ÖZEL RÖPORTAJ; MİRKELAM

1995 yılının Mayıs ayında koşarak hayatımıza giren, o zamanın mücizesini gerçekleştirip Türk Müzik Tarihi’ne yeni bir tarz, yeni bir coşku getiren Mirkelam bizlerle…

Her sanatçının ona değer veren ve kendine yakın hissettiği bir hayran kitlesi vardır, Mirkelam’ın kendine hayran bırakan en büyük özelliğinin; rock, alaturka ve pop tarzlarını müziğine yansıtmasından, inanılmaz iyi söz yazarı ve besteci olmasından çok, gerçekten beyefendi, saygılı ve düşünceli biri olmasıdır diyebiliriz. Kendiyle barışık, hayatı enerjik ve mutlu yaşamak üzerine kurgulayan, ekip arkadaşlarını kendinden çok düşünen, mütevazi ve başarılı oluşu bu hislerimizi sağlam temellere oturtuyor. Mirkelam’ı Türkiye’de “koşan adam” olarak, çok hızlı şöhret olmuş ve tanımış olmamız çok normal… Ama her başarının tesadüf olmadığını, aslında bu hayatın kısa bir koşu değil, uzun bir maraton olduğunu unutmamak da gerekiyor.

MaviBahçe AVM’deki Fratelli La Bufala’da sahneye çıkan ve İzmirlilere unutulmaz bir gece yaşatan Mirkelam’a merak ettiklerimizi soruyoruz ve keyif alacağınız bir röportaj olmasını diliyoruz.

“Her gece” adlı şarkınız ve klibi standartların üzerinde bir projeydi. Bu kliple birlikte “koşan adam” olarak anılmaya başlandınız. Lakaplar bazen can sıkıcıdır. Size yapışan koşan adam lakabı herkese çok sıcak, eğlenceli, ve farklı geldi. Sizin bu durumdan rahatsız olduğunuz anlar oldu mu?
Yıllar geçti ve hala soruyorlar bunu ama beni çok mutlu ediyor. Sadece koşmanın tek başına koşmak olduğunu düşünmüyorum ben.

Ordaki şey benim adım soyadımla, müzikle birleşen bir şeydir. Yeni bir şeydir o; Umur’un İskender’in ordaki işi yaratan herkesin ufak ufak payları vardır. Tabii ki en büyük pay “Her Gece” şarkısınındır. O olmasaydı hiçbirimiz olmazdık.

Çok iyi bir besteci ve yorumcusunuz. Alışılmış aşk şarkıları dışında, ironik bir sokak konuşması havası, ilginç uyaklarla birbirine bağlanan şarkı sözleri ve mizah içeren sözler yazıyorsunuz. Şarkılarınızla topluma vermek istediğiniz mesajlar oluyor mu?
Oluyor tabii. Hep var. “Benim öyle mesaj kaygım yok” diye bir şey yok zaten. Mesaj dediğiniz şey, popülerlik ya da ünlü olma, magazin gibi kötü anlamlarda kullanılır. Şarkılar mesaj kaygısı taşımasın deniyor, tamam taşımasın ama taşıyorlar. Onun adı mesaj değil aslında başka bir şey. En duygusal şeyin bile aşkla ilgili bir mesajı vardır. Ona niye İngilizce bir tanım kullanıp “mesaj” diyorsak… Kendi dilimizde ya da Farsça’dan, Osmanlıca’da bunun bir adı vardır. Yabancı adı “mesaj” olduğu için bana biraz yüzeysel geliyor. Aslında her şarkının, her kelimenin, her davranışın bir anlamı vardır. Mesaj değil de anlam diyelim biz ona. Mesela bugünün bir anlamı yok mu bize? Mesela seninle böyle oturup konuştuğumuz zaman sadece bir röportaj mı bu? Kendi hayatımı gözlerimin önüne getiriyorum. Kendi yaptıklarını görüyorsun. Sen hem işini yapıyorsun hem yorumluyorsun kendi içinden. Bitiyor bu, yoruluyorsun. Bir şeye karar veriyorsun. Bunu yapmasak da geziyor olsak başka bir anlamı olurdu. Olan duruma göre değişiyor. Olan durum bir şarkıysa, Sezen Aksu şarkısıysa başka bir anlamı oluyor.

Mirkelam’ın kendine has söz yazma özelliği olduğu gibi kendine has bir giyim tarzı da var. Biraz 80’ler kokan, biraz asi… Aykırı olmayı seviyor musunuz?
Ben aslında çok çekingen ve çok korkak bir tipim ama sanatın kötü, zor yanları olduğu gibi iyi yanlarından birisi de özgür olabilmektir. Bunu da en iyi yapmaya çalışan fakat sonradan unutan adamlardan biri benim. Yani “Mirkelam pantolonu” beni hala çok mutlu eder, sevindirir. Geçen tekrar hatırlamamı sağladı, Bedük’ün konserine gittik ve “Terle” şarkımızı beraber söyledik. Sahneye kürkle çıkmıştı. Bedük normal hayatında kürkle dolaşamaz, ben de o pantolonla dolaşamam. Ama sahnede dolaşabilirsin ve bunu gerçekleştirebilirsin, sanatını böyle icra edebilirsin. Bunun da bir anlamı vardır. Peki nedir? Özgürlüktür, renktir. O giydiğin şey Afrika’da çok doğal karşılanıyorken Taksim’de çok anormal karşılanabilir. Aslında işin komikliği de burada. İnsanlara “Sen burada yürüyorsun, bir şeye kafan takık ve onunla ilerliyorsun ama bak, Afrika’da senin garip karşıladığın fikir ya da şekil doğal karşılanıyor” demek. Özgürlük aslında hem bir tema hem de diğer insanların daha mutlu daha olgun olmasını sağlamak gibi. Uygarca bir şey.

Yine 1995 yılında “Hatıralar” isimli şarkınızın klibinde Atatürk’ün masasına oturduğunuz sahne ile dikkatleri üzerinize çektiniz. Ürettiğiniz fikirlerde genelde çıkış noktalarınız neler? İlham aldığınız birileri var mı?
Masasının önünde ayakta duruyordum. O dönem Forrest Gump filminde vardı. O serüvenden yola çıkılmış bir şey. Duygularını, fikirlerini içimizde taşıdığımız fikir adamlarıyla birlikte olma hissi. Bir yönetmen arkadaşıma söylemiştim çok hoşuna gitmişti. İzzet Öz’le gerçekleştirmiştik. Bir ayda bitmişti klip, zor şeyler. Ben hayata dair her şeyden ilham alıyorum.

Biraz da yeni albümünüzden bahsedelim.. “Mirkelam Şarkıları” projesi çok ses getirdi. Birçok ünlü isim bu projede yer aldı ve dışarıdan da bir o kadarı projenin destekçisi oldu. Bu projeyi anlatabilir misiniz? Gelişme ve gelinen sonucu çok merak ediyoruz.
Bu albüm menajerim Süheyl Atay’ın fikriydi. Ben de şarkılar yeniden ortaya çıkacağı ve arkadaşlarım yorumlayacağı için çok güzel olacağını düşündüm. Bu iş birçok isimle ortak yapıldığı için, benim için de insanlar için de “yeni” olduğu için çok değerli zaten. Çok kıymetli isimler, Türkiye’nin çok önemli aranjörleri bu albümde çalıştı. Birçok insanın yaratıcılığıyla birleşmiş bir proje oldu.

Yakın gelecekte başka projeleriniz var mı?
“Mirkelam Şarkıları” zaten çok yeni ama daha çok müziğe ağırlık vermek istiyorum. Yakında yeni bir şarkı var.

Bir de merak ettiğimiz bir şey var… Sahnede seyirci ile sohbet ederken sık sık geçmiş yıllara duyduğunuz özlemi dile getirdiniz. Bunun sebeplerini öğrenebilir miyiz?
Hatıralar var. Ben sahneye çıktığım zaman insanlara bir hikaye çiziyorum. O hikayenin içinde şarkılar var. Şarkıların içinde her zaman geçmiş vardır. Ve o hikayenin içinde geçmiş olduğu için buna yönelik konuşmalar var. Zaten konuşurken de hep geçmişe dönerek konuşursunuz. Kelimeyi çıkartmanız gerekiyor zaten geçmişten. Geçmiş değerli ve kalın bir şey. Yüzeysel ve önde gördüğümüz bir şey. Sırtınızı dayadığınız bir şey. Dönmek diyoruz ama çok da dönmeye gerek yok geçmişe. “Geçmiş nedir?” filan bunlar komik şeyler bence. Önemli olan onu korkmadan yaşayabilmek. Zor ama bir o kadar da zevkli. Seni geçmişin yönlendirir; sadece önüne bakarak, at gözlükleriyle yaşayamazsın da. Geçmişi kontrol etmek zordur. Anneni, babanı hatırlarsın, güzel şeyleri hatırlarsın. Çünkü hep güzel şeyler hatırlanır.

İsim vermeden, birine mesaj vermek isteseniz. Bu ne olurdu?
“Nokta nokta nokta” olurdu herhalde.

Kısa kısa cevaplar  vermenizi istesek;
Aşk; Sanat
Para; Lastik Ayakkabı
Şöhret; Güzel bir çiçek
Siyaset; Sevmediğimiz yanımız
Geçmiş; Gölge

Son olarak İzmir ve İzmirliler hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
İzmir’i de, İzmirliler’i de çok seviyorum. Yerleşmeyi de düşünüyorum oraya. Bütün ailem de oradadır.

Sizinle röportaj yapmak bizim için büyük bir keyifti… Değerli cevaplarınız için çok teşekkür ederiz. 
Ben de Mavişehir Dergisi’nin genç ve başarılı ekibine çok teşekkür ederim. Okurlarınıza sevgiler…

Röportaj: Duygu Attila – Aras Attila

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir