SELİN YENİNCİ İLE ÖZEL RÖPORTAJ

Selin Yeninci nasıl biri? Mesleğiniz gereği farklı rollere bürünebiliyorsunuz, sizi kendinizden dinlersek; hayat görüşünüzden, nelerden hoşlandığınıza, sizi siz yapan özelliklerinizden, korkularınıza kısaca bahseder misiniz?
Ben kendimden 3. tekil şahısla bahsetmeyen her an kendime daha da yakınlaşmaya, kendimle bir olmaya gayret eden, mutluluğumu, huzurumu, varoluşumu iş, maddiyat, kariyer üzerinden değerlendirmeden sırf bu hayatta yaşadığım için her gün şükreden biriyim. Hayatımı sevmek, aşkla yaşamak üzerine kurmaya gayret ediyorum. Mesleğime çok bağlıyım. Çalışmayı, üretmeyi bu yolla yeni insanlarla tanışmayı çok seviyorum. Aileme son derece düşkünüm. İstanbul’da yaşamama rağmen her anımızdan haberdarızdır. En hassas olduğum konu ailem.En tanımlayıcı özelliğim de neşeli olmam sanırım. Benim yakıtım neşe. Korkularım elbette var ama bunları minimuma indirmeye çalışıyorum, bizim topraklarda ‘Allah korktuğundan kurtarsın’ diye bir söz vardır. Korkularıma kapılmadan, direnç göstermeden, izin vererek teker teker veda etmeyi öğrendiğim bir dönemdeyim. Korkmayada izinliyim korkusuz olmayada. Herkes gibi yoldayım, öğrene öğrene yürüyorum kendimce.

Oyunculuğa başlama hikayenizi merak ediyoruz… Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? En fazla desteği kimden aldınız? Ailenizin desteği nasıl oldu?
Annem kendi çocukluğunda pazar sabahları TRT Radyosu’nda “Çocuk Saati” diye bir programı dinliyormuş. Benim de çocukluğum annem sayesinde pazar sabah 09.00’da kardeşimle birlikte çocuk saatini dinleyerek geçti. Bir gün programda ‘sınavla çocuk seslendirmeciler alınacaktır’ diye bir anons duyduk. Başvurduk. Üç ay boyunca bir takım meslek eğitimleri ve elemelerden geçtim ve sonra altı yaşında İzmir TRT Radyosu’nda ‘Çocuk Saati’ programında seslendirme yapmaya başladım. Belgesel, çizgi film, reklam seslendirip hem para kazanıyordum hem de yeni arkadaşlar ediniyordum. Hoşuma gitti, haftasonları da Karşıyaka Ziya Gökalp Kültür Merkezi’nde Zekeriya Hocalar yönetiminde provalara, çocuk oyunlarında oynamaya başladım. Bu sürece lise tiyatrosunda da devam ettim. İzleyen herkes, tüm öğretmenlerim oyuncu olmam konusunda beni yüreklendirdiler. Dolayısıyla ‘büyüyünce doktor olacağım dansöz olacağım ‘diye bir cümlem yoktu zaten TRT’de çalışıyordum, para da kazanıyordum, oyunculuktu yani benim işim. Geçenlerde sosyal medyadan bir mesaj aldım. Beş yaşındayken oyun arkadaşım olan sonra koptuğumuz eski bir arkadaşım yazmış: ‘o zaman da söylüyordun oyuncu olmak istediğini, hayalini gerçekleştirdiğini gördüğüm için çok mutluyum’… Başka bir meslek yapmayı düşünmedim.

Bir yandan da derslerimde çok iyiydim, anneme oyunculuk okumak istediğimi söylediğimde bunun benim için son derece sıradan, onun için korkunç bir karar olduğunu fark ettim. Annemin isteği üzerine ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü, kendi isteğimle 9 Eylül GSF Oyunculuk Bölümü sınavlarını kazandım. Oyunculuğu tercih ettim. ODTÜ konusu açılınca bir ah’lansa da maddi manevi en büyük destekçim ve rol modelim yine annem oldu.

Mezuniyet tezim esnasında Oyun Atölyesi oyuncu seçmesi yapacağını duyurdu. Haluk Bilginer’e zaten hayranım, gidip seçmede şansımı denedim, kazandım. Okulum biter bitmez de Oyun Atölyesi’nin yeni oyununda oynamak üzere apar topar İstanbul’a taşındım.

mavisehir-dergisi-selin-yeninci3

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir