KADIN OLMANIN DAYANILMAZ ZEVKİ

Türk toplumu olarak, genellikle yaşamımızı etkileyen olaylar bile olsa pek çok konuyu “sorgulamayan” bir karaktere sahibiz. Sağdan-soldan duyduğumuz birkaç bilgi ile “aslan” kesiliriz. Hatta olayın boyutunu o kadar aşarız ki, sonunda biz bile anlattıklarımıza inanır hale geliriz.

Bir yıl içinde yaşadığımız 365 günün bazı günlerini bildiğiniz gibi bütün dünya ülkeleri ile birlikte kutluyoruz. Örneğin; Sevgililer Günü, Kadınlar Günü… Pek çok kişi bu iki günün neden dünyada kutlandığını bilmeden kutlamakta… Haydi “Sevgililer Günü” bir derece ama neden halen öğrenemedik “Kadınlar Günü”nün dünyada bizim bildiğimiz anlamda kutlanmadığını… Öğrencilerime soruyorum, neden “Kadınlar gününü” kutluyoruz diyorum. Pek çoğu: “kadınları” hatırlamak için diyor. Kadınları neden hatırlamamız gerekiyor dediğimde ise verilecek yanıt bulamıyorlar.

Halbuki, “Dünya Kadınlar Günü” ya da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”, her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır. İşin daha derin boyutu ise; 8 Mart 1857’de ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi “çalışma koşulları” istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlamıştır. Ancak polisin saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda “129 kadın işçi” can vermiştir. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katılmıştır.

mavisehir-dergisi-meltem-onay2

Nereden nereye değil mi? Aslında 8 Mart’ın özel bir kutlanma nedeni varmış da bizler bunun farkında değilmişiz. Sadece kadın olmanın değil, bir birey olmanın da “hak” arayışıymış. “hak aramak” denilence birden çok eskilere gittim. Yaşamımı sorguladım, hangi konularda bir “kadın” olarak haklarımı ne ölçüde aradığımı düşündüm. Birden gülümsedim ve yıllar yıllar önce, kimsenin daha evlendikten sonra, kendi “kızlık” soyadını kullanma isteğinde bulunmadığı dönemlerde bu hakkımı, eşimden istediğim günler aklıma geldi.

Evlendiğimizin her halde ilk yıllarıydı. Eşime ben “eski soyadımı” kullanmak istiyorum demiştim. İlk defa böyle bir olayla karşılaştığına inandığım eşim: “bunun nedenini” bana sormuştu. Ben de sakin bir ifadeyle: “Benim babam çok erken yaşta öldü, onun iki kızı vardı ve doğal olarak onun soyadını sürdürecek başka kimse olmayacak, müsaade edersen bu soyadını ben ölünceye kadar sürdürmek istiyorum” demiştim. Kısa bir sessizlikten sonra, bu sözlerinin üzerine ne diyebilirim diyerek beni onaylamıştı. Yıllar boyunca ben iki soyadımı kullanmıştım evliliğim süresince…

Bu tamamen benim kanımca bir “hak” arayışı değildi. Zaten olması gereken konulardan biriydi. Bir kadının “çalışma hakkı”, “boşanma hakkı” olmalıydı. Kadınları bir “fanus” içinde büyütmenin büyük bir hata olduğunu düşünüyorum. Toplumun “ön yargıları”nın bu bakış açısı içerisinde değişmesi gerekiyor. Üniversitede okuyan kız öğrencilerime her zaman:”hem anne olacaksınız hem de çalışacaksınız” şeklinde öğütlerde bulunuyorum. Erkek öğrencilerime de:” sizinle birlikte şu anda aynı sıkıntıları çeken kız arkadaşlarınızı unutmayın” diyorum.

Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde çocuklar daha doğdukları andan itibaren “cinsiyet ayrımcılığı” ile karşı karşıya geliyorlar. Eğer bebek erkek ise “mavi”, kız ise “pembe” giydiriliyor. Neden böyle bir ayrım yapılıyor ki? Kız çocuklar doktor, avukat, mimar olmak istedikleri zaman, aileleri neden onları daha kolay mesleklere yönlendiriyorlar ki? Neden kız öğrenciler “hemşire, sekreter, öğretmen, hatta hep bankacı” olmak zorunda ki? Neden toplum “kadınları” kırılacak bir eşya olarak görüyor ki? Aynı güce ve bilgeliğe sahip olduğumuzu neden toplum fark etmiyor mu?

Hak arayışı çocuk yaşta başlar. Bir çocuğa haklarını anlatmak ve bu haklarını korumayı öğretmek öncelikle anne ve babasının görevidir. Çocuk yaşlarda bir çocuk ya da “birey”, okul yıllarında bir öğrenci ya da “birey”, iş yerinde bir çalışan ya da “birey” olduklarını insanlara öncelikle hatırlatmak gerekiyor. Eğer siz kendinizi önemsemiyorsanız, hiç kimsenin de sizi önemsemeyeceğini unutmayın lütfen…

Bir toplum içinde yaşarken, “insan haklarımı” bilmek zorundayım. Birisi bana zorla hiçbir konuda baskı yapamaz. Çünkü ben öncelikle “bireyim”. Kendi ayakları üzerinde duran, ne erkek ne de kadınım. Her cinsin kendine has farklılıkları var. Ben, bu farklılıklarımı bir zenginlik olarak görüyorum. Kendi SWOT analizimi yani “güçlü ve zayıf yönlerimi” çıkarma cesaretini gösterebiliyorum.

Yıllar önce Boğaziçi Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada: “hayatınızda hiç protesto eylemlerine katıldınız mı?” diye bir soru vardı. Türkiye henüz “gezi” olayları ile karşılaşmadığından bu soruya çok düşük yanıt verilmişti. İşin gerçeği de budur zaten…İtiraz etme lüksü pek olmayan bir ülke olarak genellikle “salla başını al maaşını” zihniyeti ile yetiştirildiğimizden çoğu zaman “susmayı” tercih ederiz. İyi de nereye kadar? Nereye kadar susacağız? Bir, iki, üç… Bence yeter artık.

mavisehir-dergisi-meltem-onay4

Kadın olmanın dayanılmaz “zevki”… Kadın olmak aslında o kadar güzel ki… Zarif ve güzel bireyler olmanın zevkini çıkarmak gerekiyor. Anne olmak gibi kimsenin yaşamadığı muhteşem hazzı yaşayan kadınlardır… Daha pozitif dünya görüşü ile daha sakin ve huzurlu günler geçiren kadınlardır. Daha stressiz, daha mutlu, daha güvenli yaşamları vardır kadınların…

Bir “güneşin batışını” bir kadın daha güzel algılar; sevdiği kişi ile “el ele tutuşmaktan” daha zevk alır kadın, kavga yoktur, kırma-yıkma yoktur kadının düşüncelerinde; gülümseyerek bakar kadın çevresine; yıkıcı değil toplayıcıdır kadın; sevgi ile koşulsuz sevginin ayrımını iyi bilir kadın.

Bir anda çok işi yapabilir, bir anda kalbinde çok kişiyi sevebilir kadın. Yöneticidir, idarecidir, enerjiktir, affedicidir kadın. Kısacası; kadın olmanın hazzı, mutluluğu başkadır. Kadınları, kendi içlerine “hapsetmediğiniz” sürece mutlu olur. Mutlu oldukça da mutluluk yayar çevresine.. Bırakın kadınlar güçlerini göstersinler. Haklarını aramayı bilsinler.

8 Mart “Emekçi Kadınlar Günü”nüz kutlu olsun. Anne olmak “emek” ister. İyi eş olmak “emek” ister. Öyleyse bütün yaşamı boyunca çok da sesini çıkarmadan yaşayan kadınlarımızın bu güzel günlerini kutluyorum.

İyi ki, bir erkek evlat sahibiyim ki, “kadına değer veren” bir birey yetiştiriyorum…

Sevgiyle kalın

mavisehir-dergisi-meltem-onay3

Mavişehir ve İzmir'in en sevilen genel kültür, magazin ve güncel hayat dergisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir