MOĞOLLAR İLE ÖZEL RÖPORTAJ

Moğollar’ın Paris’te kimsenin yanına bile yaklaşamadığı ödülleri almasını, dünyanın tanıdığı bir grup olmasını, Anadolu Rock – Anadolu Pop’un ilk temsilcileri oluşunu, 50. yıllarını kutladıklarını… 

Hepsini bir kenara bırakın; 
Size çok daha önemli bir şeyden bahsedeceğim. Aslında Moğollar insan olabilmenin vücut bulmuş halini bize anlatıyor ve yaşatıyor… Müziklerinin sözlerinde, notalarında, yaşadığımız toprakların kültürünü yansıtmasında, hepimizin hayatını etkileyen toplumsal konuların ele alınışında hep bu gerçek var… 

Bir insan ürettikçe, adaletli, saygılı ve sevgi dolu oldukça, haklı ve haksızın ne demek olduğunu bildikçe insan olarak kalabilir. Saygıyı hem işine, hem de etrafına verebilirse huzur bulabilir.

Biz Moğollar’ı canlı dinlerken bunu iliklerimize kadar hissettik. İnsanların iletişim çabalarına kibar ve saygı dolu yaklaşımları, onlara olan hayranlığımızı kat kat arttırdı. 

Televizyonlarda gördüğümüz, bize alıştırılmaya çalışılan çarpık karakterlerin yanlış olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz onlarla karşılaşınca… 

1967 yılında beş genç müzisyenin çalıştıkları gruplarda yaptıkları müziğin kendi yapmak istedikleri müzik olmadığını düşünmeleriyle efsane grup Moğollar’ın temelleri atıldı. Bu beş arkadaş kendileri bir müzik grubu kurmaya karar verdiler ve folklorumuzdaki dinamizmin pop müziğin dinamiğine yakın olmasından yola çıkarak; çok sesli bir ruha sahip halk müziğimizin, ileri teknik ve zengin folklorumuzla birleşmesiyle kişilik kazanmasını ispatlamak istedikleri müzik tarzı hayat buldu…  

Birçok sinema filminin müziklerine imza atan Cahit Berkay, Moğollar’ın duruşunun mimarlarından, Türk Rock müziğinin en iyi bas gitarı ustalarından Taner Öngür, besteci ve aranjör, Moğollar’ın klavyecisi Serhat Ersöz, Cem Karaca’nın bizlere mirası, Moğollar’ın vokalisti Emrah Karaca, yeteneği doğduğu şehre sığmayan baterist Kemal Küçükbakkal; Moğolların 50. yılında bizlere bu heyecanı yaşatmaya devam ediyorlar.

Moğollar; Pink Floyd ve Jimi Hendrix’in layık görüldüğü Academie Charles Cros büyük plak ödülünün sahibi tek Türk Müzik Grubu… Anadolu’dan beslenen, ritmik çeşitlilik ve argonomik kurgularla bizi dünyaya dinletiyor… Şimdi de yeni bir albüm hazırlığı içindeler… Nice yıllara.

Cahit Bey öncelikle Mavişehir’e hoş geldiniz, Moğollar yarım asırdır bizimle, Moğollar olarak bu yıla özel planlarınız var mı?
Hoş bulduk, evet bu sene Moğollar’ın 50. yılı oluyor. 50. yıl şerefine bir albüm gelecek, genç rockçılar bizim parçaları yorumlayacaklar. Biz de bir tane sıfır albüm yapacağız. Yeni albümümüzü Eylül 2017’de duyurmayı planlıyoruz. hem 50. yıl oluşu, hem de yeni bir albüm hazırlıkları bizi fazlasıyla heyecanlandırıyor. Yeni albümle beraber birsürü konser ve turne de planlıyoruz… Her şey çok güzel olacak. Kutlamaları herkesin görmesini istiyoruz.

Paris’te aldığınız ödüller, Cem Karaca ve Barış Manço ile çalışmalarınız… Müziğe kattığınız birçok şeyden sektörde olan aksaklıkları da görüyorsunuz. Acaba neden yeni parçalarda eskisi kadar iyi sözler yazılmıyor?
Toplum gittikçe aptallaştırılıyor. Gençlerin şarkı sözü yazımında çok birikimleri olduğunu sanmıyorum. Sezen Aksu gibi sanatçıları ayrı tutuyorum. Bu da şundan kaynaklı; geldiğimiz şu dijital dönemde, bilgiyi depolamak yerine bilgiye ihtiyaç duyulduğu zaman ulaşmak gibi bir refleks var, cep telefonunu açıp ordan öğrenmek falan gibi… Evet öğrenmenin ne yaşı ne de zamanı var ama benim bahsettiğim şey yaptığın işle alakalı…

Müzikse eğer mesleğin, bilginin deposu olman gerekir ve şarkı sözü veya başka sanat dallarında bir yenilik yapılacaksa, gerçek anlamda bir eser oluşturulacaksa mutlaka bir birikimin olması gerekir. Kendi kültürünü çok iyi tanıman gerekiyor. Ayrıca diğer yabancı kültürler hakkında da bilgi sahibi olup onlardan da beslenmek gerekiyor.

Uzun lafın kısası her zaman söylediğim şey şu; beslenme çantanı doğru hazırlayacaksın. Doğru hazırlanmadığı takdirde işte ortaya çıkan sonuçlar kendini belli ediyor. Geçenlerde biri söylemişti “sizin eski şarkılarınızla aşık oluyoruz, ayrılınca yine sizin eski şarkılarınızla ağlıyoruz” böyle güzel bir tarif yapmıştı. 🙂 Pop müzik mutlaka olmalı müziğin her dalı olmalı ama kalite ve birikim çok önemli.

Moğollar’ın ilk kuruluş aşamasında iki ayrı grupta çalan genç sanatçılardık. Silüet’lerde çalıyordu iki kişi, biz de Engin Yörükoğlu ve ben (Cahit Berkay) Selçuk Alagöz orkestrasında çalıyorduk. Ondan sonra o dönemde müzikte bir değişim başlamıştı. Rock formatı yeni yeni duyulmaya başlamıştı. O zaman rock denmiyordu tabi, rock diye bir kelime yoktu. Bizi o tarz heyecanlandırıyor ve ilgimizi çekiyordu. Yabancı grupları dinliyor soundlar hoşumuza gitmeye başlıyordu.

Animals grubunun klibi oynamıştı Beyoğlu’nda bir sinemada filmden önce… Oradaki org solosu hiç duyulmuş birşey değildi. O ara tanıştık… Bir grup kurmaya karar verdik. Sonra isim aramaya başladık. Sultanahmet’te Hollandalı genç bir müzik yazarı Moğollar ismini tavsiye etti. O zamanlar gaddar, haşin isimler modaydı 🙂 biz de tamam dedik ismimiz Moğollar olsun.

İlerisini göremedik ama bu ismi koyarken. Mesela bizim Moğollar olarak şuan kalkıp da Japonya’da konser verme şansımız yok 🙂

Belki düşünmüşsünüzdür şimdi değiştirmeye karar verseniz grubun ismini ne koyardınız?
Vallaha inan onu hiç düşünmedik. Moğollar ismi o kadar işlemiş ki bize, hiç öyle bir ihtiyacımız olmadı. Ayrıca bu isimle güzel bir kariyerimiz var.

Cem Karaca ve Barış Manço ile tanışma hikayeniz nasıl oldu?
Tam hatırlayamıyorum ama Taksim’de Beyoğlu’nda ortak gittiğimiz cafeler vardı. Oralarda tanıştık muhtemelen.

Zaten o dönem piyasada herkes birbirini tanıyordu ve merak ediyordu. Mesela ben gidip diğer sanatçıların plaklarını alırdım, aynı yerlere giderdik, bu zamanki gibi çeşitlilik ve tüketime yönelik bir durum yoktu. Her şeye değer verilirdi, saygı gösterilirdi ve bu da insanların kendini geliştirmesine, bir şeyler paylaşabilmesine olanak sağlardı.

O dönemlerde saygı daha fazla vardı öyle değil mi?
Evet. Rekabet vardı elbette ama kimse kimseye çelme takmaya çalışmazdı. En iyisini ben yapmalıyım düşüncesi bir kamçıdır, bu düşünce olması gerekir ama hiçbir zaman gidip onun gitarının fişini çekeyim gitarını bozayım gibi bir düşünce yoktu 🙂

Siz her zaman had bilmenin çok önemli olduğunu savunursunuz. Ve ben haddimi biliyorum, bu yüzden de çevremde sevilip sayılıyorum demiştiniz.
Evet ama had derken sinemada müziğin haddini bilmesi gerekir demiştim. Müziğin sahnenin çok önüne geçmesi anlamında, orda söyledim. Mütevazilikle ilgili sevgi ile ilgili kibirli olmamakla ilgilidir. Söylediğim şeyler bununla ilgiliydi. Ben Cahit Berkay’ım diye hiçbir zaman kasılmam. Birkaç terslediğim insan olmuştur ama o insanlar mutlaka haddini aştığı için yapmışımdır bunu.

Moğollar’ın en önemli değeri nedir?
Duruşlarıdır. Bir çizgimiz var ve o çizgiyi hiç bozmadık. Aynı yolda da devam ediyoruz.

Yanılmıyorsam Moğolları’n en önemli çıkış noktaları; barış, sevgi ve saygı.
Evet çok doğru. Ve yaptığımız şarkılardaki samimiyet. Önce biz o müziği kendimize yakıştırıyoruz ve ondan sonra dinleyicinin beğenisine sunuyoruz. Önce kendi süzgecimizden geçiriyoruz.

Siz zaten kendi kültürümüzden beslenen parçalar yapıyorsunuz ve bunun çok doğru olduğunu düşünüyorsunuz.
Emrah Karaca gruba dahil olmadan önce bir vokalist sıkıntımız vardı. Ben şarkı söylüyorum ama bunu sürekli yapacak bir vokaliste ihtiyacımız vardı. Emrah gerçekten kendini çok iyi yetiştirdi. Yeni hazırladığımız albümümüzde Emrah’ın vokal anlamda güçlü parçaları gelecek. Biz genlerimize işlenmiş enstrümanları ve sesleri kullanıyoruz, bizi biz yapan en önemli özelliğimiz bu. Bu tarzımızı yeni albümümüzde vokalle de zenginleştirince ortaya güzel eserler çıkacak.

Yeni albümü Eylül 2017 tarihinde piyasaya çıkarmayı düşünüyorsunuz. Albümün ismi belli mi?
Hayır henüz isim belli değil. Ama bir 50 lafı geçer içinde mutlaka 🙂

1967’nin Aralık ayında Fitaş Sineması’nda konser vermişiz. Fitaş sineması konserinden önce altın mikrofon yarışmalarında da çalışmalarımız oldu. Bu bütün geçmişin güzelliklerini barındıran bir albüm yolda.

İzmir için düşüncelerinizi de öğrenmek isteriz.
Mavişehir’e ilk defa geliyoruz. İstanbul’daki AVM’ler çok kasvetli Mavi Bahçe AVM, burası bir değişik geldi bize. Ferah ve büyüleyici bir atmosferi var.

Eskiden izmir’e daha sık gelirdik ama son senelerde azaldı. İzmir gerçekten yaşanılacak bir şehir. İnsanı da öyle coğrafyası da öyle. Hep şöyle geçirirdim aklımdan, emekli olursak ev eşyasını kamyona doldurup İzmir’e yerleşirim diyordum. Buraya gelince daha bir mutlu oluyoruz seviniyoruz. Bir yazar demiş ya Ankara’nın en çok nesi güzeldir sorusuna; Ankara’nın en çok istanbul’a dönüşü güzeldir diye. İzmir’e gelişte güzel dönüş keşke kalsak dedirtiyor.

Sizlerle röportaj yapmak bizim için büyük bir mutluluk ve unutulmaz bir tecrübe oldu.
Çok teşekkür ederiz. Biz de Mavişehir Dergisi’ne teşekkür ederiz. Yaptığınız güzel işlerde her zaman başarı ile ilerlemenizi dileriz. Okurlarınıza saygı ve selamlar…

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir