ALİ KOCATEPE & AYSUN KOCATEPE ÖZEL RÖPORTAJ

Türkiye’nin en önemli sanatçılarından biri olan, ulusal ve uluslararası birçok yarışmada sayısız ödülün sahibi, herkesin yakından tanıyıp çok sevdiği isim Ali Kocatepe ve kendisi gibi başarılı bir sanatçı olan eşi Aysun Kocatepe ile Mavişehir Dergisi ekibi olarak samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Ali Kocatepe’yi hepimiz çok iyi tanıyoruz ama birde kısaca sizden dinleyelim. Nasıl bir eğitim aldınız? Nasıl bir ailede yetiştiniz?

Ben doğduğumda babam 56 yaşındaymış. Aramızdaki yaş farkına rağmen çok iyi anlaşırdık. İlk gençlik yıllarımda arkadaşım gibiydi. Annemden hep sevgi gördüm. Sevgi dolu bir ailede büyüdüm. Tüm kararlarımda hep arkamda oldular. Emekli bir baba ve ev kadını bir anneyle mütevazi ve çok mutlu bir çocukluk geçirdim.

Eğitimime gelince Atatürk Lisesi’nin fen kolunu bitirdim. Mimar olmayı düşünürken Lise döneminde müzik yapmaya karar verdim. Orkestra kurduk. Müzik yazarlığına ve İzmir Radyosunda müzik programlarına başladım. Sonra TRT’de prodüktör oldum. Ege Üniversitesi’nde Dış Ticaret ve Turizm’i bitirdim. Konservatuara gitmedim.

Türkiye’nin sahip olduğu en önemli bestecilerden birisiniz. Bu günlere geliş sürecinizden bahseder misiniz?

17 yaşımda beste yapmaya başladım. 60’ların sonlarında ilk çalışmalarım plaklarda yer almaya başladı. 70 ve 80’ler besteci olarak en verimli dönemlerimdi. Akdeniz Çocukları, Hey Gidi Dünya Hey, Melankoli, Ben Sana Vurgunum, Dostluğa Davet 70’lerde; Dönme Dolap, Heyamola, Çocuklar Gibi, Meskenim Dağlar, Küçük Bir Aşk Masalı 80’lerde ortaya çıktı… İzmir’in simgesi olan Kordon Boyu Faytonlar’ı 1993’te besteledim. 300 civarında beste ve şarkı sözüm var. Üretimimi hala sürdürüyorum. Aysun’un seslendirdiği çok güzel şarkılara da imza attım. Çık Hayatımdan, Haklıydın Aslında, Her Şey Senin İçin, Havada Kokun Dağılmadan…

mavisehir-dergisi-ali-kocatepe6

Sanata ilk başladığınız dönemler ile bugünler arasındaki farklılıkları sizden dinleyebilir miyiz?

Çok büyük fark var. Bizler 60 sonları ve 70’lerde öncü olduk. İmkansızlıklar içinde ürettik. İki kanallı stüdyolarda kayıtlar yapıyorduk. Anadolu pop müziğinin ve çağdaş Türk popunun temellerini attık. Çok engelle karşılaştık. 90’lar Türk pop müziğinin yeniden şahlandığı ve daha kolay üretilip paylaşıldığı yıllar oldu. Şimdi çok üretim var. Ama acımasız bir tüketim söz konusu. 70’lerin naif şarkıları bugün yok. Anlayış ve türler çok değişti. O dönemin bir çok şarkısı şimdi klasik oldu. 30 yıl sonra 2000’lerin klasikleşen şarkıları olacağını sanmıyorum. Plaklardan ve kasetlerden sonra CD’lerin de devri bitmek üzere. Fiziksel satışlar dibe vurdu. Artık her şey internet üzerinde.

1973 yılında İstanbul’da kendi yapım şirketinizi kurmaya nasıl karar verdiğinizi ve o dönemlerde yaşadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?

İzmir Belediyesi 1973’te bir “Akdeniz Festivali” yapmaya karar verdi. Benim o festival için bir beste yapmam istendi. “Akdeniz Çocukları”nı o zaman besteledim. Plak olarak yayınlamak istediklerinde kendi plak şirketimi kurmaya karar verdim. Bu nedenle de İstanbul’a yerleşme sürecim başladı. 70’lerde Bülent Ortaçgil, Modern Folk Üçlüsü, Nükhet Duru, Gökben gibi albümler ve 100’e yakın single plakla dönemin en yaratıcı ve başarılı yapımcılarından biri oldum.

2006 yılında iz bırakan eserlerinizden derleyerek “41 kere maşallah” isimli albümünüzü çıkardınız. Albümdeki eserleriniz 36 yorumcu tarafından seslendirildi. Bu albüme nasıl tepkiler aldınız? Hazırlık süreciniz nasıl oldu?

Yapımı bir yıl sürdü. O güne kadar ki en geniş katılımlı Tribute albümü oldu. Çok beğenildi. O albüm için ressam Metin Ünsal’ın yaptığı resim 5 yıl önce yayınlanan kitabımın da kapağı oldu.

Bir dönem spor spikerliği yaptınız? Futbola iş dışında özel bir ilginiz var mı? Başka hangi spor dalları ile ilgileniyorsunuz?

Çocukluğumdan beri futbolu çok severim. Oynama imkanım olmadı. 22 yaşımda TRT’de maç anlatmaya başladım. Hobimdi ve uzun yıllar spikerlik yaptım. Şimdi televizyonda izliyorum. Eskisi kadar ilgim yok. Basketbol, voleybol ve tenisi severim. Masa tenisi oynarım. Bir süre buz pateni yaptım.

“Hey gidi dünya hey” adlı kitabınız yayımlandı. Kitabınızı kısaca anlatır mısınız?

Kitapta ailemi, müzik kariyerimi ve 100’e yakın sanatçıyla anılarımı anlattım. Çok sayıda fotoğrafımı paylaştım. Kitapla birlikte bir de kendi seslendirdiğim şarkıları içeren bir CD hediye ettim. 550 sayfalık çok kolay okunan, eğlenceli bir kitap. Anlattığım her şeyde bir yaşanmışlık ve birinci elden tanıklık var…

Tanışma hikayenizi dinleyebilir miyiz?

Ali Kocatepe: Sezen Aksu, Selma Güneri ve ben 1984 Temmuz’unda Fenerbahçe’de Belvü Gazinosunda program yapıyorduk. 13 Temmuz Sezen’in doğum günüydü ve ben program sonrası için bir kulüpte rezervasyon yaptırdım. Sezen ve ben programımız bitince arkadaşlarımızla kulübe gittik. Selma da programını bitirince geldi. Yanında çok güzel bir kız vardı. Yeğeniymiş. O kız Aysun’du. Tanışmamız böyle oldu.

Aysun Kocatepe: Selma Güneri halam olur. Belvü’de program yaparken sık sık annemle onun yanına gidiyorduk. O gece Sezen Aksu’nun doğum gününe gideceğini söyledi ve kendisine eşlik etmemi istedi. Hazırlıklı değildim. Çok ısrar edince kabul ettim. Kısmette o gece Ali’yle tanışmak varmış. Beni dansa kaldırdı. O gece arabasıyla bizleri eve bıraktı. Telefon numaramı istedi. Birkaç gün sonra arayıp Doğan Canku’nun doğum gününe davet etti. İlk kez buluştuk. Sonra arkadaşlığımız başladı. Kasım ayında bana evlenme teklif etti.

mavisehir-dergisi-ali-kocatepe5

Aysun Hanım, eşiniz Ali Bey ile aynı mesleği yapıyor hatta aynı sahneyi paylaşıyorsunuz? Bu durum hayatınıza nasıl yansıyor? 

Aynı sahneyi paylaşmanın avantajları da var, dezavantajları da… Birlikte çok doğal bir program yapıyoruz. Yaşanmışlıklar var, onları paylaşıyoruz. Birbirimizi destekliyor, iyi bir enerji yayıyoruz. İzleyicilerle sıcak ve samimi bir ilişki kuruyor sadece müziğimizle değil, anlattığımız anekdotlarımızla da ilgi topluyoruz. Tabii hem iş hem ev hayatımızda 24 saat birlikte olmanın getirdiği monotonluklar da oluyor. Zaman zaman ben ve Ali kendi arkadaş çevremizle ayrı ayrı birlikte olarak bu dezavantajı silmeye çalışıyoruz. Ortak zevklerimiz sinema ve tiyatroya gitmek, yürüyüşlere çıkmak, spor yapmak… Haftada bir iki gün yemeğe çıkıyoruz. Kızımızla da birlikte olmaktan zevk alıyoruz…

Aysun Hanım bu mesleği seçme hikayenizi sizden dinleyebilir miyiz? 

Çocukluğumda sokaklarda, evde, banyoda şarkı söylemeyi çok severdim. Rahmetli babam Çetin İnöntepe orkestra şefiydi ve şarkıcıydı. Bu nedenle de müziğin çok içindeydim. Avusturya Lisesi’nde arkadaşlarım bana hep şarkı söyletirlerdi. Ama şarkıcı olmayı hiç düşünmemiş, şarkıcılık hayalini hiç kurmamıştım. Tıp doktoru olmayı düşünürken Üniversitede ekonomi okumaya başladım. O arada Ali’yle tanışmam ve kısa bir süre içinde evlenmeye karar vermemiz düşüncemi yine değiştirmemişti. Evde, dostlarla birlikteyken şarkı söylemeyi seviyordum. Ali albüm yapmam için çok ısrarcı oldu. Sonunda ikna etti. Bu arada beni Timur Selçuk’a yönlendirdi. Solfej ve şan derslerine başladım. Uzun süre ders aldım. Ali’nin sahne çalışmalarında istek üzerine birkaç şarkı okuyordum. Sonra bir kulüpte, kaliteli ve düzgün müzikseverlerin önünde şarkı söylemenin çok heyecan verici ve zevkli olduğunu keşfettim. Üniversite konserleri ve ardından Ali’yle birlikte sahne çalışmaları başladı. Solo albümler yaptığım halde, sahnede çoğunlukla Ali’yle birlikte olmamız istendi. Biz de çok başarılı olduğumuzu görüp o sinerjiyle partner olarak çalışmaya devam ediyoruz…

Herkese iyi bir örnek olan bu evliliğinizden bir de İlkyaz isminde kızınız var. Kızınızla iletişiminiz nasıl? Ailecek en çok nasıl vakit geçirmekten keyif alıyorsunuz? Ailenizin olmazsa olmaz kuralları var mı? 

Aysun Kocatepe: İlkyaz kısa bir süre önce ayrı bir eve çıktı. Kendi kendine yetebiliyor. Sorumluluğunu biliyor. Ama yine de attığı adımlarda bize danışıyor ve bizimle paylaşmayı seviyor. Her konuyu rahatlıkla konuşup, tartışabiliyoruz. Üçümüz daha sağlıklı yaşamak ve daha iyi iletişim kurabilmek adına birlikte olduğumuz zamanlar çok rahat konuşabiliyoruz. İlişkimizde çok güzel bir farkındalık yaşayabiliyoruz. O da işinden dolayı sinemayı çok seviyor. Birlikte yemeğe de çıkıyoruz, sinema ve tiyatroya da gidiyoruz. Seyahatlerimiz de oluyor.

Olmazsa olmaz diye bir kuralımız yok. Herkes kendi düşüncesi ve doğrularıyla hareket eder. Bazı ortak noktalarımız var. Onları uygularsak daha iyi hissedeceğimizi düşünürüz. Örneğin sofraya herkes oturduktan sonra yemeğe başlamak gibi. Yemek öncesi bir şükür duası etmek gibi. Büyüklerimizi ihmal etmeyip aramak gibi… Haksızsak, gerektiğinde özür dilemek gibi…

Ali Kocatepe: Bebekliğinden itibaren İlkyaz’la çok iyi bir iletişim içinde olduk. Ona çok güvendim ve hiç yanılmadım. Her konuyu paylaşabiliyoruz. Her adımında ve kararlarında destek oldum. Bilgi Üniversitesi Sinema televizyon bölümünü bitirdi. Çok yaratıcı. Oyunculuğu çok seviyor. O da hobilerine benim gibi dört elle sarılıyor. Bu yönüne bayılıyorum… O benim kızım olduğu kadar da arkadaşım…

İzmir ve İzmirliler hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? 

Aysun Kocatepe: Ben doğma büyüme İstanbulluyum. İlk göz ağrım İstanbul. Önceleri Ali’den dolayı, Ali İzmirli olduğu için İzmir’e sıklıkla gidiyorduk. Sonra İzmir bende de bağımlılık yaptı… Özellikle son zamanlarda konserlerimiz nedeniyle İzmir’i iyice mesken tuttuk. Daha sık gider olduk… İzmir’in havası, suyu bir başka… Orada huzur buluyorum. Hele Kordon’da denize nazır oturup balığımı yiyip bir fincan kahve içtim mi, değmeyin keyfime… İzmir’in bende çok ayrı bir yeri var. İzmirliler, İzmir şarkılarını seslendirdikten sonra beni de İzmirli olarak kabul ettiler. Bir günlüğüne bile enerji toplamak için İzmir’e gidip İstanbul’a dönebilirim. Bugün için mümkün değil ama ilerde İzmir’de yaşamayı isterim. İzmirlilerin yanında kendimi çok rahat ve özgür hissediyorum. Yalnız İzmir’i değil, İzmirlileri de çok seviyorum…

Ali Kocatepe: İzmir benim tutkum ve anılarımın merkezi. Ailem, çevrem, okullarım ve ilk gençlik yıllarımda yaşadıklarım beni Ali Kocatepe yaptı. Yeni Asır Gazetesi, İzmir Radyosu, müziğe birlikte başladığım orkestra arkadaşlarım gelişmemde çok önemli rol oynadılar. Anne tarafım Giritli. 1924 mübadelesinde İzmir’e göç etmişler. Babam Elazığ’da doğmuş, İstanbul’da büyümüş, Çanakkale savaşında başından şarapnel, kasığından süngü yarası almış. Bir Gazi. İkisinin İzmir’de karşılaşıp evlenmesi ve benim doğmam da kaderin bir cilvesi… İyi ki İzmirliyim. Teşekkürler İzmir…

mavisehir-dergisi-ali-kocatepe2

Son olarak, yeni sahne projeleriniz var mı?

Yıllardır değişik sahne projelerine imza attık. “Aşk Tadında Rüya Gibi Şarkılar”, “Şiirler Şarkı Söyler”, “Müzikalite / Nereden Geldi Bu İlham Perileri” ve “Seferberlikten Cumhuriyet’e” gibi. 2017, Sabahattin Ali’nin 110’uncu doğum yılı. Metin Avdaç’ın Sabahattin Ali belgeselinden görüntüler alarak, Tiyatro yönetmeni Kemal Başar’ın sahneye koyacağı ve on Sabahattin Ali şarkısını mizansenlerle canlandırıp seslendireceğimiz konserlerimiz olacak.

İçten yaklaşımınız için çok teşekkür ederiz.

Biz de bu genç ekibe çok teşekkür ediyor ve başarılarınızın devamını diliyoruz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir