BEN, NE TÜR ANNE TİPİNE GİRİYORUM?

Bugün, çok sevdiğim bir arkadaşım, oğlumun geleceği ile ilgili düşüncelerimi ona anlatırken, döndü bana: “sen, tam bir helikopter annesin”dedi. Helikopter anne nedir, nasıl olur dememe kalmadı, “ideal anne ve aile; saksı model olmalıdır” dedi. Kafam iyice karıştı, şimdiye kadar hiç bu iki modeli, ya da kavramı duymamıştım. Galiba, iyice hayattan uzaklaştım son yıllarda, hayatın koşuşturması içinde, yaptıklarımın doğru olduğunu düşünerek, belki de kafamı kuma gömmüştüm, kendimi sorgulamaktan vaz geçmiştim. Bu “küçük suçlama” beni kendime getirdi.

Hemen eve gelir gelmez, bu iki kavramın internetten anlamlarını buldum. Meğerse, “helikopter anne” (Helicopter Parents) terimi ilk defa Foster W.Cline M.D. ve Jim Fay tarafından 1990 yılında “Parenting with Love and Logic: Teaching Children Responsibility” kitabında kullanılmış ve Batı ülkelerinde öğretmenler ve diğer profesyoneller tarafından kullanımı oldukça yaygınlaşmış. Bu terimin ilk çıkış hikayesi bir çocuğun “annem başımda helikopter gibi dönüyor” şikayetiyle başlamış ve bu kitapta yer almış.

Helikopter Anne-Babalar; çocuğun başından ayrılmayan, etrafında pervane olan, çocuğun her şeyine yetişmeye çalışan, çocuğun hayatına ve kişiliğine müdahale eden, yorulmak bilmeyen anne babalardır. Bu anne babalar, eğitimli orta sınıf ailelerden gelir ve çocuktan akademik beklentileri çok yüksektir. Batı ülkeleri bu ailelerin “baby boomer” kuşağından, yani II. Dünya Savaşının hemen ardından doğan (1946-1964) kuşaktan geldiğine inanmaktadır.

İnsan neden “helikopter anne-baba” olur ki, diye kendime sordum? Bilimsel çalışmalar, bu gruba giren ailelerin çocuklarının bireyselliğinin gelişmesini kendilerine tehdit görürler ve onları kendilerine bağımlı olmaları için ellerinden geleni yaparlarmış. Tabi bu da; çocuğun kendine yetemeyen, değersiz, güvenilmez biri olmasına neden olduğu gibi “kimlik” gelişimine de müdehale ediyormuş bu şekilde… Aşırı korumacı çevrede büyüyen, her sorunu anne babası tarafından çözülen, kendi kararlarını kendi alamayan çocukların en belirgin özellikleri arasında; şişirilmiş bir egoya sahip olma, düşük öz saygı ve yeterlilik duygusu, bastırılmış kişilik, sağduyudan yoksun olma, karar vermekte zorlanma, problem çözme becerisi gelişmemiş, daha iyiyi yapma ve çabalama isteği düşük, çok güçlü aile bağına sahip ve aileye bağımlı olma hali bulunmaktaymış…

Hayret diye başladım sözlere, çocuklarımıza iyilik yapalım derken, onların hayatta kalabilmeleri için gerekli olan becerilerini ve kalkanlarını geliştirmelerine acaba engel mi oluyoruz dedim? Biz çocuklarımızın hayat boyu eli ayağı ve koruyucu kalkanları olabilir miyiz acaba?

mavisehirdergisi-meltemonay2

Hepimizin yaşamında, yaşadığımız “acı deneyimler” vardır. Ah keşke yapmasaydım dediğimiz, ya da bu yola değil de, şu yola gitmiş olsaydık dediğimiz. Bütün bu yaşanmışlıklar aslında bizi şu anda “biz yapan değerlerimiz” oldu. Belki de, “büyüdük”, belki de “ders aldık”.. Dünyada tek değerli varlığımız çocuklarımız için de, “kol kanat gererek”, sanki onları koruyacağımızı düşünüyor olabiliriz. Ya da doğrunun kendi doğrumuz olduğuna, o kadar eminizdir ki; değil söylenenleri duymak, bildiğimizi yapmaya devam ederiz.

Saksı Anne-baba” olmak ise, çok daha farklı ve anlatılanlara tezat bir kavram. Burada baba “saksı”, anne “toprak”, çocuk ise büyümeye çalışan “filiz”.. Çocuğu “sevgi ve saygı” içinde büyütmek, ailede tek başına yapılacak bir iş değil. Saksının yani babanın rolü, toprağın etrafını iyice sarmak, korumak, çevreden gelen tehditlere karşı önlemini almak… Toprağın yani annenin görevi, çocuğunu büyütmek, onu sarmalamak, beslemek, ayakta dimdik durmasını sağlamak… Toprak ve saksının uyumu o kadar önemlidir ki, yeni bitkinin sağlıklı büyümesi, onlara bağlıdır. Eğer saksı, aileyi tam olarak koruyamaz ise, belli bir zaman sonra, “toprak ve saksı” arasında bir “boşluk” oluşmaya başlar. Bu ikisi arasında “iletişimi” koparır. Hatta toprağın “kurumasına” bile neden olabilir. Kuruyan toprak, ne büyüyen yeni “tomurcuğu” geliştirebilir, ne de artık kendine “faydası” olabilir. Bu ikilem içinde kalmak garip bir duygudur aslında. Sanki, yaşamın içinde yaşadıklarımız gibidir bu anlattıklarım. Hepimizin yaşamından bir kesit, bir alıntıdır adeta..

Bir insanın, nasıl aile bireyi olduğu aslında, onun “yetiştiriliş şekli” ile ilgilidir. Helikopter anne ya da baba olmak, ya da “saksı aile olmak” . Bu durum, yetişkinin geçmiş deneyimleri sırasında, ailesinden gördüğüm tutumlar ile şekillenir.

Örnek vermek gerekirse, bir aile çocuğunu özellikle “erkek çocuğunu”, çok erken yaşlarda, bir iş yerinde çalışması için “sorumluluk” verdiyse, aynı yaşlarda oğlunun da, bu şekilde büyümesi için ortam hazırlar. Bu bazen “resmi olmayan kanallardan” yani “eş-dost” aracılığı ile olur.

Bir baba, işyeri olan bir arkadaşına: “oğlumu sana gönderiyorum, eti, kemiği senin” der. Çocuk başlar burada çalışmaya… Doğrusu bu mudur? Kime göre?? Hangi doğru kabul edilebilir ki?

Ya da tam tersine cinsiyet ayrımı yapmayalım, kızımıza da aynı şekilde sorumluluk vererek büyütmek zorundayız. Sorumluluk nasıl verilir? Kaç yaşında verilir? Çocuk 24 yaşına geldikten sonra mı? Çocuğun karakteristik özelliğinin tam şekillendiği 6 yaşına kadar mı?

Her anneye ve babaya “kuzgunu” güzel gelir bilirsiniz.. Hatalarını görürsünüz, eksikliklerini bilirsiniz ama bir türlü bu eksikliği “yüksek sesle söyleme” cesaretinde bulunamazsınız. Benim bugün yaşadığım hikaye de buna döndü gerçekten. Anne ve babaların, kararsız kaldığı bölüm de burası zaten..

“Nerede yanlış yaptım?”, demektense, tedbiri daha önceden almakta fayda var aslında. Çocuklarımıza “haydi bakalım, yürüyün” demeliyiz. Arkadan takip ederek, bazen düşmelerine izin vererek. Bakın bakalım, ne kadar çabuk ayağa kalkabiliyorlar. Kalktıkları zaman, bu yaşadıklarından ders almışlar mı? Ya da yeniden düşecek gibiler mi? O zaman bırakın düşsünler. Ayakta durmanın formülünü biz değil, onlar bulmak zorundalar.

Küçük bir çocuğa “hedefin ne?” demek belki anlamsız gelebilir herkese, ama doğrusu bu galiba.. Bir çocuk, hedefine koşmayı öğrenmeli.. Planlarını kendi yapmalı, amaca ulaşacak bütün yolları da denemeli.. Biz ne mi yapacağız, uzaktan seyredeceğiz. Eğer iyi bir saksı olduysanız, ya da iyi bir toprak, korkmayın “fidanımız” güçlü bir şekilde ayakta duracaktır. Sizin desteğinize bile gerek kalmadan..

 

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

1 Comment

  1. Nazmiye Ferah

    02 Ocak 2014 at 08:55

    Anne ve babaların çocuklar üzerindeki etkisi çok önemli!!!!!!! Lütfen çocuklarınıza ahlaklı ve adaletli olması yönünde eğitimler verin. Kültürlü ve sağlıklı ruha sahip olmalarını sağlayın. git gide kötüleşiyor davranış ve duruşları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir