AÇIK KALAN PARANTEZ

Bir bütün müdür hayat?
Çocukluğun, gençliğin ve yaşlılığın toplamı mıdır yaşamak?
Doğum, yaşam ve ölüm müdür bu denklemin formülü?
Şeklen ya da kronolojik olarak bakıyorsanız, belki…
Ama özü farklı…
İçeriği öyle değil…

***

Yaşam dediğimiz bütün, aslında “yarım”ların bileşkesi…
Yarım yaşadıklarımızdan ibaret hayatın tamamı.
Ne varsa geçmişimizde tamamlayamadığımız, hep bizimle birlikte geliyor.
Usumuza, yüreğimize yerleşiyor, kök salıyor.
Bizimle yaşıyor, büyüyor…
Hatta ele geçiriyor bizi…

***

Yarım bıraktıklarımızda saklı yaşamın anlamı.
Usare, o yarım kalanlarda gizli.
Yarım bıraktıklarımızda yaşıyoruz sürekli.
Umut diye adlandırdığımız şey, o “yarım”ları tamamlayabilmenin nafile beklentisi.
Ya da olgunluk dediğimiz, bazı şeylerin hep yarım kalacağı gerçeğini kabullenme süreci aslında.

***

Yarım bıraktıklarımızın usumuzda, gönlümüzde farklı bir yeri olduğu bilimsel açıdan da ispatlı…
Zeigarnik kuramı doğruluyor bu tezi…
Rus psikolog Bluma Zeigarnik yaptığı deneylerin ve gözlemlerin neticesinde şu kanıya varmış:
“Yarım kalmış, kesintiye uğramış işler, tamamlanmışlardan daha kolay ve net hatırlanır…”
Garsonların üzerinde yapılan bir çalışmadan ilham almış örneğin Zeigarnik…
Garsonların, henüz ödenmemiş siparişlerin detaylarını daha net hatırladığını fark etmiş.
Farklı alanlarda farklı kesimlere mensup deneklerle de çalışmış…
Hepsinde de aynı sonuca ulaşmış.
Ve böylece kendi adıyla anılan “Zeigarnik” kuramı çıkmış ortaya:
“Yarım kalanlar unutulmaz” demiş…

***

Yaşam, biriktirdiğimiz “anı”lardan, ve “an”lardan ibaret.
Hayatın film şeridi gibi gözlerin önünden geçmesi aslında anılarda, soluk soluğa, baş döndüren hızla yapılan bir yolculuk.
Ve bu filmin her karesinde yarım bıraktıklarımız var aslında.
Filmin başrolü açık kalan parantezlerimize ait…
Tamamlayamadıklarımız…
Doya doya yaşayamadıklarımız.
İçimizde kalanlar…
Sadece giriş ve gelişme bölümlerini okuyup da sonucunu bilemediğimiz öyküler…

***

Zeigarnik çok haklı…
Yaşanmışları illa ki, gün gelir unutur da insan, açık kalan parantezler unutulmaz asla…
Ve yarım kalanlar her zaman daha değerlidir.
Kapanmış sayısız parantezi değişmeyiz açık kalan bir paranteze bazen…
Herkes için ayrı bir anlam ifade eder o “yarım” kalanlar…
Yaşayamamış olmamızın içimizde bıraktığı bir ukde…
En güzel yerinde gitmek zorunda olmanın, ya da yalnız kalmanın çaresizliği…
Yıllar içinde katlanarak büyüyen, çığa dönüşen bir pişmanlık bazen.
Ya da asla gideremeyeceğimizi bildiğimiz, kabullendiğimiz bir özlem.
Belki de artık geride kaldığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldığımız bir hayal.
Hayat hep o açık kalan parantezlerin içinde sıkışıp kalır aslında.
Kapanmamış parantezlerin içinde saklı kalan duygulardadır hayatın özeti de, gerçeği de…

***

Yarım kalan aşklar mesela…
Hiç yeri dolar mı yarım kalan aşkların?
Kaç yaşına gelirse gelsin insan…
Çoluk çocuğa karışsa dahi, torunlara ulaşsa bile yarım kalan aşklar hiç terk eder mi insanın gönlünü?
Üzerinden yıllar geçse de mutsuzlukla her yüzleşmede, anılarda yeniden hortlamaz mı o yarım kalan aşklar?
“Şimdi ne yapıyor?”
“Mutlu mu?”
Asla bitmez o merak.
Geçmişine dair ne varsa yırtar atar da insan, hep saklanır bazı fotoğraflar bir yerlerde.
El varmaz onları atmaya.
Yürek cesaret edemez o anıları söküp atmaya…

***

Yarım kalan öfkeler örneğin…
Metazori yutkunmalarımız.
Mecburen gizlemek zorunda kaldığımız o tepki.
Söylenecek çok sözümüz olsa da, dudaklarımızı yalayan ama sese dönüşüp ağzımızdan çıkamamış o isyan…
Zorla hazmetmek zorunda kaldığımız haksızlıklar.
Belki korktuğumuzdan…
Belki koşullar öyle gerektirdiğinden…
Zorunlu kabullenmeler, yutulan o öfke hiç çıkmaz usumuzdan…
Üzerinden yıllar geçse bile affedemez insan o anki cesaretsizliğini, aczini.
Her kaybedilen savaş o ilk “pes” edişi çağrıştırır.
Zamanında havada asılı kalan o yumruk, ömür boyu iner mide boşluğumuza.

***

Ve yarım kalan mutluluklar…
Açık kalan huzur parantezleri…
Aile sıcaklığının beklenmedik bir kayıpla ayaza dönüşmesi.
Sofradan bir tabağın apansız eksilmesi.
Veya ebediyen vedalaşılan bir dost…
Artık asla sesini duyamayacağımızı bilsek de telefon fihristimizden silemediklerimizin varlığı…
Her şeyimiz tam, kusursuz, eksiksizken bile hissettiğimiz, o tanımlayamadığımız yalnızlık…
Terk edilmişlik hissi hatta…
Kaç kişi girse de hayatımıza bir türlü dolmayan, kaybolmayan o melun, o zalim boşluk…

***

Yarım kalan hayaller misal…
Çocuklukta, gençlikte rüyalarımızı süsleyen mesleğe ulaşamamanın hayal kırıklığı…
Bir tango dansçısı olmak için can atarken muhasebe bürosunda tıkılıp kalmak örneğin…
Tüm dünyayı gezmek için can atarken ömür boyu çakılıp kalmak aynı yerde, aynı şehirde.
Çocukken resmini çizdiğimiz o pembe boyalı, bacası tüten yuvanın başımıza çökmesi, yalnızlığımızla birlikte altında kalmamız ya da…
Hep bir şeyleri yarına ertelerken, yarının gelmemesi mesela…

***

Söylenememişler…
Yaşanamamışlar…
Yarım bıraktıklarımız…
Yarım bırakmak zorunda kaldıklarımız…
Hayat aslında bunlardan, yani açık kalan parantezlerimizden ibaret…
Kapanmış parantezlerin hükmü kalmamıştır artık.
Sonunu biliriz, merak etmeyiz…
Ama tam en güzel yerinde kaybettiklerimiz.
Külaha varamadan elimizden alınan dondurma…

***

Hep o yarım kalanı tamamlamaya çalışıyoruz kendimizce.
Ama biliyoruz ki çok sular aktı o köprülerin altından…
Ve Heraklaitos’un sözündeki gibi, aynı suda iki kere yıkanamayacağımızın farkındayız…
Kabul etmek istemiyor, isyan ediyoruz bazen.
İllüzyonların arkasından gidiyoruz, halüsinasyonların peşine takılıyoruz.
Kendimizce o yarımı tamamladığımızı sanıyoruz.
Ama parantezin açık kalan ucundan doluyor içeri bir fırtına, donuyor yüreğimiz…
Derken bir an geliyor, anlıyoruz ki o malum “yarım” tüm çıplaklığıyla durmakta…

***

Yarım kalan her şey bir parçamızı da alıp götürüyor aslında.
Bizi yarım bırakıyor.
Eksiliyoruz…
Kader mi?
Hata mı?
Değerini bilmemek mi?
Ne derseniz deyin.
Hepimizin hayatı açık kalmış parantezlerle dolu…
Hepimizin geçmişinde yarım kalmış yaşan(a)mamışlar var…
Mutluysak gülümseyerek andığımız ama yenilgilerimizde, çöküşlerimizde yüreğimizi sızlatan…

***

Açık kalan her parantez hayat “yapboz”umuzun kayıp bir parçası.
O yüzden asla tamamlayamıyoruz.
Tam olamıyoruz.
O yüzden hayat aslında yarımlarımızın bütünü.
Dolmayan, dolduramayacağımızı bildiğimiz boşluklarımızın…
Geri dönemeyeceğimiz geçmişlerimizin.
Tamir etme şansını yitirdiğimiz hataların…
Kapatamayacağımız ve hep açık kalacak parantezlerimizin…

***

O yüzden mutlak mutluluk yok.
Çünkü hep bir şeyler eksik…
Yapabileceğimiz, başarabileceğimiz sadece mutluluk oyunundan rol çalmak…
Hayatın kendisi açık kalan bir parantez son tahlilde…
Doğduğumuzda, kendi irademiz dışında açılan…
Ne zaman ve nasıl kapanacağını asla öngöremediğimiz…
Ama öyle ya da böyle, mutlaka açık kalacağını bildiğimiz…

 

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir