ŞİFANIN KAYNAĞI GÜNEŞ

Uzun ve soğuk geçen kışın ardından nihayet güneş kendini göstermeye, parlaklığı ve sıcaklığıyla bizi selamlamaya başladı. Pek çoğumuzda da gelen yaz mevsimi ile beraber bir endişe başladı “ya güneşin ışınları bizi hasta ederse, ya cilt kanserine neden olursa” diye. Yıllardır öcü gibi gösterilen güneş aslında tam bir şifa kaynağı. Daha antibiyotiklerin olmadığı dönemlerde pek çok verem hastasının sanatoryumlarda güneş ışınlarıyla sağlıklarına kavuştuğunu, doktorların da uzun yıllar ilaç reçete eder gibi güneş banyosu reçete ettiğini biliyoruz.

Güneşin sağlığımıza önemli bir katkısı D vitamini sentezini sağlaması. D vitamini aslında kolesterolden üretilen bir çeşit hormon. Kemik ve kas sağlığını, bağışıklık sistemini düzenlediği gibi pek çok kanser, şeker hastalığı, bunama gibi hastalıklardan da koruyucu etkisi var. Besinler yoluyla ancak az miktarını alabildiğimiz D vitamininin çoğu güneşin Ultraviyole B (UVB) ışınları ile cildimizde üretiliyor. UVB ışınlarının bu etkisini gösterebilmesi için bazı şartların sağlanması gerekli. Kış aylarında, günün erken ve geç saatlerinde, bulutlu havalarda cildimizde D vitamini üretimi neredeyse hiç olmuyor.

D vitaminimizi doğal yollarla yükseltmek istiyorsak en ideal zamanlar bahar ve yaz aylarında, saat 10-14 arası güneşlenmek. Bahardan başlayarak bu saatler arasında 10 dakika ile başlayıp vücudu alıştırarak yazın 20-30 dakika kadar olabildiğince geniş vücut alanı açık olarak güneşlenmek günlük 20.000 üniteye kadar D vitamini üretimi sağlayabiliyor. Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için temel prensip ise “ASLA YANMAMAK”. Akıllı telefonlar için üretilmiş “Dminder” adlı uygulama bulunduğumuz konumda güneşin D vitamini üretimine katkısı konusunda yol gösterici olarak kullanılabilir.

Güneş ışınlarının en korkulan etkisi cilt kanseri. Ancak yapılan çalışmalarda güneşin UVB ışınlarıyla ciltte üretilen D vitamininin asıl ölümcül seyreden cilt kanseri olan “melanom” oranlarını azalttığı gösterilmiş. Bunun yanı sıra güneş ışınları ve D vitamini pankreas, meme ve kalın barsak kanserleri başta olmak üzere pek çok kanser oluşumunu da ciddi oranlarda azaltıyor.

Güneş ışınlarının mevsimsel depresyon üzerine olumlu etkileri var. Salgılanan endorfinler yoluyla kişinin moral ve enerjisini olumlu yönde etkiliyor. Fibromiyalji adlı hastalığa bağlı ağrıları ve MS bulgularını azaltıcı etkileri gösterilmiş. Bağışıklık sistemini güçlendirici ve mikrobik hastalıklardan koruyucu etkisi ise yüzyıllardır biliniyor. Pek çok cilt rahatsızlığını da iyileştirici etkisi var. Güneş ışınları ile kanda arttığı gösterilen Nitrik oksit, tansiyonu azalttığı gibi kalp krizi ve inme riskini de azaltıyor.

Kimler güneşten kaçınmalı
Güneş alerjisi (Fotosensitivite) olanlar, yani kısa süre güneşte kalmakla bile cildinde ciddi kızarıklık, yara, kaşıntı olanların güneşten kaçınması gerekir. Yine güneş alerjisinin sıklıkla eşlik ettiği bazı romatizmal hastalıklarda da güneş cilde zarar verebildiği gibi romatizmal hastalığın alevlenmesine neden olabilir. Başta Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) ve Dermatomiyozit olmak üzere “Bağ Doku Hastalığı” olarak sınıflandırılan hastalık grubunda olanların güneşten olabildiğince kaçınması ve uygun yöntemlerle güneşten korunması şart.

Bazı ilaçların kullanımı da güneş alerjisine neden olabildiği için bu ilaçları alan kişilerin güneşe dikkat etmesi önerilir. Bazı antibiyotikler, kolesterol düşürücü ilaçlar, genelde sara hastalarında kullanılan nörolojik ilaçlar, bazı idrar sökücüler ve romatizmal hastalıklarda kullanılan kinin grubu ilaçlar kişinin güneşe duyarlılığını artırabilir. Bu açıdan kullandığınız ilacın bu çeşit bir etkisi olup olmadığını doktorunuza danışmanızda fayda var.

Güneşten nasıl korunmalı?
Temel kural güneşten yanmamak olmalı. Cilt hafif pembe renk aldığında bunu bir uyarı kabul etmeliyiz. Bu düzeyin ötesine geçildiğinde gerek D vitamini üretimi, gerekse güneşin diğer faydalı etkilerinden yararlanamadığımız gibi zararlı etkileri belirginleşmeye başlıyor. Cildimiz pembeleşmeye başladığında gölgede kalmak, üzerimize ince, açık renkli, kol ve bacaklarımızı da koruyan giysiler giymek korunmak için yeterli. Yüz ve göz çevresindeki deri ince olduğundan güneşin yaşlandırıcı etkileri bu bölgelerde daha belirgin görülüyor. Bu bölgelerin siperlikli şapka ile korunması ciltte kırışıklıkların engellenmesini sağlıyor.

Güneş yağlarının pek çoğu koruyucu olmak bir yana içerdiği kimyasallar nedeniyle sağlığımızı tehdit ediyor. Özellikle içeriğinde Oxybenzone, Retinyl Palmitate (Vitamin A Palmitat), Paraben ve Phtalat içeren ürünlerden kaçınmak gerekli. Pek çok güneş kremi yararlı etkileri olan UVB ışınları engellerken, asıl zararlı olan UVA ışınlardan korumuyor. Bu açıdan hem UVB hem de UVA koruyucu etki mutlaka aranmalı. Çocuklarda sprey olarak kullanılan kremler kolaylık sağlasa da solunum yollarına da ulaşabileceği ve burada nasıl bir etki yapacağı bilinmediğinden tercih edilmemeli.

Vücudumuzdaki antioksidan içerikli maddelerin de cildimizi içten koruyucu etkisi var. Taze sebze ve meyveler ihtiyacımız olan antioksidanları sağlayabileceği gibi “Astaxhantin” içeren besin (Somon, karides, yengeç) ve besin desteklerinden de (Ülkemizde bazı Omega-3 destekleriyle kombine tabletler olarak bulunuyor) faydalanabiliriz.

Uzm. Dr. Tolga Enver YÜCETÜRK
İç Hastalıkları ve Romatoloji
drtolgayuceturk@gmail.com
www.drtolgayuceturk.com

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir