SAINT VINCENT VE GRENADINLER

Adını duyana kadar bilmiyordum. Haritada yerini göster deseler gösteremezdim. Hatta projede beraber çalıştığım doktor gitmen olası iki yer var, birisi Belize diğeri Saint Vincent ve Grenadinler dediğinde utanıp sıkılmıştım. Çünkü ben oranın neresi olduğunu bilmiyordum. Onun yanından ayrılır ayrılmaz heyecanla internette burası da neresi diye baktığımı çok iyi anımsıyorum. Oysaki Saint Vincent ve Grenadinler gitmeseniz de belki çoğunuzun sinemada gördüğü bir yer. Orası Karayip Korsanları filminin büyük bölümünün çevrildiği ada. Neden orada çevrilmiş derseniz bulabildikleri en sakin koy orasıymış.

Yaklaşık bir buçuk yıl önceydi. Dahil olduğum dünya global ruh sağlığı ile ilgili bir projede çalışmak üzere tam bir aylığına gittim Saint Vincent ve Grenadinler’e. Karayipler’de yaşayanların ne sıkıntısı olur diyesi geliyor insanın değil mi? Ama durum öyle değil işte. İnsan her yerde insan. Duygular, düşünceler, inişler, çıkışlar mekana değil insana özgü. Saint Vincent ve Grenadinler Karayipler’de Karayip Denizi ile Kuzey Atlantik Okyanusu arasında bir ada ülkesi. Daha doğrusu adalar zinciri. Ana ada Saint Vincent Barbados’un batısında dağlık ve ormanlık bir araziye sahip. Hatta 1234 metre yüksekliğinde Mount Soufrière adında en son 1979 yılında faaliyet gösteren aktif bir volkan var. Otuz iki küçük adaya sahip Grenadinler ise Saint Vincent ile Grenada arasında uzanıyor. Yüzyıllar boyunca farklı zamanlarda değişik kolonilerin ve Avrupalıların elinde olan Saint Vincent ve Grenadinler 1979 yılında bağımsızlığını ilan etmiş.

Gitmesi biraz zaman alıyor. Hele Türkiye’den gidecekseniz rotanıza bağlı olarak bir günden fazla bir süreyi gözden çıkarmanız gerekiyor. Ben New York’tan gittim. Önce New York’tan Barbados’a uçtum. İnsan soğuk bir Şubat ayında uçağa binip de kendini bir süre sonra sıcak, güneşli bir günde tropikal bir ortamda bulunca birden şaşırıyor. İnanası gelmiyor. İşte ben de Barbados’ta aktarma yapacağım uçağı beklerken şaşkındım. Nereye gittiğimi, nasıl bir ortamla karşılaşacağımı bilmemenin verdiği bir tedirginlik vardı. Sanırım beni rahatlatan etrafta uçan tropikal kuşlar ve onların insana neşe veren cıvıltıları oldu. Gideceğim yer de böyle bir yer olsa gerekti. Ve işte dört saatlik bir bekleyiş sonrası son durağa doğru yola çıkmıştım. Oldukça kısa bir uçuştu. Sonunda Saint Vincent ve Grenadinler’e varmıştım. Doğrusu biraz yorulmuştum ama beni alandan almaya gelenlerin içten ve samimi davranışları yorgunluğumu unutturmuştu.

Saint Vincent ve Grenadinler’de ana dil İngilizce. Ama biraz değişik bir aksanları var. Alışmam bir kaç günümü aldı. İnsanları o kadar içten ve sıcakkanlı ki sizi nasıl ağarlayacaklarını bilemiyorlar. Benim için herşeyi kolaylaştırdılar. Kapımı çalıp yemek bile getirdiler. Yemek demişken mutfakları bize göre oldukça değişik. Ağız tadımıza pek uyuyor diyemeyeceğim. Farklı. Tropikal bölgeye özgü bir ağaç olan ekmek ağacının meyvesi olan ekmek meyvesi adada çok yaygın. Ben ilk defa orada gördüm. Kavun büyüklüğünde açık yeşil renkte biraz ağırca bir meyve. Onunla oldukça değişik şeyler pişiriyorlar. Etrafta çok restoran yok. Hiç yok değil ama çok yok. Lakin muzu seviyorsanız şanslısınız. Çünkü aklınıza gelmeyecek kadar değişik şekilde pişip önünüze geliyor. Muzlu ekmek, muz çorbası, hindistancevizi yağında kızarmış muz ya da muz salatası. İnsana tuhaf gelmiyor mu geliyor ama denemek de benim çok hoşuma gidiyor. Tabii bu arada balık bol. Ne de olsa dört taraf deniz, balıklar etrafınızda yüzüyor.

mavisehirdergisiincibijan2

Bilmen burcum su grubundan olduğu için midir fırsatını bulduğumda denizden çıkasım gelmez benim. Durum böyle olunca Saint Vincent ve Grenadinler’de su kuşuna döndüm. Bembeyaz kumlarla örülü plajlar, berrak, kristal gibi bir su. Adaların bazılarında yaşam yok. Yani el değmemiş. Oteller sahilleri kapatıp, boğmamış. Fazla lüks yok. Kendinizi gerçekten doğayla iç içe hissediyorsunuz. Yatçılık, yelken sporu, serbest dalış, zıpkınla avlama gibi su sporlarıyla ilgilenenler için ada oldukça cazip. Hatta dünya çapında listenin basında geliyor meraklıları için. Ayrıca günlük turlara katılıp yunuslarla ve su kaplumbağalarıyla beraber yüzebiliyorsunuz. Deniz gerçekten muhteşem. Bunun yanı sıra doğa sporlarıyla ilgilenenler için de adada olanaklar oldukça fazla. Yemyeşil yağmur ormanlarında yürüyebilir, şelalelerin altından geçip serin sulara kendinizi bırakabilir, hatta cesaretiniz varsa volkanın olduğu dağa tırmanıp yakından krater bile görebilirsiniz.

Saint Vincent ve Grenadinler’de ada içinde ulaşım sorunu yok. İsteyenler için kiralık arabalar mevcut. Bunun yanı sıra yerel minibüsler var. Benim gibi küçük yaşından beri araba tutma sorunu olanlara pek tavsiye edemeyecek olsam da bu minibüslerde Reggea ve Kalipso müzik dinleyip dışarı fırlayacakmış gibi hoplaya zıplaya gitmek de başka bir deneyim doğrusu. Güvenli bir yer mi derseniz şahsen ben hiçbir sorun yaşamadım. Bana söylenenlere uydum, güvenli olmayacağını düşündüğüm hiçbir maceraya kalkışmadım. Bu arada değişik kültüre sahip bir ülkede ucra kliniklere gidip doktor olarak çalışma olanağı bulduğum için de kendimi çok şanslı hissediyorum. Harika bir deneyimdi.

Ama en güzeli kışın ortasında daha önce adını hiç duymadığım, varlığından bile haberdar olmadığım bir Karayip ülkesinde sımsıcak bir ay geçirip yeni insanlar ve yeni bir kültür tanımam oldu. Olurda onca yolu göze almaya karar verip Saint Vincent ve Grenadinler’e gitmeye karar verirseniz umarım yazdıklarım, anlattıklarım ve resimlerim sizlere yol gösterir, fikir verir.

Gelecek sayıda farklı bir yerde buluşana kadar sağlıcakla kalmanız dileğiyle.

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir