MİRASIN REDDİ ve HÜKMEN REDDİ KAVRAMLARI

4721 Sayılı Medeni Kanunumuz gerek yasal ve gerekse atanmış mirasçılara “mirası reddetme” hakkı tanımaktadır. Mirası reddetme hakkı Medeni Kanunumuzun 605 – 618. maddeleri arasında ret hakkı, ret beyanı, ret süresi ve ret halinde sorumluluk gibi başlıklara ayrılarak düzenlenmiştir.

Miras reddi hususunda en önemli nokta şüphesiz süre bakımından getirilen yasal kısıtlamadır. Zira miras, miras bırakanın ölümünden sonra ve yalnızca belirli bir süre içinde redolunabilmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 606. ve 607. Maddelerinde kural olarak mirasın reddi süresi, 3(üç) ay olarak belirlenmiştir. İlgili madde metninde yer verildiği üzere “Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.” Dolayısıyla mirasçılık ölümden daha sonra öğrenilmişse, sürenin başlangıcı öğrenme tarihi olacaktır. Bununla birlikte Medeni Kanun’un 615. Maddesinde yer verildiği üzere önemli sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış olan ret süresini uzatabilecek veya yeni bir süre tanıyabilecektir.

Yine 607. madde metninde yer verildiği üzere “Koruma önlemi olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi, yasal ve atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından kendilerine bildirilmesiyle başlar.” Zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve icra takibi yapılması, mirasçının ret hakkını ortadan kaldırmayacaktır.

Ancak, ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı, mirası reddedemeyecektir.

Mirası ret her bir mirasçının ayrı ayrı sahip olduğu bir hak iken mirası reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı kendi mirasçılarına geçecektir. Bu husus Medeni Kanunumuzun 608. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde metninde devamla “Bu mirasçılar için ret süresi, kendilerinin mirasbırakanına mirasın geçtiğini öğrendikleri tarihten başlar. Ancak bu süre, kendilerinin mirasbırakanından geçen mirasın reddi için mirasçıya tanınan süre dolmadıkça sona ermez. Ret sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse; bunlar için ret süresi, önceki mirasçılar tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri tarihten işlemeye başlar.” Düzenlemesi yer almaktadır.

Bu noktada mirasın reddolması halinde terekenin durumuna da kısaca değinmek gerekecektir. Yasal mirasçılardan birinin mirası reddetmesi halinde onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, diğer hak sahiplerine geçecektir. Mirası reddeden atanmış mirasçının payı ise, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça, mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalacaktır.

En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilecek ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilecektir.

Miras reddine ilişkin prosedürün uygulamada kötüye kullanılmasını önlemek ve mevcut alacaklıların haklarının korunmasını sağlamak amacı ile Türk Medeni Kanunu’nun 617. maddesi ile bu hususta mirasçıların alacaklılarına yönelik düzenleme yapılmıştır. Şöyle ki; mirasçı mevcut alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilecektir. Mahkemece mirasın reddi işlemi iptal edildiği takdirde miras tasfiye edilecektir. Bu suretle tasfiye edilen mirastan reddeden mirasçının payına bir şey düşerse bundan, önce itiraz eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların alacakları ödenir. Arta kalan değerler ise, ret geçerli olsa idi bundan yararlanacak olan mirasçılara verilir.

Uygulamada fazlasıyla ortaya çıkan bir husus olarak; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından murisin, geride kalan eş ve çocuklarına bağlanan dul, yetim aylığı, ölüm aylığı gibi aylıklar, murisin terekesi içinde kabul edilmediğinden; mirasçıların bu aylıklar için yaptıkları başvurular mirası kabul olarak değerlendirilmemektedir.

Mirası reddetmek isteyen mirasçı ret iradesini, miras bırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine yazılı veya sözlü olarak beyan etmelidir. Türk Medeni Kanunu 609. maddesinde düzenlenen ret istemi niteliğinden ötürü, sulh hâkimine ulaştığı andan itibaren hüküm ifade edecektir.

Ret beyanı kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Ek olarak mirasın reddi prosedüründe kısmi ret durumu söz konusu olmamaktadır. Süresi içinde yapılmış olan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi gösteren bir belge verilir.

Yasanın tanımış olduğu 3(üç) aylık süre içerisinde miras reddedilmediği takdirde mirasçılar kural olarak mirası kabul etmiş sayılacaktır. Ancak bu durumun önemli bir istisnası vardır ki bu ihtimal de Medeni Kanun’un 605. Maddesinde düzenlenmiştir. Belirtilen madde metni “Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.”  Şeklinde olup uygulamada bu durumun “Mirasın Hükmen Reddi” şeklinde de isimlendirilmektedir. Özetle miras bırakanın aciz halinin açıkça belli olması veya resen tespit edilmesi halinde mirasçıların sessiz kalması mirasın kabul edildiği sonucunu doğurmayacaktır. Aciz halini murisin vefatı tarihindeki borçları, alacakları ve tüm hakları da dâhil olmak üzere mal varlığından fazla olması şeklinde tanımlamak mümkündür. Bu borca batıklığın resmen belirlenmiş ya da en azından belirlenebilir olması gerekmektedir. Örnek olarak aciz vesikası veya iflas kararı alınarak bu husus tespit edilebilir.  Ne var ki mirasçı aciz haline rağmen mirası kabul etmek istiyorsa bu durumda iradesini açıkça ortaya koymalıdır.

Mirasın hükmen reddinin söz konusu olduğu durumlarda olağan miras reddi durumundaki 3(üç) aylık süre koşulu yoktur. Mirasın hükmen reddolunduğunun tespiti her zaman talep edilebilecek ve tereke alacaklılarına karşı her zaman ileri sürülebilecektir.

Mirasın hükmen reddedildiğine ilişkin mahkemece verilecek karar tüm mirasçılar bakımından sonuç doğuracaktır. Mirası reddetmek isteyen mirasçı yalnızca terekenin borca batık bulunduğunu beyan ederek ispatlamakla yükümlüdür. Mirasın hükmen reddi ayrıca önceden bir beyanda bulunmaksızın alacaklarının mirasçılar aleyhine açtıkları alacak davalarında da ileri sürülebilir. Ancak hukuki açıdan daha güvenli olan yöntem terekenin borca batık olduğuna ilişkin hükmen ret davası açılmasıdır. Söz konusu dava alacaklılara husumet yöneltilerek açılmaktadır.

Medeni Kanunun en temel ilkesi olan dürüstlük kuralının gereği olarak, mirasçılar tarafından mirasın kabul edildiğine dair davranışlar sergilenmiş olması halinde, mirasın hükmen reddine ilişkin talebin haklılığı ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla bu doğrultuda miras hissesine ilişkin yapılan sözleşmeler, tenkis veya paylaşım davaları açılması, veraset ve intikal vergi beyannamesi verilmesi gibi durumlar Yargıtay tarafından mirasın kabulünü gösterir durumlar olarak kabul edilmiştir.

Miras hukuku açısından büyük önem arz eden özellikle mirasın hükmen reddi, uygulaması oldukça fazla olmasına rağmen uygulamada ortaya çıkan belirsizlikler nedeniyle çok farklı şekillerde uygulanmakta ve yorumlanmaktadır. Mirasın reddine ilişkin hükümlerin kanunda detaylı düzenlenmemiş olmaması ve yasal sürelerin kısa olması nedeniyle de bu uygulamalar beraberinde bir takım sorunları getirmekle birlikte temel olarak mirasçıları korumaya yönelik olarak Türk Medeni Kanunu’nda yer alan bir müessesedir.

Av. Kemal BUĞDAY

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir