KARANLIKTA GÖZ KIRPMAK

Siyasete çok meraklıdır bizim insanımız.
Bayılır siyasete… Hem de nasıl!
Neredeyse her gece siyasetle yatar,  her sabah siyasetle uyanır.
Kahvelerde insanlar siyaset konuşur sürekli… Berber koltuklarında, çarşıda, pazarda… Düğünde, dernekte…
Kadın günlerinde bile gündem hep “siyaset”tir.

***

Bir keresinde bu durumu bir Fransız sosyolog arkadaşımla konuşmuştum.
“Neden böyle sence?” diye sormuştum…
Saptaması şöyle olmuştu:
“Sisteme güvenmeyen toplumların karakteristiğidir bu. Tıpkı bindiği otobüsün şoförüne güvenmeyen bir yolcunun uyanık kalmak istemesi gibi…”

***

Bizdeki durum biraz paradoksal…
“Siyaseti konuşmaya” gelince çok meraklıyızdır da.
“Siyaset yapmaya” gelince pek çıkmayız ortalıklara…
Tepki duyarız duymasına da…
Tepkimizi göstermeyi ya bilmeyiz…
Ya da bağırırız ama sesimiz çıkmaz.

***

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu TC kimlik numaralarını baz alarak siyasi partilerin üye sayıları güncelledi 2006’da. Resmi rakamlara göre sizce Türkiye’de seçmenin yüzde kaçı bir siyasi partiye üye?
Sadece %14’ü…
2011 Türkiye Değerler Araştırması’nın ortaya çıkardığı bir gerçek daha var.
Bırakın siyasete katılmayı, bizim insanımız toplu bir dilekçeye bile imza koymaya çekiniyor.
Araştırmaya katılanların verdikleri yanıtlar ışığında Türkiye’de “Kesinlikle toplu bir dilekçeye imza koymam” diyenlerin oranı %61. Şimdiye kadar bir imza kampanyasına katılmış oranların oranı ise sadece %10…
Demokratik ülkelere bakarsak…
Bu oran İsveç’te %82.
Almanya’da ise %58.
Alt tarafı bir dilekçeye imza koymaktan bahsediyoruz…
Yani demokratik tepkinin en basit halinden…
Ama daha ilk adımda tökezliyoruz demokrasi yolunda…
Uçurum var “gerçekten demokratik” ülkelerle aramızda…

***

Siyasi partilere katılımın düşük olmasını bir yere kadar anlayabilmek mümkün… Türkiye’de demokrasiyi getirmeyi vaat eden partiler kendi içlerinde bile demokrasiyi sağlayamadıklarından…
Toplum inancını yitirmiştir siyasi partilere. Ama yine de bu durumu kabullenmek demokrasinin ruhuyla bağdaşmaz… Doğrusu, rasyoneli önce dahil olup sonra değiştirmek yoluna gitmek değil midir?

***

Siyasi partiler kadar önemli bir diğer örgütlenme modeli de STK’lar
(Sivil Toplum Kuruluşları)…
Bütün çağdaş ülkelerde STK’lar demokrasinin temel taşı kabul edilir…
Sesini duyurmak isteyen pekâlâ bir STK’ ya katılabilir.
Mücadelesini o şekilde de verebilir.
Ama Türkiye’de insanların STK’lara katılım oranı da düşündürücü…
Türkiye’de 866 kişiye bir dernek düşüyor. Fransa ve Almanya’da ise neredeyse 40 kişiye bir dernek.
Fransa’da hemen hemen her beş kişiden biri en az iki derneğe üye…
Tüm bu veriler aslında “demokrasi kültürü”ne ne denli yabancı olduğumuzun bir göstergesi…
Bir başka deyişle toplum gücünden habersiz…
Habersiz olduğu için de bu gücü nasıl kullanacağından habersiz…
Herkesin söyleyecek bir sözü var ama…
Nasıl söyleyeceğini bilmiyor…
Her kafadan bir ses çıkıyor çıkmasına da… Armoni yok, kakofoni var…

***

Yeni bir tepki verme metodu gelişti son yıllarda. İnsanlar elektronik posta gruplarında ya da sosyal medyada duyuruyorlar tepkilerini.
Sosyal olaylar karşısında tepki veya destek mesajları yağmaya başlıyor…
Tamam, tepki tepkidir ama…
Bunun adına “karanlıkta göz kırpmak” denir. Kim(ler) okur o mesajları?
Sen, ben bizim oğlan…
Körler, sağırlar birbirini ağırlar…
Birçok yabancı elektronik ileti grubunun üyesiyim.
Şimdiye kadar hiç biz Türklerin kendi aralarında yaydıkları tarzda mesajlara rastlamadım…
Bu, bize has bir tür “kaçak güreş”…
“Sesimi çıkarayım ama elimi taşın altına sokmayayım” demenin bir başka şekli.
80 öncesi bir slogan vardı: “İç Birinci, ol devrimci”
Şekilci devrimcilik böyle tiye alınırdı…
Günümüzde ise atılan twitlerin sayısı ve içeriği kriter alınıyor adeta!
Ama gerçek “bilinçli vatandaş” twit atmaktan daha ötesini yapmak durumunda…
Bakın Yunanistan’a…
Devlet vergileri biraz arttırmaya kalktığında yüz binlerce Yunanlı parlamento binasının önünde toplanıyor…
Oturup da “Vay bu vergileri nasıl yükseltirsiniz siz?” diyerek Facebook’ta Twitter’da hesap sormuyor yöneticilerinden…
Değil mi?

***

Örgütlü tepki ciddiye alınır…
Örgütlü tepki ses ve sonuç getirir…
Mesela mı?
Anımsayanlar olacaktır…
Yıllar önce kolalı içecek üreten bir firma astronomik bir zam yapmıştı ürününe.
Herkes organize bir biçimde boykot kararı almıştı o ürünü.
Tüketicinin bu bilinçli tepkisi karşısında malları raflarda kalan firma boyun eğmek zorunda kalmıştı…
Baktı pabuç pahalı, paşa paşa zammı geri çekmişti.
İşte örgütlü bir tepki budur…
Mesela mı?
Susurluk olayının ardından yaşananları hatırlayın…
Bütün herkes “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” sloganı etrafında buluşmamış mıydı?
Herkes akşam saat tam dokuzda evinin ışıklarını açıp kapatmamış mıydı?
Ve bu tepkiye kayıtsız kalınabildi mi?
İşte sosyal protesto budur…
Kahve köşelerinde konuşmakla…
Rakı masalarında Türkiye’yi kurtarmakla…
Twit atmakla…
Ya da sanal ortamlarda, mastürbatif sloganlarla birey “bilinçli yurttaş” olmaz…

 

***

Bizim (belki de yüzyıllarca “tebaa” olarak yaşamış olmamızdan ötürü) farkına varamadığımız gerçek şu…
Seçtiklerimiz bizim “vekilimiz”.
Ama “asil” olan halktır.
Halk ne derse o olur…
Asilin vekilin emrine girdiği nerede görülmüş?
Ama bizde nedense asil, asaletini seçimden seçime anımsar…

 

***

Sevdiğim bir söz “Siyaset, en çok kendisine kayıtsız kalanı yakan bir ateştir…”der…
Doğrudur…
Siz “aman siyaset benden uzak dursun” dediğiniz sürece siyaset üzerinize üzerinize gelir.
Birileri keyfi, hatalı bir karar alır.
Bedelini siz ödersiniz…

***

Biz tribünden bağırıyoruz yıllardır…
Kolayımıza gelmiş böylesi.
Eh, inin tribünden, sahaya çıkın!…
Yok, kalsın…!
Ama sahaya inmeden maçın kaderini değiştiremezsiniz…
Sadece bağırdığınızla kalırsınız…
Demokrasi tribünden sahaya inmek gibidir aslında…

***

Tepki her bireyin en tabii demokratik hakkıdır…
Ama tepkinin en etkilisi uygun platformda dillendirilenidir…
Amerika’yı yeniden mi keşfedeceğiz?
Yolu bellidir…
Görüşlerinize yakın bulduğunuz bir partiye katılıp siyaset yapmaktır demokrasi…
Sorunları duyurmak ve çözüm bulmak için bir sivil toplum kuruluşuyla hareket edip güçleri birleştirmek ve örgütlenmektir demokrasi.

***

Bizimkisi karanlıkta göz kırpmak…
Biz karanlıkta göz kırpıyoruz yıllardır.
Kimse görmüyor, bilmiyor bizden başka.
Ve gözümüzü kırptığımızla kalıyoruz…

***

Fransız sosyoloğun benzetmesini anımsarsak…
Şoföre güvenmeyip uyumamak bir şeyi değiştirmez.
Önemli olan bütün yolcuların birlikte hareket ederek şoföre “kalk oradan” diyebilmeleridir…
Tabii ki hukuk sınırları içerisinde…
Ve elbette demokratik yöntemlerle…

Uğur Oral
Gazeteci – Yazar
ugur@uguroral.com.tr

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

1 Comment

  1. Arzu YELKEN

    30 Ekim 2014 at 12:23

    Elinize, emeğinize sağlık Uğur Hocam..Bu güzel yazı ve gerçekçi saptamalarınıza aynen katılıyorum..Toplumsal yapının tüm kademeleri karanlıkta göz kırpmayı bırakıp, aydınlıkta gözlerini tam açıp olan bitenlere dikkat kesilmeden olumlu değişimleri beklemek hayal ötesi ütopya gibi geliyor bana..Arzu YELKEN

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir