AĞIR HAVA KOŞULLARI MI, TAŞIMASI AĞIR DUYGULAR MI HASTA EDER BİZİ?

Kış geldi çattı. Pek çok insan yatak döşek günlerce yatıran grip ile mücadele etmeye başladı bile.
Biz de şu soruyu sormak ve mercek altına almak istiyoruz: Bizi kış mı, hava değişimi mi, yoksa inandığımız düşünceler mi hasta ediyor?
Ağır hava koşulları mı, taşıması ağır duygular mı hasta eder bizi?
Gerçeği duymak sorumluluk almayı gerektirebilir. Çünkü, merceği bakterilerden çekip, üzerimize, hislerimize, düşünce sistemimize yöneltmemiz gerekecek.

*****

Kışla birlikte şu sorular gelir gündemimize:
Banyo yaparak dışarı çıktığımızda üşütüp hasta olur muyuz?
Üşütürsek grip olur muyuz?
Kışın dondurma yersek boğazımız şişer mi?
Kış gelirken aklınızda bu veya buna benzer sorular varsa; stres de kapıda bekliyor, öyle değil mi?

*****

Şöyle bir bakalım şimdi; hasta olmak için (gribal enfeksiyon üst solunum, alt solunum yolları vb.) bakteri ya da virüsle bir eşleşme yaşamak gerekiyor. Havada her daim olabilme potansiyeli olan bu küçücük varlıklar ve bizim ortak bir yanımız var. Herbirimiz atomlardan oluşuyoruz. Atomlarımızın yapısında da hızla dönen elektronlar var. (Bunun ne ilgisi var şimdi :)) Şöyle bir ilgisi var; Bu elektronlarımızın hareketi bir frekans oluşturuyor. (biraz daha anlamlı hale geldi mi :)) Bizim frekansımız bakterinin (ya da virüsün) frekansı ile eşleştiği zaman biz hasta oluyoruz. Bu açıdan bakıldığında konunun üşütmekle ilgisi pek kalmıyor 🙂 O zaman asıl soru şu olsa sanırım cevabı daha kolay bulabiliriz; ne oluyor da frekansımız bakteriyle ( ya da virüsle ) eşleşiyor? Daha önce hiç bu açıdan bakmış mıydınız?

Hiç düşündünüz mü?
– Grip olmadan bir hafta öncesinden itibaren neler yaşadınız? Neler oldu hayatınızda?
– Tam grip oluyorum galiba dediğiniz anı hatırlıyor olsaydınız bir kaç saat öncesinden itibaren neler hatırlıyor olurdunuz?

Şimdiye kadar yaşamış olduğunuz grip rahatsızlıklarını şöyle bir getirin gözünüzün önüne ya da belki şu an grip olan ve hasta yatağında bu yazıya denk gelip okuyanlar da olabilir 🙂 Birlikte bir farkındalık geliştirmeye çalışalım mı?..
Grip rahatsızlığında pek çok belirti aynı anda çıkabiliyor. Ateş, boğaz ağrısı, enfeksiyon…
( Bu arada deyimlerimize dikkat etmiş miydiniz hiç? 🙂
Söylemeyi çoook istediğiniz bir cümle boğazınızda düğümlenip kaldı mı?
Yutmakta zorlandığınız bir şeyler mi duydunuz?
Kelimeleriniz boğazınıza mı dizildi?
Değişim dönüşün döneminden mi geçiyorsunuz?
Sizi kızdıran, öfkelendiren bir şey mi oldu?
İstemediğiniz bir duruma zorlanmış olabilir misiniz?

*****

Tamam da, bu durumların frekansımızla ne ilgisi var, diye düşünüyorsanız; gelin üzerinde biraz daha düşünelim…
İnsan varlığı olarak bizler yaşanan durumları algılarımıza göre yaşıyoruz. Bir olay oluyor biz bu durumla ilgili düşünce üretmeye başlıyoruz. İşte bu! titreşimlerimiz değişmeye başladı bile… Şöyle bir örnekle somut hale getirmeye çalışalım 🙂
Varsayalım ki patronumuz bizden bir iş istedi ve biz bunu tamamen unuttuk. Patron geldi ve diyalog başladı:
Patron: Söylediğim şeyi yapmamışsın.
Karşı tarafta derin bir sessizlik…
Patron: Çok dalgınsın sürekli unutuyorsun her söyleneni. Boşuna maaş veriyorum sana. Tek kuruşunu haketmiyorsun… demiş olsun:)
Derin sessizlik…
Dışsal sessizlikle olsa da, içsel konuşmalar, alt yazı geçmeye başlar zihnimizde:
“Bana bunu nasıl söyler/ dünyanın işini yapıyorum/ çok ağır konuştu/ yenilir yutulur şeyler söylemedi… Keşke şu insana haddini bildirseydim…”

*****

Düşünce ışık hızında gerçekleşir. Tamam düşünceler geldi geçti de biter mi burada? Hımmmmm sanmıyorum. Peşisıra duygular oluşmaya başlar. Üzüntü, kızgınlık, öfke…. Bütün bu duygular frekensımızı iyice düşürür. İfade edilmemiş her kelime enerjisi boğazımızda kendine yer bulur ifade edilmek umuduyla:) Bakteriler için uygun bir frekansa da düşmüşken, onlarda çoğalıverirler hızlıca. Kızgınlığın- öfkenin enerjisi ateş olur bedenimizde….

Ve suçluyu elbirliği ile bulduk artık. Soğuklar geldi, grip salgını başladı hava değişimi oldu ya 🙂 (Laf aramızda yazın hiç grip olunmaz zaten:) yazın bakteri kolonilerini görmüş olsaydık bence kışın kimse hasta olmazdı 🙂 )

*****

Çözümü var mı peki gripten korunmanın?
Evet var… Kendimizle randevu, hastalıklardan korunmanın ilk ciddi adımı olabilir.
Kendimizle randevu derken neyi anlatmak istiyoruz? İç dünyamızda kendimizle başbaşa kalıp, sebep-sonuç ilişkisi kurmayı… Yaşanan olaylar karşısında özeleştiri yapmayı…
Yaşanan olayın şiddeti ne olursa olsun, duygularımızın farkına varıp, söylemek istediğimiz ne varsa gözlerimizi kapatıp iki dakika içimize dönüp; “Evet bunlar yaşandı, bu duyguları hissettim. Bu duyguları hissettim, ama ben bu duygularımdan ibaret değilim. Bu duyguların içinden serbestçe geçmek için kendime izin veriyorum” diyebildiğimizde, duygularımızı anlayışla karşılamış oluyoruz. Negatif duyguları bedenimizde taşımadığımızda, frekansımızın minik bakterilerle eşleşmesi için pek bir sebep görünmüyor:)
Frekansınızı yüksek tutacak kadar mutlu bir kış diliyoruz.

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir