SPOR YORUMLARIYLA FARK YARATAN ÜMİT AKTAN

Kendine has yorumları ve maç sırasında kimsenin aklına gelmeyecek benzetmeleri ile futbol severlerin yakından tanıdığı; Türk spor spikeri, gazeteci, yazar, program sunucusu Ümit Aktan ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarız.

Ümit Bey biraz kendinizden söz eder misiniz lütfen? Nerede doğdunuz, hangi okuldan mezun oldunuz, aileniz v.s.
Bir Egeliyim. Ana tarafım Turgutlulu yani ‘kasabalı’ eşrafından olup ben de Nazilli doğumluyum. İlkokul öncesi çocukluğum ise İzmir’de geçti.. Galatasaray lisesi ve Marmara Üniversitesi Basın Yayın yüksek okulu mezunuyum. Lisans üstü diploması edindim ve ayrıca şu anda biri özel üç üniversitenin İletişim fakültelerinde öğretim görevlisiyim. Aynı zamanda İzmir’de Fame City Halkla İlişkiler Basın Danışmanı olarak görev yapıyorum.

Yayın hayatına nasıl başladınız? Spikerlik düşündüğünüz bir meslek miydi?
1972 yılına kadar aktif bir futbol hayatım oldu. Daha sonra TRT sınavlarını kazandım ve 1 yıl kadar süren sınav-staj ve yeniden sınav kazanarak 1973 yılında TRT kurumuna spor spikeri kadrosuyla alındım. 3 yıl daha amatör olarak top oynamayı sürdürdüm.

Sporun en çok hangi dalını seviyorsunuz, neden?
Sporun beni en çok ilgilendiren branşı; içinde kontak olan, yani vücut vücuda temasın olduğu her türlü sportif mücadelenin takipçisiyimdir. Sahaların birbirinden ayrıldığı spor branşlarına sadece bilgi ve kültür amaçlı, biraz da mesleki bilgilenme açısından yakın dururum. Ancak beni cezbeden şey, bir saniye sonrasında ne olacağını; ne oynayan, ne seyreden, ne yöneten, ne de anlatanın bilmediği spor mücadelesidir. Bunun da en renkli örneği bu 1 saniyelerden 60 tanesinin bir dakika yaptığı ve o 1 dakikalardan en az 95 tanesini sadece bir maçta anlattığım ‘Futbol’ denilen oyundur. Cazibesi de buradan gelmektedir zaten..

Renkli ve kendinize has bir anlatım tarzınız var, TRT de uzun dönem çalıştınız; çalıştığınız dönemde hiç ceza aldınız mı?
TRT kurumunun en zor şartlarında 3000 saati aşan canlı yayın ve 4000 kadar maç yayını yaptım. Yasaklı bir kelimenin bile kullanılması durumunda ağır soruşturmaların yapıldığı dönemlerdi. Kulağım çekilmiştir ama ceza anlamında bir olay yaşamadım.

Canlı yayın her zaman en zor olandır. Canlı yayında başınıza ilginç olaylar gelmiştir mutlaka. En ilginci ya da sizin unutamadığınız bir olayı anlatır mısınız?
30 Ekim 1993 Manchester United-Galatasaray maçı mesela.. 6 Kasım’da Fenerbahçe’nin 10 kişi kalıp Galatasaray’ı 6-0 yendiği maç mesela.. 1974 Dünya Kupası Finalini oynayan Almanya- Hollanda maçı mesela.. Galatasaray’ın İsviçre’de Sion’u 4-1 yendiği maç mesela.. Türkiye’nin o zamanki adıyla Doğu Almanya’yı yendiği milli maç mesela.. Türkiye’nin Basel’de İsviçre ile 1-1 berabere kaldığı maç mesela.. O kadar çok ki..

mavisehirdergisi-umit-aktan2

Unutamadığınız bir maç ya da bir maç anınızı anlatır mısınız?
Old Trafford’da United Galatasaray karşısında 2-0 öne geçtiğinde bir atağımız sırasında biraz bağırmıştım ve sesim yanımda maç anlatan BBC spikerinin mikrofonuna kadar ulaşmış. O da canlı yayında şöyle diyor: ‘Bu duyduğunuz ses yanımda anlatan Türk spikerinin sesidir. Bizim yayına kadar geliyor. Bağırdığına göre her halde bizim görmediğimiz bir şey gördü..’ Benimle dalga geçiyor. Maç biterken ve 3-3’lük skor ortaya çıkıp elimizden zor kurtulduklarında ise yayını şöyle kapatıyor: ‘yanımda maç anlatan Türk spiker hakikaten bizim görmediğimiz bir şey görmüş..’ Bu sözler BBC’nin İngilizce orijinal anlatımında var. Ve maçtan sonra benim elimi sıkıp meyve suyu ikram ettiği anı unutamam..

Kendinize rol model olarak seçtiğiniz biri oldu mu?
Bu meslekte herkes birinin etkisinde ve yolunda başlar ve sonra kendi tarzını bulup oluşturabilirse ismi kafalara çakılır ve ömrü uzun olur. İşte o zaman bir maç bittiğinde ‘o maçı anlatan adam var ya..’ olmazsınız, ‘Ümit Aktan’ın anlattığı maç var ya..’ olursunuz. Ben de Halit Kıvanç ustamın yolunda başladım ama ikinci sözü söyletmeyi hep denedim..

Dünya Kupası hakkında yorumlarınızı alabilir miyim?
Dünya Kupası çok özel bir organizasyondur. Asla ve asla rakamsal özellikler ve istatistiklerle anlatılamaz… Sonunda başlıyor… Bir kez daha 32 takımın kimi sıkıcı, kimi zevkli, ama bir çoğunun bayrağını ve insanını karşılıklı olarak belki de bir daha asla göremeyeceğimiz dünyanın kupası başlıyor. Her zaman bir takım sayesinde bir ülke çıkmış ve gönülleri fethedip sonunda onlara ‘yazık oldu’ demişizdir. Sona bildikler kalmıştır ama.. Değişmeyen gerçek de budur.. Mesela Belçika.. Çok iyi şeyler yapıp bir yerlere kadar gelebilecektir.. Tıpkı geçmişte Arjantin, Hollanda ve hatta Türkiye için bütün dünyanın ‘yazık oldu’ dediği gibi.. Ama sonunda ev sahibi 7 maç oynayacaktır. Ama sonunda Almanlar mutlaka olacaktır.. İtalya bir yerlerine gelebilecektir kupanın hep olduğu gibi… Amerika sempati toplayacaktır.. Tıpkı Bosna-Hersek’in de toplayacağı gibi.. ‘İspanyollar da bitmiş’ deme ihtimalimiz yüksektir, aynı İngiltere’nin en fazlasının guruptan çıkmak olacağı gibi…. Portekiz ve denkleri bir yerlerde lastik patlatacak ve yolda kalacaktır.. Adamlarına yaslananlar sona ulaşamayacak, takım olabilenler daha öteye geçebilecektir..

Futbol seneler içerisinde bazı değişim ve gelişmeler gösterdi. Sizin bu konu hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim? Futboldaki bu değişim ve gelişmelere eklemek istedikleriniz var mı?
Futbol değişiyor. Daha atletik, daha çabuk ve daha güçlüler, artistleri ve solistleri sayı olarak azaltıyor. Zaten bu nedenle kimse Messi’yi kimin marke ettiğini değil, Messi’nin markajcısını nasıl geçtiğini hatırlıyor. Çünkü bahis oyunları işin içine girip olayı tamamen ruhundan sıyırıp alınca, oyunda cazibesini kaybediyor. Ama asla tamamen kaybedemez. Siz bana dünyada bir cami ya da kilise söyleyin ki içine her hafta 50 bin kişi gelsin… Mümkün değildir. Üstelik cami ve kilise bedavadır oysa her hafta maça gitmek en az 300 liraya mal olur yolu ve yemeğiyle birlikte.. Yarı yarıya mutsuz olma şansınız olduğu gibi kafanızın kırılması ihtimali de cabasıdır bir statta.. Oysa cami veya kilisede dualarınızın kabul görme ihtimali yanınıza kalan kâr olabilir.. Futbol hatalar oyunudur.. En az hata yapanın kazandığı bir oyundur..  Ama hepsinden önemlisi ‘bir oyundur..’

Karşıyaka ve Karşıyaka Spor Kulübü (KSK) futbolu hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Bir İzmir aşığıyım. Daha önce de 5 yıl Yeni Asır gazetesinde ve çeşitli yayın organlarında Spor müdürlüğü yaptım. Ve hep Güzelyalı’da oturdum.. Bunun en büyük avantajı Karşıyaka’yı karşı kaosun içinde yaşamak, ama karşılığında da her akşam üstü, her gece ve her sabah dünyanın en güzel manzarasını seyretmektir.. Karşıyaka’yı seyretmek Karşıyakalıya değil, karşı yakasında oturan birine nasiptir. Bu nedenle Karşıyaka olgusunun, sakinliğinin dışında ama tam karşısında yaşamayı tercih ettim hep… Ayrıca maç seçeceksem Karşıyaka, ya da Göztepe maçına giderim… Ama asla birbirleriyle oynadıklarında değil… Çünkü gerilimi, ateşi severim ama yangını asla…

Samimi tavrınız ve içten yanıtlarınız için çok teşekkür ederiz.

mavisehirdergisi-umit-aktan3

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

1 Comment

  1. Pingback: Mavişehir Dergisi Haziran 2014 | En İyi Dergi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir