özlü söz…
Ama isminin gördüğü saygı onun her söylediğinin doğru olduğu anlamına gelebilir mi?
Elbette hayır.
Nice önemli ismin bence doğruluğu tartışılacak nice sözü vardır günümüze gelmiş…
Ama kolaycılığa kaçan insan sözü değil, söyleyeni kriter alır.
Onun sözünü tekrarlayarak adeta söyleyenin popülerliğinden, prestijinden nemalanmaya çalışır.

***

21. yüzyılın yeni iletişim mecrası “sosyal medyaya” bakın…
Neredeyse herkes “ay” olmayı, birilerinin düşüncesinin arkasına saklanmayı tercih eder.
“Ben böyle düşünüyorum” ya da “bence doğrusu budur” demez, diyemez.
Arama motorlarında bulduğu bir sözü kopyalayıp yapıştırır.
Çünkü işin kolayı budur.
Bir konuyu derinlemesine düşünüp kendi fikrini ortaya çıkarmak işine gelmez çünkü…
Nasılsa birileri kendi adına düşünmüştür!
“Beğen” ya da “paylaş” butonuna basarken yarış halindedir insanlar…
Ama yorum yapmazlar…
Çünkü yorum yaparken fikirleri çıplak kalır insanın…
Ve düşünsel çıplaklığından da utanır, çekinir insan…
Eleştirilmekten korkar, risk almak istemez…

***

Bir konferansın ardından sorulur salona: “Katkıda bulunmak, soru sormak isteyen var mı?”
İşte o an, salon bir galaksiye dönüşür ve yüzlerce ay dönmeye başlar etrafta. Dinlediklerine dair hiç mi fikri yoktur insanın? Ekleyeceği minicik bir şey dahi yok mudur?
Ya da itiraz edeceği bir şey?
Her söyleneni mükemmel bir biçimde anlamış, onaylamış mıdır?
Ama hayır, karşısındaki uzmandır ya, konuya son derece vakıftır ya, zihinler hemen teslim bayrağını çeker…
Konuşmacı saatlerce konuşmuş, düşüncelerini aktarmıştır…
Ama kıyıya vuran dalgalar minik bir kum tanesi bile yerinden sökememiştir aslında…

***

Bazen diyorum ki, ne mutlu ki dünya aydınlanma, rönesans, reform gibi sosyal, düşünsel devrimleri yaşamış…
Ve ne mutlu ki, o zamanlar birileri farklı bir şeyler söylemiş…
Bugün bile hala aynı fikirsel sermayeyle yoluna devam ediyor insanlık…
Çağımız artık yeni filozoflar üretemiyor.
Yeni düşünce akımları çıkmıyor ortaya… Çünkü artık insanlar düşünmek istemiyor.
“Copy paste” bir yaşam biçimi haline dönüşmüş… Ve daha da acısı “yükselen” değer olmuş…

***

Gökyüzü ay(lar) tarafından istila edilmiş olsa da tek tük güneşlere rastlamak umutlandırıyor yine de insanı… İtiraz edebiliyorlar…
“Böyle diyorsunuz ama bence değil….” diyerek farklı bir nota basabiliyorlar konserin en bilindik bölümünde…
Belki bize ters geliyor söyledikleri…
Ezber bozuyorlar belki yaklaşımlarıyla…
Ama en azından kendilerini ifade ediyorlar… Başkasının ışığını değil, içlerindeki huzmeyi yansıtıyorlar cesurca… Belki “deli” diyoruz, “çılgın” diyoruz, eleştiriyoruz…
Hatta bastırmak isteyenler de çıkıyor aykırı seslerini…
Ama hiç olmazsa kendilerini yaşıyorlar…
Var olmak için ay gibi, ille de bir güneşe muhtaç değiller..
Kendi alfabeleriyle, kendi sözcükleriyle düşünüp konuşuyorlar…
“Sürüden ayrılanı kurt kapar” sözünü, sırf atalar öyle buyurdu diye, kayıtsız şartsız kabullenenler ise; sürülerinin içinde, sahte rehavet içinde yaşamaya devam ediyorlar…

 

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir